1 mayıs 1977

2 /
black blood black blood
tamamıyla kenan evren denen, her türlü hakaretin iltifat kalacağı sütü bozuğun yaptırdığı katliamın tarihidir.

kendisi katliamdan bir gün önce cia ajanlarını tam gösteri yapılacak yerin karşısındaki otele yerleştirmiş, işi bitince de hemen ertesi gün otelden bunların kayıtlarını sildirdiği ortaya çıkmış ve belgelerle ortaya konmuştur.

şuna da örnek oluşturabilir:

(bkz: ben orospu çocuğuyum demenin bin yolu)
cyrano de berkecan cyrano de berkecan
vaktiyle ibrahim kaypakkaya'yı hain ilan eden devlet aşığı 'aydınlık' tayfası tarafından sola ihale edilmeye çalışılan katliam.

halil berktay denen, ne idüğü belirsiz herifin: "aha belgeleri, solcular yabmış!" diyerek ortaya atılacağı günü bekliyorum şahsen. mevcut hükümetle birlikte tarihi yeniden yazmaya girişen ve devlet kıçı yalayan güruhun politik geçmişlerine kabaca da olsa göz atın.

kendine atfettiği sol kimlikle kontrgerilla aklamaya girişen zevata bütün nefretimle...
kısa çöp kısa çöp
solcu olmayan bir vatandaşa(bazı "solcu"lara da) izmir'i türkler yaktı, kurtuluş savaşı anti emperyalist değildir,ermeni soykırımı vardır, kürtler anadilinde eğitim almalı dediğimizde hangi tepkiyi alıyorsak 1 mayıs 1977'nin asıl sorumluları da solculardır dediğimizde solculardan aynı tepkiyi alıyoruz.
büyük bir tabuydu ve yıkıldı, yeniden daha sağlıklı bir şekilde yorumlanması gerekiyor.
holden caulfield versus tyler durden holden caulfield versus tyler durden
birikim dergisinde çıkmış bir yazı;


istanbul valisi, çehresinde ve tüm bedeninde asap seğirmeleriyle, taksim’de 1 mayıs mitingine verilen devlet müsaadesini açıkladı. verilen onca mücadeleyle âlâkasızmış gibi, bir lütuf gibi açıkladı bunu.

talimat suretinde bir lütuf: “hükümetin ve ilgili bakanlıkların bu konudaki talimatı, bugünün bir bayram havası içerisinde, demokratik olgunlukla tüm tarafların arzuladığı barış ve hoşgörü ortamında geçmesi” idi. bunun için, “geçmişteki olumsuzlukların yaşanmadığı bir olgunluk” talim ve tamim ediliyordu. bu tamimin aynı zamanda, (kendiliğinden ya da teşvik ve tahrikle meydana gelebilecek) olası bir nahoşlukta “bakın tedbir almayınca neler oluyor!” demek için fırsat pususuna yatmak anlamı taşıdığını, bu memleketin insanları olarak, iyi biliyoruz. (1 mayıs’tan önce yazılmış bir yazıyı okuduğunuzu ekleyeyim.)

polisin yıldönümü

1 mayıs, 1977’den itibaren, türkiye’nin atanmışıyla seçilmişiyle topyekûn yönetici sınıfının ve topyekûn hâkim sınıflarının en uzun menzilli demagoji silahlarından biri olmuştur. ümit bektaş’ın 1 mayıs ’77 sonrasından derlediği gazete kupürleri, bu demagojinin miladına tanıklık ediyor. birikim’de 1 mayıs 2006 vesilesiyle yazdıklarımı tekrarlarsam: kan dökenlerin, kanı dökülenlerin kafasına kaktığı bir “kanlı 1 mayıs” öcüsünün hemen ilk anda nasıl yaratıldığını bu manşetlerde görebilirsiniz. çok geçmeden, katliamın “komünist tertibi” olmadığı, “solcuların solcuları kır”madığı, “işçi bayramını kana bulayanların” “maocu vatan hainleri” değil devletin gayrınizami harp aygıtı olduğuna ilişkin alâmetler ortaya çıktı. otuz üç yıldır, alâmetten öte, güçlü veriler birikti. otuz üç yıla gerek yok, en geç 1980’lerin ortasından beri, sol basına gerek yok, ‘ana akım’ gazeteleri okuyan her sağduyulu insan, bunun böyle olduğunu bilebilir. bugün hürriyet gazetesi bile, 1 mayıs tarihçesi özetlerken, sular idaresi’nin çatısından ve ıntercontinental otelinin üst katlarından açılan ateşten, panzerlerin paniğe kapılan kalabalığın içine dalmasından söz ediyor.

