adams aebler

keyif pezevengi keyif pezevengi
2005 mahsulü danimarka yapımı deli bi film. halk hizmetine mahkum edilmiş bir neo-nazi, kötülüğe inanmayan fenomen bir papaz, trigger happy bir pakistanlı ve hem alkolik hem hırsız hem de tecavüzcü kilise görevlisinden oluşan süper bir kompozisyonu var filmin. komedi/drama ayarı mükemmel. deli gibi güldürürken bir o kadar da hüzünlendiriyor. gaççırmayın.

(bkz: kara mizah)

---spoiler---

that is just plain rude!

---spoiler---

not: (bkz: blinkende lygter) (gene kara mizah, aynı yönetmen...bi bakin)
recai pengül recai pengül
bir kilisede insanların sorunlarına bir neo nazi bir rahipten daha çok değer veriyorsa orada üstünde durmaya değer bir sorun ve ilginç bir hikaye var demektir. bu hikayeyi kara mizahtan hoşlanan insanlara tavsiye ederim.

"ne yazık ki bunu tartışacağımız yer burası değil."
tmb tmb
tatlı bir film. danimarka yapımı filmlerin vazgeçilmez oyuncusu ulrich thomsen(festen ve brothers yazsam yeterli. brothers'ı izlemedim ama en kısa zamanda o da geliyor. bekleyin.) bu filmde de karşımıza çıkıyor. bu filmde neo-nazi bir deliyi canlandırıyo. papazın(`mads mikkelsen) süper ötesi bir sakinliği var. bu sakinlik sizi rahatsız bile ediyor. o derece sakinlik. bi ara patlar gibi oldu. tamam dedim ya dalıyo şimdi. öteki yanağını döndü lan. beyni parçalanıyodu. yine tık yok. vay bea dedim ondan sonra. karakterler çok iyi. neyse bu kadar bilgi yeter. zaten süper anladınız di mi?
sundaysmile sundaysmile
izlerken sayısız kez şaşırmamı sağlayan müthiş bir film. film önermem gerektiğinde aklıma ilk gelen filmlerden biri. ama içindeki inanç unsurları bazıları için rahatsız edici olabilir. hala izlememiş olanlar için yarın çok uygun bir gün.
absurdhaller absurdhaller
bir kilise ve içinde sorunları olan insanlar... onlara rehberlik eden bir rahip ve aralarına sonradan katılan neo nazi adam... absürd komedi özelliklerini fazlaca barındıran ancak içinde bunun dışında drama ve gerçeklik te barındıran şahane bir iskandinav filmi... iskandinav filmlerinin o soğuk gerçekliğinden de bir pay barındırıyor sıcak hikayelerden de... özellikle adam ın, kilisedekilerin ve başta rahibin anormalliklerine gösterdiği tepki ve direnç hemen filme bağladı beni... karakter neo nazi ve etrafındaki insanların garip davranışlarını rahibin kendisinden dahi daha net algılayabiliyor... baştaki o neo nazilik itici gelse de aslında karakter, o soğukluğun altında çok normal ve sağlıklı bir birey saklıyor... bu sağlıklı neo nazi bütün karakterlerle ilgilendiği gibi rahibin de yüzleşmekten kaçındığı gerçekleriyle onu yüzleştirmeyi başarıyor... ve adam, başta indiği otobüse çizik attığı çakısıyla filmin sonunda yaptığı elmalı pastayı kesiyor...
seyfert seyfert
bu filmi yüzeysel izleyen bir insan beğenir evet, çünkü sürpizlerle dolu, yer yer komik, yer yer de hüzünlü.filmdeki simgelere ve asıl verilen mesajlara dikkat ederek izleyen bir insan ise bu filme bayılır.

