ağlatan şiirler

1 /
kalbime gömerim o zaman kalbime gömerim o zaman
orhan seyfi orhun un veda busesi adlı şiiri bunlardan biridir.

hani o bırakıp giderken seni
bu öksüz tavrını takmayacaktın?
alnına koyarken veda buseni
yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

hani ey gözlerim bu son vedada,
yolunu kaybeden yolcunun dağda
birini çağırmak için imdada
yaktığı ateşi yakmayacaktın?

gelse de en acı sözler dilime
uçacak sanırdım birkaç kelime...
bir alev halinde düştün elime
hani ey gözyaşım akmayacaktın?
dedim ve noktayı koydum dedim ve noktayı koydum
gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu, ağlardım
beni sevmiyordun, bilirdim
bir sevdiğin vardı, duyardım
çöp gibi bir oğlan, ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu, ağlardım
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin, bakardın
üşürdüm, içim ürperirdi
felaketim olurdu, ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu, ağlardım


(bkz: attila ilhan)
(bkz: üçüncü şahsın şiiri)
dedim ve noktayı koydum dedim ve noktayı koydum
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir
beynimi uyuşturuyor özlemin
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
yokluğun,
hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek..

(bkz: can yücel)
düttürü dünya düttürü dünya
edip cansever'in mendilimde kan sesleri şiirinin de girmesi gerektiğini düşündüğüm kategoridir.

her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla

boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı ıssızlıktır
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye’ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
cigara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenleri
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da şimdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.

ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
kırmızıdenizyıldızı kırmızıdenizyıldızı
(bkz: behçet necatigil)
(bkz: sevgilerde)


sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçecegi aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı.
benim sessizligimde senin de susuşun var benim sessizligimde senin de susuşun var
ağlatmasa bile kanatabilitesi, bandajlanmış yaraları açabilitesi vardır. hele ki bir de şarkısı yapılmışsa..pek aradığım biri olmamasına karşın özcan deniz tarafından söylendiğinde ağlatabilir de..risk almıyorum, denemiyorum. şöyle ki:

bir adın kalmalı geriye

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet bir adın kalmalı geriye
birde o kahreden gurbet

sen say ki ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri koynuma almadım ihaneti
ve say ki bütün şiirler gözlerini
şarkılar saçlarını söylemedi
bir buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi..

evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet isyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

sen say ki yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

beni affet
kaybetmek için erken
sevmek için çok geç

ahmet hamdi tanpınar


edit: şarkı hali özcan deniz-beni affet
saclarını kesen rapunzel saclarını kesen rapunzel
kimin fikriydi aşkı yürekte saklamak?
ve kalpleri kiralık evlere benzetmek..

kimin işi zordu ayrılıkta..
veda edenin mi yoksa bir vedayı evlat edinenin mi?

kimin yüzüne tükürmeliydi hayat,
maske takanın mı yoksa o maskeyi indirenin mi?

bir kadın kiminle sevişmeliydi,
kime sarılmalıydı kolları ya da kimin koynunda olmalıydı...,
cebi paralının mı,
yoksa uğrunda paralananın mı?

kimdi dost..
geçip giden yıllar mı,
yoksa pastanın üzerinde söndürülen mumlar mı?

ve neden eşit dilimlenmezdi acılar,
gelen davetsiz misafir çoktu,ondan mı?

kimdi aşk,
yanında olan mı terk etmemecesine,
yoksa kalarak acıtan mı gitmemecesine?

bir adam,
bir kadını ölüm onları ayırana kadar mı sevmeliydi,
yoksa kadın tutku bitince ölümü beklememelimiydi?

adresler başka aldatmalar aynı değilmiydi?
saatler ihaneti gösterdiyse gecenin geç vakitlerinin günahı neydi?

severek ayrılma modasını ilk başlatan kimdi,
kimin fikriydi sonsuza kadar dost kalmak?

kimdi aşkını ilk kâğıtlara yazan..
masumiyeti bir otel odasında bırakan kimdi?

son gece son sigarayı içmek için sevişmek kâfimiydi?
yoksa kapılar kapanınca ayak seslerini dinleyip ağlamak mı marifetti?

giden kimdi,
kalan kimindi?

bu ayrılığı kim icad etti?

ve geri dönmemeyi gidenlere,
kimler öğretti?
saclarını kesen rapunzel saclarını kesen rapunzel
küfrüm edebimi aştı bu gece

sen benim gözümde bir hiçsin artık,
nefretim
aşkımı aştı bu gece
bugün ki sözlerin söz müydü artık
son sözün
sabrımı aştı bu gece

kolayca bitsin bu diyemedin de
salladın
savurdun basiretsizce
hiç mi ders almadın onca gezdik de
yağmurun
rahmeti aştı bu gece

yürümeyen neydi,ilişkimiz mi?
günüm
sensiz bomboş deyişimiz mi?
sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
yalanın
doğrunu aştı bu gece

evlenmek hayali kapımda idi
giriş kat
evimin boyası yeni
mobilyan,takımın, alınmış idi
vuslatım tadını
aştı bu gece

yemedim yedirdim ne varsa sana
üç kuruşum olsa
verirdim daha
memurdum yoksuldum hatırlasana
hafızam haddini
aştı bu gece

ayakların donmuş,üşümüştün de
gece yatamamış
üzülmüştüm de
bir ay oruç tutup yememiştim de
o çizmen boyunu
aştı bu gece

