6 nisan 2000 galatasaray leeds united maçı

kunduz kunduz
vay anasını lan şeklinde insanın iç çektiği bir karşılaşmadır maziye dönülüp bakılırsa. zira galatasaray'ın uefa kupasına giden en önemli dönemeçlerinden biridir.

iç çekme durumu ise leeds united'ın bugünkü durumu göz önüne alınırsa vücut bulur. leeds united bir zamanlar ne idi şimdi ne diye düşünmekten kendini alamıyor insanoğlu.

bahse konu takım an itibariyle coca-cola football league championship'de ve yine an itibariyle 24. sırada yani sonuncudur. 35 maçta 9 galibiyetle 31 puan kazanmayı başarmıştır yalnızca. bu gidişle bir alt lige daha düşme konumundadır. o uefa kupası şampiyonlar ligi dönemlerinden türkiye-avusturalya mesafesi kadar uzaktır.
alik alik
lisedeyken gittiğim, 2 gol ve 2 bilet dışında hiçbir şey hatırlamadığım maç. o biletlerden birini, benim olanını, hala saklıyorum.

---------------dikkat, anı---------------
bileti hala saklıyorum çünkü o sıralar biraz fanatik olsam da maçlara pek gitmezdim ve biletlerin satışa çıktığı gibi karaborsaya girebileceğini tahmin etmemiştim. ben gibi arkadaşım da aynı durumdaydı. gittik öğlenleyin. paşazadeyiz çünkü. hemen altın suyuna batırılmış biletleri bakır tepside sunacaklar sanki bize. ama neyse ki arkadaşım da ben de inatçı kişilermişiz daha o zamandan. "illa bileti alıp da döneceğiz" fikrindeydik ikimiz de. ayrıca ben yanıma fazladan para almış olduğum için de güçlü ve sevinçliydik. bu özgüvenle, koşa koşa karaborsacı bir elemanın yanında aldık soluğu. maç bileti, yanlış hatırlamıyorsam 7.5 milyondan satışa çıkmıştı. fakat eleman bize dedi 20 milyon. ulan. ev de mecidiyeköy e çok uzak. iki vesait. ama iki yağız delikanlıyız, hele arkadaşımın boy daha o zamandan 1.85 falan, e ben de fena değilim, bileti almadan dönmek ayıp olur yani. "abi indirim yap kurban olim" dedim ben adama. adam dedi tamam 17.5 tan veririm tanesini. sayıyoruz. ı-ıh. bir yandan eve dönüşü de düşünüyoruz, zaten biletleri alıp mecidiyeköy'de cafe cafe dolaşma fikri yalan olmuş, bunu düşünmüyoruz bile artık. göz de iyice karardı, bu fırsat bir daha ele geçmez. uefa yarı finali ! karaborsacıya "bi sn. abi" deyip hemen arkadaşımla aramızda kısa bir muhakeme ile birlikte "eve yayan dönme fikri"ni jet hızıyla kabullendik. ve özümsedik. son olarak yalvardık adama. abi, paramız budur. eve de yayan dönücez, 15 ten ver tanesini. "tamam ulan" dedi, "gençsiniz, kırmayalım sizi". havaya uçtuk. simit ve su parası ayırdık kenara, aldık biletleri. mutluluğa kavuştuk. ancak gariptir, o andan sonra biletlerin ikisi yan yana hiç gelmedi bir daha. az evvelki dostluğa sahip iki ergen, biletler alınınca bir anda "aman bi sakatlık çıkmasın" fikrindeki iki ihtiyatlı memura dönüşüverdi. profesyonel arkadaşlık ilişkisine döndük bir süre gayri ihtiyari. ama 1 simit ve 1 lt. şaşalı alınca dostluğa geri kavuşuldu. maçla ilgili hayaller kura kura o gün evlerimize 4 saatte falan varabildik. davul olmuş ayaklarımızın altı su topladı hep. bacaklarımız roberto carlos unki kadar şişti. ikimiz de kilolar verdik.
---------------dikkat, anı---------------

ve gün geldi, maça gittik. hakan ı havada gördük; 1-0 la zıpladık. capone u direk dibinde gördük; 2-0 la coştuk. tam önümde olan bu goller dışında ve biletin anısı dışında hiçbir şey hatırlamıyorum maçla ilgili. nasıl gittik, nasıl döndük vs. hiçbir şey. o günden bu güne özetini de seyretmedim hiç maçın. maçta neler oldu bilmiyorum.

