muzlu süt

piyano çalmayı bilmiyorum piyano çalmayı bilmiyorum
gelin size bi hikaye anlatayım.

yıl 2004, 8. sınıftayım. o zamanlar hem efendiliği, hem çalışkanlığıyla parmakla gösterilen tiplerdenim. akranlarım arasında popülaritemin haddi hesabı yok. yakışıklı olduğum için değil, yaptığım her işte en iyilerdendim. ankara'nın zamanının en popüler kolejlerinden birini burslu kazandım. aramın iyi olduğu bi eleman var aynı dershaneye gidiyoruz onla. çocuk eski milletvekili çocuğu, amcası da hala iktidar partisinde vekil. bi şehrin bilinen ailelerinden. ankara kavaklıderede oturuyorlardı o zamanlar. iki daireyi birleştirmişler, biri sadece çocuğun. oyun odası, çalışma odası falan hep ayrı. banyosunda gördüğüm şampuanları şimdi gratiste falan görmedim. bakıcısı var, biraz kilolu olduğu için dershanenin 4. katına her gün özel koltuğunu çıkarırdı kadıncağız. bi gün evlerine çağırdı beni, play station oynayacağız. şoförü geldi, takım elbiseli kravatlı bi adam, götürdü bizi eve. allah'tan evde atari falan oynardım da çok yabancı değildim mevzuya. ps1 ya da 2, hangisini oynadık hatırlamıyorum.

tabi biz oynarken o kadıncağı sürekli hizmet ediyor. yemek falan yedik arada, çerezler meyveler gırla. ikramı geri çevirmek ayıp bizde, mecbur yedim her getirdiklerini. mecbur dediğime bakmayın baya keyifle yedim ama kusmak üzereyim artık. velhasıl saat 6'ya kadar izin almıştım evdekilerden, söyledim de benim 6'da gitmem lazım deyü. kadın fırladı hemen gitti içeri, elinde köpüklü bişeyle geldi. ulan ayran desen değil, bu kadar koyu kıvamlı ayran olmaz. öyle ayran ikram edecek, bizim gibi köylü tipler de değiller. sonra bi hüplettim köpüğü, muzlu süt. annskm, o nasıl güzel bi tat öyle. ben höpürdetiyorum o geliyor. bardak da öyle kerhane bardağı gibi "iç siktir ol git" bardakları gibi küçük değil. lıkır lıkır içtim ama nasıl keyif alıyorum. bi yandan da bitmesin diye az az içiyorum. neyse boş bardağı vurdum masaya, kadın "biraz daha koyayım mı?" dedi. e yine ayıp mına koyim, ikinci bardak istenmez. sikeyim öyle ayıbı, bu nasıl toplum ahlakıysa. "çok teşekkür ederim, geç kalmayayım fazla" deyip çıktım evden. bırakalım falan diye ısrar ettiler baya ama benim kuyruk dik tabi, aklım da muzlu sütte.

bilenler bilir, çok mesafe yoktur kavaklıdere ile kızılay arasında ama yürürken de bitmez o yol. nasıl yürüdüm hatırlamıyorum, içim içime sığmıyor koşacağım neredeyse. niye peki? eve gidip anneme muzlu sütü anlatcam, bana bundan yap diye. allah olmayana da versin, çok şükür muzu sütü alacak kadar memur gelirimiz vardı. o zamana kadar içtiğim en güzel şey belki de.

hasılı kelam, bindim otobüse yardırdım eve. girdim kapıdan annem sordu naptın ne ettin nasıl geçti günün diye. önce dersleri sordu tabi, sonra misafirlikte ne yaptın dedi. anlattım, şöyle oldu böyle gittik evleri şurda falan filan. en son "anne yeaa, bebenin bakıcısı bi süt getirdi böyle muzlu, ama çok çok köpüklüydü, tadı da çok güzeldi her yeri muzluydu, bana ondan yapsana.". "e oğlum mikserde çekmiştir muzla sütü, ondan köpürmüştür o, hafta sonu süt gelsin ben de yapayım sana.". günlerden çarşamba, hafta sonu gelmek bilmedi, sütçü zile bastı, normalde yukarı kadar getirir ama ben indim aldım hemen. "anne kaynatalım da hemen yap şunu" deyince bi gülümsedi valide hanım.

yaptık, köpürttük. iki günde bir bi sürahi muzlu süt yaptırırdım. yoğurt yapmaya süt kalmazdı. sütçüden alınan süt miktarı 5'ten 10'a çıktı. valideyi usandırınca mikseri kullanmayı da öğretti. höpürdete höpürdete içtim aylarca.

şimdi başlığı görünce aklıma geldi, akşam gidip bi mikser alayım evde kendim yaparım. höpürdetcem.
3

atatürk e benzeyen adam

marimar marimar
evet yaptığı şey bayağı bayağı sömürü de bu adamın son zamanlarda bu kadar tü kaka olmasının sebebi ne acaba, insan hayret ediyor. bence kupaya,tişörte,çay bardağına ve bilimum eşyalara basılan atatürk resminden hiçbir farkı yok.mantık aynı,daha çok satalım daha çok kazanalım.bunu söylediğim için üzgünüm ama bir değeri ne kadar metalaştırmaya çalışırsanız o kadar değersizleştiriyorsunuz.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

ceydaalat ceydaalat
bakın bu fotoğraflarda çakıl ve aslan'ı görüyorsunuz.








ilk fotoğrafta solda duran çakıl, sağdaki biraz büyük olan aslan.

çakıl'la iki yıl önce tanıştım, sokak köpeğiydi o zamanlar, bir trafik kazası geçirmişti ve sol arka bacağını kullanamıyordu. babamla ameliyat ettirip bakımını üstlendik ve sahiplendik.
sokak köpeği olduğu için evde kalmayı reddetti resmen hayvan, dışarı çıkmak için ağlıyordu sürekli, biz de binamızın bahçesinde bir kulübe yaptık, özgür bir sahipli köpek o.

şimdi benim konuşmak istediğim aslan. aslan'la geçen yıl mayıs akşamı tanıştık. giriş katında evimiz. balkonda lily (evde baktığım küçük ırk bir köpek) ile otururken gelip camdan pati attı bize. yemek verdik, ilgilendik, bugüne kadar baktık. bugüne kadar diyorum çünkü aslan'ı yarın götürecekler.

aslan çok eziyet çekmiş bir köpek, kulakları kesilmiş. biz burada bakıp beslerken onu 10-15 yaş grubu çocuklar bu yavrucak uyurken tekmelemiş, kafasına tuğla atmış.

aslan bu olaylardan sonra o yaş grubu çocukların üstüne havlayarak gitmeye başladı, korkusundan. bugüne kadar kimseyi ısırmadı, saldırmadı. sadece havlayarak çevresinden uzaklaştırmaya çalıştı.

ailecek sokaktaki insanlarla papaz olduk bu yavrucak yüzünden, bugün de aslan bir çocuğa havlarken komşulardan biri allah belanızı versin yeter diye bağırınca annemin kahroluşunu gördüm. annem artık çaresizlikle belediyeyi aradı ve yarın bu minnoş dosta veda edeceğimi öğrendim.

insanların nasıl bir cana kıydıklarını anlamıyorum.
ben bir köpeği eğitebilirken, insanların çocuklarını nasıl eğitemediğini anlamıyorum.
ben bir muhtaç olan bir canı doyururken, insanların nasıl bu kadar bencil olduğunu anlamıyorum.

sadece içim buruk, alıştığım bir arkadaşa veda etmek zorunda kaldım ve 20 küsür yıldır yüz yüze baktığım insanlar.
5