yapılan söylenmez, gelmezmiş dile
allahtan
beklenir kul bilmese de
kızgınlığım buna, sebep ise de
sabrım
miadını aştı bu gece

onca gez toz benle,seviyorum de
sonra
git nişanlan bir de ona de
şerefsizlik değil, nedir bu söyle
küfrüm
edebimi aştı bu gece

sana son bir sözüm, nasihatım var
aldığım
ahlakla bir terbiyem var
seni doğurana ana deyip geçmek var
saygım
adabımı tuttu bu gece
gönlümün romanı bitti bu gece
hangisine
yansam şimdi gün gece
ömrümden beş yıl gitti bu gece

bedirhan gökçe
charlyne bukowski charlyne bukowski
sizin hiç babanız öldü mü?
benim bir kere öldü kör oldum
yıkadılar aldılar götürdüler
babamdan ummazdım bunu kör oldum
siz hiç hamama gittiniz mi?
ben gittim lambanın biri söndü
gözümün biri söndü kör oldum
tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
şöylelemesine maviydi kör oldum
taşlara gelince hamam taşlarına
taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
taşlarda yüzümün yarısını gördüm
bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
yüzümden ummazdım bunu kör oldum
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
taşbaşoğlu taşbaşoğlu
seni anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.
ard- arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara.
akan yıldıza.
bir kibrit çöpüne varana.
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...

ahmed arif/hasretinden prangalar eskittim
kaktus ve papatya kaktus ve papatya
6 haziran 1973
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesinden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam düştü galata kulesinden
bu adam benim oğlumdu

gencecikti vedat
ışıl ışıldı gözleri
içi
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
kendini bir anda bıraktı boşluğa
söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
zaman durdu
bir adam düştü galata kulesinden
bu adam benim oğlumdu

açarken ufkunda güller alevden
çıktı, her günkü gibi gülerek evden
kimseye belli etmedi içindeki yangını
yürüdü, kendinden emin
sonsuzluğa doğru
galata kulesinde bekliyordu ecel
bir fincan kahve, bir kadeh konyak
ölüm yolcusunun son arzusuydu bu
bir adam düştü galata kulesinden
bu adam benim oğlumdu

küçücüktü bir zaman
kucağıma alır ninniler söylerdim ona
uyu oğlum, uyu oğlum, ninni
bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat
6 haziran 1973
galata kulesinden bir adam attı kendini
bu nankör insanlara
bu kalleş dünyaya inat
şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat.

ümit yaşar oğuzcan- galata kulesi ve oğluma ağıt
tozpembehayallerdenardakalantoz tozpembehayallerdenardakalantoz
şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun
aklıma ellerin geliyor önce
yağmurlu birgün hatırlıyorum
ıslanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum
durup durup ölümü hatırlıyorum
alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta
sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor
alabildiğine bir deniz
alabildiğine kum
içim ürpertilerle dolu
karanlık denizlerin ortasında
seni düşünüyorum
hani denizin insanı deli eden maviliği
nerde o güneş parıltıları nerde
göremiyorum ama duyuyorum
yaklaşan fırtına sen olmalısın
bu rüzgar senin hayallerin olmalı
senin ümitlerin
senin arzuların olmalı
bütün karanlıklara razıyım
yalnız uzaklarda, çok uzaklarda
bir gemici feneri yanmalı
bu korkunç ağırlıkları kim koydu başıma
bu marşandiz trenleri nereye gidiyor
ben bir katran deniziyim artık
dalgalarım iri kayaları döver durur
bütün yaratıklar derinliklerimde kapkara
ne bir seven var beni
ne bir anlayan bulunur
içimde çalkalanan bir dünya
kulaklarımda karanlığın uğultusu
ve gözbebeklerimde korkuların en büyüğü
bir büyük dünyada yalnız kalmak korkusu
ölürsem korkudan öleceğim
düşen yıldızlar gibi
batan gemiler gibi yalnızlığım
sisli şafaklar doğar ufkumdan
kör bıçaklar bilenir düşlerimde her gece
kirli bir güneş kahreder dalgalarımı
bir çamur yığını sıvanır yüzüme
gitgide artar yalnızlığım
sonra duyarım iliklerimde sabahın olduğunu
bir yosun parçası kımıldanır, gerinir
bittiği yerde başlar yalnızlığım
pusulalar işlemiyor artık
yıldızlar yol göstermiyor
rüzgar bile ihanet etti bize
bir saçların vardı deli divane olduğumuz
bir saçların vardı
bir saçların vardı
alnına düşerdi akşamları
hiç değilse yaşadığımızı bilirdik hayal meyal
nefes aldığımızı
insan olduğumuzu bilirdik
saçların bizi kurtarırdı düştüğümüz girdaplardan
bizi bir derinlerden yeryüzüne çıkarırdı
her telinde mevsimleri seyrettiğimiz
varlığını en büyük mutluluk bildiğimiz
bir saçların vardı
bir saçların vardı deli divane olduğumuz
şimdi bütün gün üstüme yağmur yağıyor
bütün gece kar
yalnızlığın tam ortasındayım artık
yalnızlık kadar
bilsen nasıl üşüyorum
al şu ellerimi ısıt biraz
ya da al götür bu soğukları
bu yağmurları
görmüyor musun beni öldürecekler artık
beni öldürecekler diyorum sana
geçmiş gelecek bütün yıllarım
bütün umutlarım senin olsun al
beni bu karanlık denizlerde bırakma


ümit yaşar oğuzcan
1 /