2 bilet. 2 gol. basit gibi aslında di mi ?

ergenlik.. dert etmişim maçı kendime. çılgın beni !
korialstrasz korialstrasz
ortaokulda gittiğim maçtır. o zamanlar sadece futbolu televizyondan takip ediyordum. hayatımda maça gitmiş biri değildim. arkadaşın evinde oturuyorduk makara kukara geçerken arkadaşın bi' akrabası vardı arif abi (hala unutmam) geldi biraz oturduktan sonra ''sizi maça götüreyim mi gençler'' büyük bi heycanla ''evet'' dedik.. hayatımda hiç maça gitmediğim için büyük bi' tedirginlik vardı ya giremezsek ya o yeşil çimleri göremezsek diye. beşiktaşlıydım ama önemi yoktu o an galatasaray avrupa'da bi' ingiliz devi leeds ile maç yapacaktı. samiyen önüne geldiğimizde gözlerim kocaman olmuş etraftaki galatasaray formalı, atkılı insanları gözlüyordum. arif abi hızlı adımlarla ilerliyordu biletleri gösterme sırası geldiğinde oradaki polis kimliğini çıkardı ve birkaç adamla görüştü ve içeri girebileceğimizi söyledi. ve o büyük an geldi samiyendeydim yeşil çimleri görüyordum. karşımda hakan şükür, hagi vs.. ısınıyordu. özellikle hagi'ye olan hayranlığımdan ne zaman bu tarafa çağıracaklar diye bekliyordum herkes sırayla çağırıldıktan sonra hagi'de geldi ve selamladı bizi. maç başlamıştı, boyumun küçük olduğundan (o zamanlar kısaydım şimdiki gibi değil tabi) izleyemiyor yanımda duran adama durmadan soruyordum. adam da usanmadan cevaplıyordu. sonunda gol oldu ve hiç tanımadığım adam beni adeta oğlu gibi sarılmış gol diye bağırıyordu bir yumak olmuştuk o anda herkes tanımadığı adamla adeta can ciğer kuzu sarması olmuştu. süper bi' duyguydu ve maçı kazanmış olmanın büyük sevinçle evin yolunu tutmuştum. birçok hasta galatasaraylıya nasip olmamış bana olmuştur ve her anlattığımda ''çok ballısın oğlum'' şeklinde tepki alıyorum ve harbiden ballıydım..
anabacı vokke anabacı vokke
türklüğe dair gurur duyduğum ender şeylerden birisi britanya imparatorluğunu trafalgar savaşındaki napolyon hariç, askeri yenilgiye uğratabilmiş yegane millet olmamızdır. kanal ve çanakkale cephesi olmak üzere... cemal paşa'nın çükü yüzünden hicaz ordusu bir bombardımanda gitmeseydi bizi arabistan'da da yenemezlerdi ya neyse...

bence o askeri başarılar zincirine two size'lık leeds gaşlatasaray maçı da eklenebilir. zaten bu kendine holigan diyen it sürüsü bir daha hiçbir deplasmanda böyle terbiyesizliklere kalkışamadı. bilmiyor ki anadolu çocuğu ölümüne girişiyor...

harry kewel'a ciddi hayrandım. mahallede arada kewell diye atardım çalımlarımı. ama ona rağmen galatasaray'ın turu geçmesine sevinmiştim. sonraki yıllarda ingilizlerle tanıştıkça o maçın bendeki yeri arttı. cidden en uyuz olduğum millet olabilir dünyada... hem sahtekar hem yüzsüzler. size iftira atıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi sizinle çıkmak istweyebilirler örneğin. bu kadar aşağılıklar... hele içince iyice manyıyorlar. ağzıyla içemeyen yegane millet diyebilirim.

hakikaten o günkü fatih terim'le bugünkü fatih terim arasında dağlar kadar fark var. o günkü fatih terim'i arada gülerken de görebilirdiniz. bugün saha kenarında şekil şukül duruyor. o günkü fatih terim yeri geldiğinde alttan almasını da bilirdi, ikinci leeds maçına tansiyonu çok düşürerek çıkmıştı. eğer takımı rahatlatmasaydı beşiktaş'ın ertesi sene yaşadığı faciayı yaşayabilirdi galatasaray, çok yazık olurdu.

en önemlisi fatih terim capone'yi, topçu yapıyordu, bugün marcao'yu yapamıyor. durmadan bana adam alın diye yakınıyor... galatasaray'ın parasızlıktan capone ile marcio'dan başka transfer yapamadığı sezonda uefa'yı almıştı fatih terim. ikisini de çok ucuz paralara aldı galatasaray. ikisi de giderken para eder durumdaydı. marcao'yu nereye satabilirler ki?