ad

1 /
easy company easy company
en bilinen adıyla irem kentinde yaşamış, hz. hud'un gonderildiği kavim. hz.hud'a inanmadıkları için bir kum fırtınası ile helak edilmişlerdir. kuran da yaptıkları büyük anıtlar ve sütunlardan bahsedilir. 90lı yılların başında bu kavmin yaşadığı şehir ingiliz arkeologlarca şimdiki umman ile yemen arasında bir bölgede ortaya çıkarılmıştır.
aytok aytok
od sözcüğüyle beraber, türkiye türkçesinde sonda bulunmayan "d" sesini sonunda bulunduran sözcük. çoğu kaynakta bu durum için "istisnai bir durum" dense de, bunun sebebi ana altayca'da bu sözcüklerin başındaki ünlünün uzun olmasıdır.
(bkz: talat tekin)
karyatid karyatid
"insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır.doğar doğmaz, o bilmeden başkları veriyor. ama yapışıp kalıyor ona.onsuz olmuyor..."
*
günah duygusu gibi bir şey günah duygusu gibi bir şey
at ile arasındaki fonetik ilişkinin folklorik temelleri vardır. dirse han oğlu boğaç han boyu'nda, dirse han'ın oğlu 15 yaşına gelip, bayındır han'ın boğasını öldürdüğünde, türk etnik geleneğine uygun olarak baş kesip kan döktüğü için artık kendisine sosyal statüsü verilmelidir. (günümüz türkiyesinde sosyal statü: kısmen ösym'nin çeşitli sınavlarına ama daha çok göt yalamaya bağlıdır)

dede korkut gelir ve dirse han'a şöyle seslenir:

hey dirse han beylik ver bu oğlana
taht ver erdemlidir
boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana
biner olsun hünerlidir
ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
etlik olsun hünerlidir
develerden kızıl deve ver bu oğlana
yük taşıyıcı olsun hünerlidir
altın başlı otağ ver bu oğlana
gölge olsun erdemlidir
omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana.
giyer olsun hünerlidir.

beylik, taht, at ve muhtelif mal mülkün sıralandığı bu ifadelerden sonra, korkut ata, çocuğa boğaç adını koyar. atanmak sözcüğünün etimolojisi de yiğidin atla olan bütünlüğünden gelir.
ilim ilim
eski türklerde çocuklara adlarının bir beceri gösterdikten sonra konulduğunu biliyoruz. ad koymanın tarihi bize inanç yüklü bir dünyadan seküler bir dünyaya geçiş sürecini göstermektedir. bir insanın veya eşyanın adı onun özüne ilişkin bir nitelik olarak görüldüğünden, konulacak adla o adı taşıyacak kişinin uyum göstermesi gerekir. birçok klanda ölen kişinin ruhuyla doğan çocuğun ruhu arasında bağlantı kurulduğundan, doğan çocuğun akrabalık derecesi ve doğum zamanına göre konulabilecek ad listesi oldukça daralmakta, bazen bütünüyle bilinir olmaktadır. erkek çocuklara büyükbabanın adının konulması anadolu'da oldukça yaygın bir gelenektir.bazen konulan adda yanlış yapıldığında çocuk hastalanmakta, adı taşıyamamakta ve ağır gelen ad değiştirilmedikçe iyileşememektedir.
ad, kişinin niteliğine ilişkin bilgi içerdiğinden, olası düşmanlarca bilinmesi sakıncalı durumlar oluşturabilir. çünkü birine büyü yapabilmenin kapılarından biri adını bilmektir. hamaset edebiyatında, filmlerde duyulan "yiğidim, adını bağışlar mısın?" sorusu, kabaca ün salma, tanınıp tanınmama konusu değil, kendi hakkında önemli bir bilginin yabancı biri tarafından öğrenilmek istenmesinin hoş karşılanmayabilmesinden kaynaklanmaktadır.
dursun, durmuş, satı, satılmış, hediye, ömür, yaşar gibi adlar çocuk ölümlerine karşı tedbir olarak konulan adlardır. bebekleri ölen aileler, bu adları tercih ederek ad büyüsü yapmaktadırlar. "satmak" fiilinden türetilen adlarda, bebeğe musallat olan kötü ruhları, bebeğin o aileye ait olmadığına, başkasına satıldığına inandırarak kandırma hilesi yatmaktadır. bazı yörelerde bebek, "satıldığı" yeni anasının eteklerinin altından geçirilip yakasından çıkarılarak satma işlemi, gerçekte doğurma işlemi yapılmaktadır. eski türkler de aynı yöntemi uygulayarak kötü ruhları bebeklerinin değersizliğine inandırıp kaçırtmak için çocuklarına italmaz, itboku, çoçkabay (domuzbay) gibi adlar koymuşlardır.
ad büyüsünün bir cephesi de istenmeyen çocukların doğmasını engellemek için konulan yeter, döne, kafiye, soner, sonay gibi adlardır. erkek evlat isteyip de kızı olan aileler ise bu arzularının gerçekleşmesini kızlarına koydukları adlara bağlarlar. yeter, döne, songül gibi adlar bu amaca da hizmet ettiği gibi orta asya ve anadolu'da ulbolsun, turterim, tamamgül, gelsinbay ve kıbrıs'ta kullanılan, aslı arapça "inci gibi" anlamına gelen dürriye olmasına rağmen türkçe "dur"dan geldiği sanılan duriye bu adlardandır.
dünyanın en yaygın adları tevrat'tan alınan, 3 dinin de benimsediği adlardır. 2. meşrutiyet döneminde türkçülük akımının kuvvetlenmesinden sonra çocuklara cengiz, attila gibi adlar koymanın yaygınlaşması üzerine, dönemin tanınmış islamcılarından ve sonranın felsefe hocası babanzade ahmet naim, bu pagan adlara ateş püskürmüş, yani, hristo adlarının bizler için daha tanıdık ve makul olduğunu yazmıştı(!)
avrupa'da da hristiyan dünyasına ait olmayan pagan adlar yaygındır. tanınmış bazı avrupalı adların anlamları:
gerald: mızrak taşıyan
bert: parlak, aydınlık, gösterişli
albert: onurla aydınlanan
robert (rupert, rupprecht): ünle aydınlanmış
herbert: orduyu aydınlatan, ordunun ışığı
lambert: ülkeyi aydınlatan
bertram, bertrand: parlak karga
bernard: ayı gibi kuvvetli
eberhard: yaban domuzu gibi kuvvetli
adolph: soylu kurt
rudolph: ünlü kurt
louis, lewis, ludwig, luigi, lagos: cesur savaşçı
ursula: dişi ayı
germence theo-(halk, insanlar) örneğin theodoric: insanlar arasında güçlü olan
yunanca theos(tanrı), örneğin theodore, dorothea: hüdaverdi
germence ed-(zenginlik), örneğin edward: zenginlikleri bekleyen

