25 mart 2020 sağlık ve eğitim bakanı açıklamaları

written and directed by written and directed by
milli eğitim bakanı ziya selçuk ve sağlık bakanı fahrettin koca'nın yapmış olduğu koronavirüs salgını hakkındaki ortak açıklamaları.

- uzaktan eğitim 30 nisan'a kadar uzatıldı.
- "özel okullar velilerden ücret talep etmeye devam ediyorlar" konusu "eğitim telafi edilir" falan gibi anlamsız bir laf kalabalığı ile geçiştirildi.
- ücretli öğretmenler derse girmedikleri için maaş alamayacaklar. taş yesinler deniyor yani.
- herkese test yapılamazmış, test yapmak hekimin inisiyatifindeymiş.
- kaç kişi öldü kaç kişi kaldı grafikli, tablolu, çokomelli bir şey hazırlayıp her gece onla açıklayacaklarmış artık ne sikime yarayacaksa.
- insanlar hasta yatağında boğularak ölürken "sayın bakanım siz kendinizi nasıl izole idiyirsiniz hihi" gibi mide bulandırıcı bir çanak soru soruldu gene.
- rte'ye, soylu'ya falan teşekkürler edildi.
- "hastalığa karşı en büyük koz yakalanmamak" gibi bir cümle kurdu sağlık bakanı.
- kendi ohalinizi ilan edin dedi yine tabii ki. evdeyken okunacak yazarlarla ilgili tavsiye verdi sonra.
- bir gazeteci "çalışmak zorunda olanlar ne yapacak?" diye soru sordu, ki kendisine binlerce kez helal olsun. soruyu geçiştirdiler zaten, onu söylemeye gerek bile yok.

çok geç kalınıyor. göz göre göre hem de. ilk vakanın açıklanmasının üstünden iki hafta geçti, biri hastane biri kolej sahibi iki bakan çıkmış dalga geçiyor amk yerinde. biz sadece okul tatil edebiliyoruz, valla cepte para yok, herkes kendi başının çaresine baksın diyorlar özetle. kaderimize terk edildik, maalesef...
furious furious
bakanın açıklamaları yer yer komikti. "virüse karşı elimizde çok büyük bir koz var, yakalanmamak" dediği an yüreğimden sarstı beni, bir kez daha inandım bu devlete, bir kez daha umutlandım.
hastalığa yakalanmış hastaların da ellerinde büyük bir koz var "hastalığa yenik düşüp ölmemek" tedavi süreci böyle ilerliyorsa gerçekten muhteşem sonuçlar doğuracak demektir.
valiz süren alkollü adam valiz süren alkollü adam
sağlık bakanımızın önlemleri bir adım daha ileriye(!) götürdüğü basın toplantısı olmuştur.

hatırlanacağı üzere, devletimizin en üst yetkili mercileri önce evden ayrılmayın diye rica etmiş, sonra kendi ohalinizi ilan edin demiş ve evden çıkmayın çağrılarının dozu daha da arttırılmış; en son adım olarak 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olanların sokağa çıkmasına yasak getirilmişti. söz konusu basın toplantısında ise durum ciddiyeti bir kez görüldü ve sağlık bakanımız tavsiye verdi: gerekirse odanızdan çıkmayın.

bizi yakan bilinçsizliğimiz ve populistliğe olan sevdamız olacak. devlet, sokağa çıkma yasağı ilan edemiyor çünkü önce seçimi kaybetmekten, bir sonraki adımda ise patronlardan korkuyor. sokağa çıkma yasağı gelirse doktorlar, sağlık çalışanları, eczacılar ve stratejik üretim yapan fabrikalarda çalışanlar dışında hayat duracak ve bu sektörler de -doktorlar ve sağlık çalışanları hariç- mümkün olan asgari iş gücünü çalışmaya çağıracak. geriye kalanlara ise ya devlet destek olacak -ki hukuki olarak olmak zorunda- ya da kaderlerine terkedilecekler. bu da bir domino etkisi başlatacak. tahsilatlar yapılamayacak, özelleştirmeleri alan firmalar dolarla çektikleri kredileri ödeyemeyecek, bir yandan devletin baskısı sebebiyle hizmet vermeyi bırakamayacak. en sonunda da en fakir kesim ortada kaldığında neden saraylara, uçaklara, çılgın projelere para harcanmaması gerektiği üzücü ve ağır bir bedelle öğrenilmiş olacak her kesim tarafından. eğer 6 ay içinde seçim yapılamazsa -ki ülkemizde öyle bir çılgın yok diyebiliriz- oluşacak durumdan coronavirus salgını değil yöneticiler sorumlu olacak.

işte bu yüzdendir ki bütün açıklamalar popülist. ölenler yaşlıydı, kronik rahatsızlığı vardı, bizi italya ile karşılaştırmayın vb. söylemleri her gece tekrar tekrar önümüze sürülüyor. açıkçası italya ile karşılaştırmıyoruz, italya olmayın diyoruz. insanlara bunun tatil olmadığını anlatın dedik, biz de kendi çevremize anlatmaya çalıştık, olmadı. avmler kapansın dedik olmadı. biz italya olun demiyoruz, mümkünse danimarka olun, işçileri güvene alın diyoruz. ama tabii danimarka olmak için yeterince maddi gücümüz yok, bari elektrikten, sudan, doğalgazdan vergi almayın. ya da oturup efendi gibi evde oturabilen otursun, çalışmak zorunda olan işe gitsin, umrumuzda değil, ölen ölür kalan sağlarla yola devam, biz her gece yine tv'deyiz, online platform da var orada, at yarışı izler gibi izleyin deyip geçin.

8 gündür evden çalışıyorum. 20 kişilik ekibimizden sadece 2 kişi nöbetçi olarak çalışıyoruz. şirketimiz büyük sessizlik içinde. genel merkez+saha olmak üzere 10 bin çalışanı olan firmada günlük çalışma düzeni ile devam eden 20 kişi kadarız. zaten saha çoktan evlerine gönderildi. kimse de ne olacak bilmiyor. normalde mart ayının son haftasında zam oranları, terfiler açıklanırdı, şimdi ise hepsini geçtik çalışma düzenimiz ne olacak diye bekliyoruz. şirket devleti takip ediyoruz diyor ama devlet bir şey yapmıyor ki.

devlet ölenlerin ölmesini istiyor gibi davranıyor. dayanamayacak gibi olan varsa gitsin bir hastaneye klozet yalasın. en azından neyin öldürdüğü belli olur.