buna rağmen, atanmışıyla seçilmişiyle yönetici sınıf, otuz üç yıl boyunca, insanın kanını donduran bir yüzsüzlükle “kanlı 1 mayıs”ı 1 mayıs’ın, 1 mayısçıların siciline yazmayı ve bunu topluma böyle anlatmayı sürdürebildi. 1 mayıs, nisan ortasında tepe tepe kutlanan polis haftasına bağlanan bir “polis etkinliği” niteliğini kazandı. rejimin ve hakim sınıfların toplumsal muhalefeti kriminalize etme reflekslerinin ve usullerinin billurlaştığı bir ‘yıldönümü’ oldu 1 mayıs.

sağ işte budur!

bu kampanyada atanmışıyla seçilmişiyle yönetici sınıfın bilhassa hevesli destekçisinin, milliyetçi-muhafazakâr medya olduğunu kaydetmeliyiz. akp devrinde de, hem hükümete hem polis ‘teşkilâtına’ koşulsuz destek uğruna, 1977 1 mayısının ruhunu yaşatmaktan geri kalmadılar. geçen seneki iç harp önlemleri ve gaz saldırısı, ergenekon’un planladığı bir tertibin önünü alma kaygısından kaynaklandığına dair gizemli rivayetler kulaklara fısıldanarak meşrulaştırılmaya kalkılmıştı örneğin… ergenekon’un 1 mayıs ‘77’ye uzanan izlerini sürmek yerine, 1 mayıs öcüsünü böylece bir öcüye dönüştürülen ergenekon’la yeniden gazlamaktı bu. yeni asya’nın 1977’de taksim’deki katliam için utanmazca attığı “sol işte budur” manşetini tersine çevirmeliyiz: “sağ işte budur.”

olay mahalli taksim

1 mayıs’ın bir veçhesi emek hareketinin enternasyonal dayanışma günü olmasıysa, türkiye’de diğer veçhesi, bir kitle katliamının yıldönümü olmasıdır. toplumsal muhalefete karşı yürütülen gayrınizamî iç harbin en korkunç vakalarından birisi olmasıdır. 1 mayıs 1977, türkiye’de, emek hareketini ve solu terörize ve kriminalize etmenin önemli bir merhalesidir. zaten son yıllarda inada binen “taksim” talebi, evet, solda bazı reisliklerce gövde gösterisinin, militan bileylemenin bir aracı olarak görülse de, burasının 1 mayıs ’77 katliamının mahalli olmasıyla ilgiliydi. taksim, olay mahali olarak, suç mahali olarak sembolik bir önem taşıyor ve taksim’de inat etmek, bu korkunç olayı unutturmama endişesinin, onunla yüzleşme çağrısının ifadesiydi.

şimdi, taksim’in otuz üç yıldan sonra tekrar işçi bayramına açılması, 1 mayıs’ın bu ‘yerli ve millî’ veçhesi bakımından ne anlama geliyor? taksim’in açılması, 1 mayıs ’77 katliamıyla hesaplaşmaya, bu olayın travmasıyla yüzleşmeye de açılmak anlamına gelir mi?

seçilmiş ve atanmış yönetici sınıf, taksim’i açarken, geçmişle hesaplaşma(ma)da bilinen usulünü devam ettiriyor. valinin hal ve tavrı, bu usulün refleksleşmiş hatta ‘tikleşmiş’ beyanıdır: geçmişi unutalım, olmamış gibi yapalım, geçmişteki olumsuzlukların tam olarak ne olduğuna bakmadan, adını anmadan, onları “geçmişteki olumsuzluklar” diye yuvarlayarak geçelim, “geçmişteki olumsuzluklar” lâfı geçmişle yüzleşmemenin parolası olsun, önümüze bakalım, olgunlukla devam edelim. yüzleşmesiz bir olgunlaşma, mümkün mü?