eski yunanlar atı çok sevdikleri için "hippo" yani at'la başlayan adlar almışlardı. en ünlüleri hippokrates olmak üzere, hipparkhos, hippias, hippodamos, hipponaks, tarihe geçen at adlılardır. aristophanes'in bulutlar oyununda kahramanın oğlu at merakıyla babasını borca sokmuş olduğu gibi, annesi de oğluna, zenginler gibi atlı ad takmak istemiştir. romalılarda ise erkek önadlarının sayısı çok azdır. hemen hepsi aulus, gaius, decimus, lucius, marcus, numerius, publius, sextus, servius, titus, tiberius gibi yaklaşık 20 addan ibarettir. bu önadların ardına soyun adı (nomen gentile), baba adı ve kabile (tribunus) eklenirdi. örneğin; m. iunius l. f.(=lucii filius)stellatina'nın anlamı, iunia soyundan lucius'un oğlu stellatina kabilesine mensup marcus'tu. i.ö 3. yüzyıldan itibaren kabile adı yerine cognomen yani aile adı kullanılmaya başlandı. örneğin g. iulius caesar'ın anlamı iulia soyunun caesar kolundan gaius'tur. romalı kadınların ise genellikle önadları yoktur. yalnızca aile adını kullanmışlar, bazen önadlarını aile adlarının sonuna eklemişlerdir. ailede birden fazla kız çocuğu varsa onları sırayla birinci(prima), ikinci(secunda), üçüncü(tertia) vb. diye adlandırıyorlardı. kadınlar evlendikten sonra çoğu zaman kocalarının değil, babalarının aile adını taşıyorlardı.
asya türklerinde eski geleneğin devamı olarak, doğum gününde yaşanan olaylara göre, örneğin düşman o gün yenildiyse yağıbasan, konuk geldiyse konukkeldi, aş verildiyse aşbergen, gibi adlar veya obanın kurulduğu yere göre uralbay, idilbay gibi adlar konulmaktadır. anadolu'da arif, arife, bayram, cumali, recep, şaban, ramazan, bahar, seher, hilal, mevlüt, miraç, kadir, kadriye gibi doğum gününü belirleyen adlar yaygındır.
ad koyma hakkı aile büyüklerinden bebeğin anne babasına geçtikçe, geleneğin yerini kişisel tercihlerin alacağı düşüncesiyle türk adları sözlüğü basılmıştır. besim atalay'ın 1935'te yazdığı kitaba göre, çocuklara konulabilecek tarihi türk büyüklerine ait adlardan bazıları: yarbalak, yabaneri, yaramış, yancuklu, yavaş, yatman, yamuç, yumdede, yılancı, yorunç, yağmurcu, yusunut vb.
bazı yörelerimizde çoğunluğu yörenin saygın yatırlarından kaynaklanan adlarla çocuklara örneğin sivas'ta ahmet turan, elazığ'da hıdır, gaziantep ve kahramanmaraş'ta ökkeş, kahramanmaraş ve diyarbakır'da zülküf ve türevleriyle şehmuz, tunceli'de veysel, besni'de vakkas adları konulmaktadır. trabzon'da 1990'lardan itibaren artık temel adı konulmazken, aslında bu yörenin klasik adı ilyas'tır.
1908 2. meşrutiyet ilanıyla birlikte "enverler, niyaziler" marşlarına konu olmuş kahramanların adlarının o yıl doğan çocuklara yaygın olarak konulduğu bilinmektedir. arnavutluk devrim önderi enver hoca ile kıbrıs doğumlu bilim adamı niyazi berkes buna örnektir. 1960 ihtilali'nden sonra hürriyet ve adalet, 70'lerden sonra deniz, ulaş, 80'lerin ilk yarısında merve, ikinci yarısında berk, 90'larda can takılı adlar moda olmuştur. 2000'lerin sonundan itibaren geleneksel adlara dönüş kuvvetlenirken, erkeklerde furkan ve arda, kızlarda irem ve elif son modalardır.
ad koyma geleneklerinde önemsenmeyen konulardan biri de -han ve -men, -man ekiyle biten adların dilbilgisi kuralınca erkek olması gerektiğidir. örneğin azeri devriminin önderlerinden neriman nerimanov erkektir ve adı kurala uygundur. (neriman de zaten pehlivan demektir) arapça'da -et ekiyle biten adların dişil olmasına karşın türkiye'de bu kural önemsenmemekte, erkeklere dişil sözcükler ad olarak konulmaktadır.
1 /