--spoiler--

filmden şahsen çıkarttığım sonuçlardan bahsetmek isterim biraz. buradaki elma ağacı aslında hem ivan'ın hem de adam'ın hayatlarıyla bağlantılıdır her ne kadar filmin ismi sadece adam'ın elmaları olsa da. ivan ile başlamak gerekirse, ivan'ın zamanında yaşadığı büyük acılarla, elma ağacının kargalar ve kurtlar tarafından sarılmasını öncelikle bağdaştırabiliriz.ardından ivan'ın hayatı bitmek üzereyken elma ağacıda yerle bir olup yıkılır.sonra mucizevi bir şekilde ivan sağlığına kavuşur ve yine mucizevi bir şekilde o elma ağacından kalan sağlam tek bir elma ortaya çıkar ve pasta olur.

adam ile bağlantılı kısmına gelirsek, yine elma ağacının kurtlanması ve kargalar tarafından uğradığı istila adam'ın sert ve inançsız mizacını simgeler. ardından elma ağacı yok olur ve adam'da inançsızlığı simgeleyen bu kurtlu elmalı ağacın yok olmasıyla aynı zamanda ivanla yaptığı o konuşmadan ve mucizevi bir şekilde o gece patlayan fırından, ağacın parçalanmasıyla inançsızlığını yıkıp bazı şeylerin varlığına inanmaya başlar.en sonda kalan tek bir sağlam elma ile de artık amacına ulaşıp pastasını yapar, ve onun için bir şeylerin anlam ifade ettiğini görürürüz.

bunun yanı sıra gunnar'ın hırsız olması sonucu o tek sağlam elma kalır. aslında yaşanan mucizelerin içerisinde gunnarın hırsız olmasının büyük payı vardır.yani kötü bir durum, iyi bir durumu ortaya çıkarabilir. ve yine sarah'ın down sendromlu bebek doğurması normalde kötü bir şey görünse de sarah ve gunnar'ın birbirlerine destek olup bir aile kurmalarına vesile olur.birini alkolden birini hırsızlıktan kurtarır.ivan'ın neo naziler tarafından kafasına yediği o saçma sapan kurşun tümörü parçalar ve ivan sağlığına kavuşur.

daha konuşulacak bir sürü şey var aslında, ama özetlersek kısaca filmin teması, kötü görünen şeylere üzülmeyin hayat mucizelerle doludur, neyin ne olcağını bilemezsiniz ve hiç bir zaman yaratıcıya olan inancınızı yitirmeyin.

--spoiler--
larukkasay2 larukkasay2
yaklaşık üç yıl önce izlemiştim bu filmi.gerek kara mizahıyla gerek dini referanslarıyla sağlam bir filmdir.bugün mads mikkelsen'in sorunlu rollerle karşımıza çıkmasına kaynak olan filmlerden biri olabilir, bilmiyorum.ama adam oyuncu.tabi yalnız değil.yardımcı oyuncu kadrosu da fena değil.gerçi anders thomas jensen'in kendi oyuncuları hepsi.neyse uzatmanın alemi yok.anders thomas jensen'in film arşivindeki güzel filmlerden biridir.

aklımda rahibin adam'a şu sözleri kalmış:

"beni yenemeyeceksin, neden biliyor musun?çünkü tanrı benim yanımda"
post acı post acı
danimarkalı yönetmen ve senarist anders thomas jensen tarafından ortaya konmuş nadir sinema örneklerindendir. şahsına münhasır bir tarz ile vizörden bakan jensen özgün bir komedi tarzına sahip. bu filmde de bunu daha ilk solukta hissettiren türden. tavsiyem ise bu filmi izleyip tadı dimağında kalan izleyicilerin blinkende lygter ve the green butcher filmlerini izlemeleri. izledikten sonra farklı bir tat alacakları ve artık yeni bir film tarzı keşfetmiş olduklarının muştusunun habercisi benim.
gravity gravity
papaz'ın başından vurulma sahnesi ve efsanevi bir şekilde tümörün yok olması tam bir türk filmi tadında olsa da genel olarak güzel bir filmdir. filmde iyi - kötü, insan- tanrı ilişkisi çok güzel anlatılmış. mads mikkelsen harika bir oyuncu. the hunt filminden kendisini seviyorduk zaten.
selimciğim selimciğim
yukarıda detaylı analizler var. kara mizah. üstün ilahiyat bilgisi gerektirmeyen, genelin anlayacağı, kararında bir alt metin var. dramı da hüznü de absürt unsurları da gayet sağlam. on nümero bir film. uzun zaman sonra ilk kez bir filmde birkaç yerde uzun uzun sesli güldüm (bilhassa kurabiye sekansı).