yüzleşme

otuz üç yıl sonra taksim’in 1 mayıs’a açılması, 1 mayıs 1977’yle yüzleşmenin ikamesi, telâfisi değil, ilk adımı olmalı. defter kapanmadı, açılıyor.

birikim dergisi, 1970’lerdeki ilk yaşamından itibaren, özellikle ömer laçiner’in yazılarıyla, 1 mayıs 1977’nin türkiye tarihinde bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekti. ’77 taksim katliamı, gelişen, yaygınlaşan ve rüşd kazanan toplumsal muhalefetin geriletilmesinde, sindirilmesinde, gayrımeşrulaştırılmasında son derece etkili olan bir travmadır; adeta 12 eylül’ün işaret fişeğidir. bu olayda paralegal iç harp örgütlenmesinin, hususen gladio’nun dahlinin ortaya çıkarılması önemlidir,[1] hatta sadece anlaşılabildiği kadarıyla teşhiri de yeterince önemlidir; bunun yanında, bu büyük suikastin insanları ‘evlerine kapatmaya’, siyasal ve toplumsal hayatı terörize etmeye kasteden perspektifini teşhir etmek de önemlidir.[2]

gerçekten önemli ise, 1 mayıs 1977 taksim katliamında zaman aşımını reddedip, dönemin atanmış ve seçilmiş sorumlularının: başbakan süleyman demirel’in, içişleri-emniyet-istihbarat bürokrasisinin ve paralegal iç harp örgütlenmesinin sorgulanmasını talep etmek demek. (tabana da inebilirsiniz: kalabalığa dalan panzerleri süren ‘normal’ polisler kimdi o gün? sular idaresi’nin tepesindeki ‘paranormal’ personel kimdi?) formel yasal zeminde veya informel-sembolik olarak. eski hukuk tabiri: isticvab, bu talebin kastını daha iyi anlatacaktır: yeni türkçede ‘ifade almak’la karşılanan isticvab, cevap kelimesiyle aynı kökten geliyor; yalın anlamıyla cevap talep etmek, cevap istemek demek. bize, türkiye kamuoyuna, her şeyi bırakalım, o gün canını kaybeden insanlara cevap vermelidirler. esas mesele cezalandırma değildir çünkü: açığa çıkarmaktır, “kanlı 1 mayıs”ta niçin kan döküldüğünün, kimin kan döktüğünün adını koymaktır.

evet, mesele öç değil, adını koymak. “kanlı 1 mayıs”ın hızla anonimleşmiş, rakamlaşmış can kayıplarının da adını koymak. 1 mayıs 1977’yle yüzleşmek, orada öldürülen çoğu genç 34 insanın[3] anısına saygıyla birleşmeli. vicdanın talebi, taksim’de bir anıttır.

yakın tarihimizdeki siyasi cinayetlerle yüzleşme talep eden bir vicdan hareketi olarak çıkan toplumsal bellek platformu’nun[4] tavrı ve dili, 1 mayıs 1977’yle yüzleşme girişimine ilham vermeli. sabahattin ali’den hrant dink’e, yarım yüzyıldan fazla zamandır, faili gûya meçhul kalmış veya münferitleştirilmiş cinayetlere, katliamlara kurban gitmiş yirmi yedi insanın ailelerinin biraraya geldiği bu platform, gözlerimizin içine bakıyor. yalın bir dille, vakur bir inatla, geçmişle hesaplaşmanın bir yurttaş sorumluluğu olduğunu anlatmaya çalışıyor.

1 mayıs 1977’yle yüzleşmenin, aynı zamanda, solda emek hareketinin gündemiyle, sınıfsal gündemle, demokratikleşme gündemini birbirine iliklemek için yeni bir mecra açabileceğini de umamaz mıyız?


