algı yönetimi

1 /
jimela morrison jimela morrison
beynimiz, sinir sistemimiz tarafından yapılır. algıladıklarımız tarafından kafamızın karışmaması için ve bizi üremeye doğru yöneltmek, nesil devam ettirmek için gereken komplike işlemleri uygulayabileceğimiz kadar algıya sahip kılmak için çalışıp durur beyin.

yani beyin ilişki kurup komplike hale getirmek dışında da bir işe yarar: eleyip sadeleştirmek...

çünkü sandığımızdan çok fazla şeyi algılıyoruz ve bunların çoğu yaşamımız açısından gereksiz kabul ediliyor beyin baba tarafından ve bunları eliyor, bizim çok şeyle meşgul olmamızı istemiyor. zaten boşuna değil midir sevgili olayları ortaya çıkınca tüm akademik gelişimleri bir kenara bırakmak.

düşünce hızı ışık hızından hızlıysa eğer zaten herşeyi bilmememiz mümkün olmaz...

(bkz: ukte)
zakharion zakharion
cia bunun üzerine çok gider. gider gitmesine de, olaya menfi açıdan bakar. neyi algılayıp benimsememiz isteniyorsa onu dayatır bize. zihinlerin sömürgeleştirilmesi yoluyla başarı sağlanır. bildiğin psikolojik savaş unsurudur. "toplumlar ya da kişiler için asla kabul edilemez" sanılan olgular bu yönlendirme girişimi sayesinde belirli bir süre sonra "tartışılabilir" hale gelir. bu doğrultuda algı yönetiminden ziyade algıyı değiştirme eğilimi söz konusudur. 10 sene önce kürdistan konusu gündeme bile gelemezken şimdilerde "kurulsa ne olur lan acaba" seçeneği çokça konuşulur. bu sabır isteyen bir süreçtir ve dönüşüm için zaman gerekir. uygulayanların da fazlasıyla zamanı ve sabrı vardır her daim. beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır hesabı. burada, eğitim mekanizmasının ele geçirilmesi en önemli adımdır. richard bissel raporu incelenmelidir.
ve ayrıca;
(bkz: paul henze)
(bkz: project bluebeam)
kimseoralıolmasınbendeburalıdeğilimzaten kimseoralıolmasınbendeburalıdeğilimzaten
israil tarafından başarıyla uygulanmıştır. az sonra tanımı verince türkiye'de de uygulanıyor galiba diye düşünmeden edemedim.

algı yönetimi için israil dışişleri bakanlığının tecrübeli diplomatları tarafından yönlendirilen özel bir internet birimi oluşturulmuştur. internette yer alan israil aleyhtarı her makale ya da yoruma karsı haber ve değerlendirme yazan bu grup, 24 saat internette sıradan vatandaşlar olarak gezmekte ve haber makalelerine yorum yazmakta, twitter ve facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde özel sayfalar oluşturmakta, israil hakkındaki negatif algıları değiştirmeye çalışmaktadır.

maaşlı olarak tutulan, dil bilen genç aktivistlerden oluşan bu birim sanal ortamda yoğun bir manipülasyon ve algılama yönetimi faaliyeti göstermektedir. bilgisayarlar için hazırlanmış özel programlarla (megaphone progr. vb.) israil aleyhtarı sitelerden ve girişimlerden haberdar olan daha amatör topluluklarla da irtibat halindeki bu çalışma grubu, "dünya yahudi öğrenciler birliği" (wujs) gibi etkili organizasyonları harekete geçirebilmektedir.

böylece sanal dünyada düzenlenen herhangi bir anket çalışmasına bir anda yüzlerce internet mesajının gönderilmesi sağlanabilmektedir. bilindiği kadarıyla uzun süredir internette faaliyet gösteren bu grubun resmi olarak gün yüzüne çıkması, 2009 yılında israil dışişleri bakanlığının bütçe görüşmeleri ile mümkün olmuştur. bu çalışmalara başlangıç olarak 150.000 dolar ayrıldığı beyan edilmiştir. israil dışişleri bakanlığının "hasbara" birimi olarak görev yapan bu gruplar ayni zamanda israil kaynaklı özel şirketlerin imaj çalışmaları için de kullanılmaktadır (cook, 2009), (farago, 2006), (kishinevski, 2009)
parkla ilişkiler uzmanı parkla ilişkiler uzmanı
esas olarak herhangi bir durum karşısında kişi ya da kişilere bahsi geçen konuyu kendi istedikleri gibi algılatmasıdır.