[4] http://www.toplumsalbellekplatformu.com/
byzantion byzantion
ulan arkadaş fraksiyon kavgası diye diye o gün orada şehit düşen insanların hatırasından da utanıp sıkılmıyorlar. şu aydınlıkçıların, iftiraları, gambazcılıkları, yalanları bitmedi. ölün düşün şu ülkenin yakasından. halil berktay bakmış hiç bir tv kanalı onu çağırmıyor, götünden fosfor çıkarmıştır. ayrıca geçen yıl çıktı bu herif sahneye. ne oluyor amk. her sene nurhan damcıoğlu'nun ramazan kantolarını kapatması gibi, halil berktay'da ölene kadar her yıl 30 nisan'da mı sahne alacak. bilelim ona göre önlemimizi alalım.
axelll axelll
birazdan başlarına geleceklerden habersiz meydanda bekleşen,halay çeken insanları görünce üzülmemek elde değil.yeni bir mayısta o gün o meydanda hayatını kaybedenleri üzüntüyle yadedelim ve umalım ki bugün aynı senaryo taksimde yeniden yaşanmasın.zira fuat avni'nin son yazdıklarından korkmamak elde değil.


bilirbilmez bilirbilmez
bianet'in, kırk yıl sonra, o gün orada ölenleri sayı olmaktan çıkarıp kim olduklarını anlatmaya çalıştığı katliam ( 1 mayıs 1977'de hayatını kaybeden 41 kişi 1 mayıs 1977'de taksim meydanı'ndaki kutlamalarda yaşanan katliamın üzerinden 40 yıl geçti. 1 mayıs 1977'de hayatını kaybedenler her yıl farklı gru... bianet - bagimsiz ıletisim agi )

haberde fotoğraflar var, öyle garip ki, kırk yıl önceden sana bakan insanlar. öğretmenler, 18-19 yaşında işçiler, hemşireler, öğrenciler... sanki bir zamanlar daha güzelmiş bu ülkenin insanı.
***

1 mayıs 1977'de taksim meydanı'ndaki kutlamalarda yaşanan katliamın üzerinden 40 yıl geçti.

1 mayıs 1977'de hayatını kaybedenler her yıl farklı gruplar tarafından kazancı yokuşu'nda anılıyor. ancak kaç kişinin hayatını kaybettiği, hayatını kaybedenlerin isimleri konusunda farklılıklar oluyor.

40. yılda 1 mayıs 1977'de hayatını kaybedenlerin hayat hikayelerine ulaşmaya çalıştık. disk basın yayın ve halkla ilişkiler dairesi müdürü fahrettin engin erdoğan'ın savcılık iddianamesi ve disk'in listesini karşılaştırması sonucu ortaya çıkardığı 41 kişilik listeden hareket ettik.

ulaşabildiğimiz bilgilerle hayatını kaybedenlerin hikayelerine yer veriyoruz. hikayelerin tamamlanması için desteklerinizi bekliyoruz.
ahmet gözükara

34 yaşındaydı. sultanahmet ticaret lisesi'nde öğretmendi. tüm öğretmenler birleşme ve dayanışma derneği (töb-der) üyesiydi.
aleksandros konteas

57 yaşındaydı. işçiydi.
ali sidal

18 yaşındaydı. işçiydi.
ali yeşilgül

bilgiye ulaşamadık.
bayram çıtak

1940 yılında sivas'ın şarkışla ilçesi emlek hüyük köyünde doğumlu. ankara mamak derbent ilkokulu'nda öğretmendi. üç çocuğu vardı. töb-der'li arkadaşlarıyla istanbul'a gelmişti.
bayram eyi

erzurum doğumluydu. inşaat ustasıydı. 50 yaşındaydı. beş çocuğu vardı.
bayram sürücü

işçiydi.
diran nigiz

35 yaşındaydı. bekçiydi.
ercüment gürkut

1951 doğumluydu. 1962 yılında galatasaray lisesi'ne başladı. istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisiyken 1 mayıs 1977'de hayatını kaybetti.
garabet akyan

işçiydi.
hacer ipek saman

1953 doğumluydu. öğrenciydi. halkın birliği üyesiydi.
hamdi toka

35 yaşındaydı. seyyar satıcıydı.
hasan yıldırım

31 yaşındaydı. işçiydi.
hatice altun

21 yaşındaydı.
hikmet özkürkçü

39 yaşındaydı. karamürsel 4 temmuz ilkokulu'nda öğretmendi. karamürsel töb-der başkanıydı.

oğlu bülent özkürkçü 2010'da bianet'ten burçin belge'ye verdiği demeçte şöyle diyordu:

"babam 18 yaşından itibaren hep emekçilerin hakları için mücadele etmiş. öldüğünde 38 yaşındaydı. geride dört çocuğunu bıraktı. hepimiz, böyle bir babanın çocuğu olmaktan onur duyarak büyüdük. 1 mayıs'ta ablam ve kardeşimle birlikte taksim'de olacağız."
hüseyin kırkın

26 yaşındaydı. uzel işçisiydi.
jale yeşilnil

17 yaşındaydı. aryamehr lisesi 3. sınıf öğrencisiydi. devrimci liseliler üyesiydi. arkadaşı zeki coşkun, 2010'da birgün'den zeynep kuray'a verdiği röportajda jale yeşilnil'i şöyle anlatıyordu:

"çok narin, tutkulu bir insandı. karıncayı bile incitmekten korkardı. çok yardımseverdi. örneğin fen dersleriyle hiç aram yoktu ve okul başladığından beri hiçbir derse katılmamıştım. o yüzden sınava bir gün kala çok paniklemiştim. bu halimi gören jale, beni 2 gün boyunca çalıştırmıştı ve bir dönem hiç girmediğim dersi bana 2 günde verdirmişti. edebiyata çok büyük ilgisi vardı. insani, politik, düzenle alakalı her şeyle ilgilenirdi. küçücük bir haksızlığa bile tahammülü yoktu."
kadir balcı

35 yaşındaydı. tezgahtardı
kadriye duman ( kıymet kocamış)

25 yaşındaydı. hemşireydi.
kahraman alsancak

29 yaşındaydı. uzel işçisiydi.
kenan çatak

31 yaşındaydı. kabataş ticaret lisesi'nde öğretmendi.
leyla altıparmak

19 yaşındaydı. hemşireydi.
mahmut atilla özbelen

1 mayıs 1951'de ankara'da doğdu. yıldırım beyazıt sanat enstütüsü'nden mezun oldu. 1972 yılında milli eğitim bakanlığı ders aletleri yapım merkezi elektrik bölümüne işçi olarak girdi. disk-türkiye maden-iş sendikası üyesiydi. işyeri işçi temsilciliğine ve lokal başkanlığına seçildi. 1 mayıs'ta devrimci yol pankartı ardından yürüyordu.
mehmet ali (mustafa) elmas

33 yaşındaydı. öğretmendi.
mehmet ali genç

60 yaşındaydı. gece bekçisiydi.
mehmet ali kol

bilgiye ulaşamadık.
meral cebren (özkol)

42 yaşındaydı. hastabakıcıydı.
mürtezim ortulu

bilgiye ulaşamadık.
mustafa ertan

öğrenci
nazan ünaldı

19 yaşındaydı. yabancı diller yüksekokulunda öğrenciydi.
nazmi arı

26 yaşındaydı. polis memuruydu. bir çocuğu vardı.
niyazi darı

24 yaşındaydı. alanyalıydı. gazi üniversitesi beden eğitimi öğretmenliği'nde okuyordu. aynı zamanda fabrikada çalışıyordu.
ömer narman

31 yaşındaydı. bakırköy sultan murat ilkokulu'nda öğretmendi.
özcan gürkan

bilgiye ulaşamadık.
ramazan sarı

bilgiye ulaşamadık.
rasim elmas

41 yaşındaydı. beyoğlu'ndaki bir film şirketinin stüdyolarının elektrik makina aksanıyla ilgileniyordu. kızı gönül kement 2014'te bbc türkçe'den rengin arslan'a verdiği röportajda rasim elmas'ı şöyle anlatıyordu:

"babam 41 yaşındaydı. film stüdyolarının elektrik makina teknisyeniydi. hayatına 16 yaşında beyoğlu'nda sinemalarda çalışarak başlamıştı. hayatı film oldu gerçekten."
sibel açıkalın

18 yaşındaydı. istanbul üniversitesi fen fakültesi 1. sınıf öğrencisiydi. istanbul yüksek öğrenci derneği üyesiydi.
tevfik beysoy

bilgiye ulaşamadık.
yücel elbistanlı

bilgiye ulaşamadık.
ziya baki

29 yaşındaydı. uzel işçisiydi.
kimliği belirsiz 35 yaşında bir erkek

(bk)
2 /