2008 yılına kadar bunu yazılı ve görsel basınla sağlıyorlardı.sosyal medyanın olgusunun ortaya çıkmasından sonra aynı düşünceye sahip kişilerin kitleleri yönlendirme çabası da algı yönetimine girmektedir.
tacsizkralpele tacsizkralpele
"olum o kız sana bakma" en basit algı yönetimi örneğidir. algıyı verici ve alıcı olarak değerlendirdiğiniz zaman başarıyı vericinin hanesine yazmanız gerekir. tabi bu örnek daha mikro bir örnek, bunu genişletirsek daha çılgınca şeyler ortaya çıkar.
burada aslan payını vericiye verdik evet ama bazı durumlarda alıcı da başarız olduğundan mütevellit bu sürecin sonucu keskinleşir. örneğin yerli bir markanın yabancı bir isim alması bir algı yönetimi şeklidir. aynı şekilde bir markanın basit oyunlarla (ismin önüne evren, dünya, kral, gerçek getirmek gibi) algı yönettiği de pektir. bu algı yönetimi hep sanıldığı gibi derin mesajlarla, subliminal falan olmaz, bazen kör göze parmaktır. üstte yazdıklarım da zaten buna örnek olanlardan birisidir. yoksa o cia, israil, x örgütler vs tarafından yapılan şey komplike bir bilinçaltı yıkma/oluşturma üzerine kuruludur ki bunu direkt olarak sağlayan medyadır
equocapite equocapite
amaç: akp tabanına bu devrin çökmek üzere olduğu mesajını vermek ve enkazın altında kalmamaları için gemiyi terk etmeleri gerektiği duygusunu oluşturmak.

enstürman: nürnberg mahkemeleri.

dijital medyada ufaktan algı yönetimini başlat.

ekşisözlük’ten başla. listelist, onedio gibi portallara parasını vererek gündem çık. nürnberg mahkemelerini insanlara anlatmaya başla.

liberal ve mümkünse hiçbir partiyle yakınlığı alenileşmemiş birkaç kişi bularak belirli bir takvimle durup dururken nürnberg mahkemelerinden bahsetmesini sağla.

iki tane celebrity bulup, nürnberg mahkemelerini canlı yayına taşı.

enver aysever’in aykırı sorularından birini buna ayır.

yassıada ve nürnberg arasındaki farkları insanlara aynı şekilde anlat.

tv’ye markasız/logosuz/sessiz/sözsüz bir reklam ver. nürnberg mahkemelerinden alınmış 20 sn’lik bir görüntü.
tunqsounds tunqsounds
algı yönetimi için yapılacak en etkili tanımlama şu şekilde olabilir; "hedef kitleyi istenilen bir fikir ve amel üzerinde rıza gösterecekleri bir inanma ve ikna olma sürecine sokmaktır." literatüre girdiği biçimiyle tanımlayacak olursak; "kitlelerin duygu, düşünce, amaç, mantık, istihbarat sistemleri ve liderlerini etkileyerek seçili bilgilerin yayılması veya durdurulması; bunun sonucunda hedef davranış ve düşüncelerinin hedefleyenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi" diyebiliriz.
ubuntu ubuntu
ömer ekinci'nin konuyla ilgili güzel bir yazısı var. ilgilenen okusun derim. aslında ilgilenmeyenlerin okuması daha önemli; daha yazının ortasında anlayacaksınız.


1989 yılı. türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. türkiye'ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.bekledikleri gibi olmaz.boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri türk tüketicisi, pizzayı sevmez. dükkanlar kapatılır. geri dönülür.
.
1991 yılı. murakami-wolf-swenson productions'ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. yapımcı şirket türkiye'deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10'udur. adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. yayınlanmaya başlar. çizgi film türkiye'de de çok tutulur. oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
.
1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.talep gitgide artar. derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.
.
tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?bravo! o çizgi film "ninja kaplumbağalar"! o pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
.
şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30'larına geldi. ilk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. ilk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor: "pizza mı söylesek?"bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
.
işte algılarımız böyle yönetiliyor. 20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.bizim eğlenceli diye izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerdenibaret. ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor?!
.
bu sadece bir örnekti,her amerikan filminde apple bilgisayarların görünmesi bugünkü apple çılgınlığının temeliydi. her filmde sabah işe giderken elinde starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi. afrika'da ayağında ayakkabı olmadığı için pet şişe bağlayan afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş coca-cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır coca-cola'nın yaptığı "mutluluk" reklamlarının sonucu. gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.
.
biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu western (vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. o kovboyun ağzındaki marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. etkiye bakar mısınız?
.
işte bu yüzden unutmayalım;bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99'u bir amaca hizmet ediyor. inanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.
.
"bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter" diyordu malcolm x, uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar?afiyet olsun!
1 /