almanlar

1 /
iao iao
bir çocukluk sevdası, lastik oyunun doruk noktası. 1'ler, 2'ler diye gidip 10'lara kadar uzanan on adet hareketi vardır. bunu bilmeyen kız, bana gelip "lastik oynarım," demesin ayrıca. istanbulular, domatesliler ve red kitler bu işin sadece giriş kısmıdır.

alman disiplini gibi bu iş de bir disiplin sanatıdır. bilekleri bitiren her kız kendini bir an nadia comaneci sansa da daha bunun dizler ve kalçalar olmak üzere 2 bölümü daha vardır. ki kalçalar son derece subjektif ve tartışmaya açıktır.

gelelim tekrar almanlara. alman disiplini gibi bu iş de bir disiplin sanatıdır. bilekleri bitiren her kız kendini bir an nadia comaneci sansa da daha bunun dizler ve kalçalar olmak üzere 2 bölümü daha vardır. ki kalçalar son derece subjektif ve tartışmaya açıktır.

1 ler. ayakta durup zıplayan herkes yapabilir.
2 ler. bunda yanan tipler vardır ki, dayaklıktırlar. sabır ve de çalışma gerekir. dizlerde yapmak zor olabilir acemilere.
3 ler. arkaya bakamayanların kabusu. kuyruk sokumu kıranlar olmadı değil. dizlerde gene zordur.
4 ler. eğer kuralları koyan kişi enayilik edip bastıkaçtı serbest dediyse sorun yok. ama ben izin vermem.
5 ler. bu hareketi sırayla 5 kere tekrarlıyorsunuz.durmak yasak. daha kalçalarda 100 kere zıplayacaksınız.
6 lar. işte bir ustalık hareketi. kişi zıplar ve lastik içindekilerin kararını
bekler. ön/arka/yarım/kelebek? en psikopatı kelebektir.
7 ler. zor bir hareket. sağ ayak içeride, sol ayak sağdaki lastiğe geçirilip sola konmuş. bu haldeyken yedi kere ayak değiştirmeniz gerekir. eğer zıplarken lastiği kaldıramazsanız işiniz zor. bu bölüm zordur. durma, kaldırmaca, takılmaca gibi kurallarla hafifletilmeye çalışılsa da bu konuda hiç bir zaman tahammülüm yoktur.
8 ler. gene ustalık gereken bir bölüm. ayaklar lastikler çaprazlanarak içe konur. ve sorulur: "/dış/yarım/kelebek/cambaz?" yarım ve kelebek hakkında yukarıda bilgi vermiştik.iç/dış ustalar arasında hiç rağbet görmez. en favori kelebek ve cambazdır. özellikle bu ikisini dizlerde yapmak bastıkaçtı ve takılmaca yoksa (ki klas bir oyunda olmaz) gerçekten zordur. cambaz'ın adı üstünde işte. hem ayak yan bir şekilde lastiğe tüneyeceksin hem de tek ayak üstünde duracaksın. kanka oyunlarında antremanlar hariç kullanılmaz.
9 lar. klasik dokuzlar: bas ve çık. iki ayak zıpla ve çık. ama ileri seviye oyunculara bu yetmemiş. belkıslar denen bir kabus versiyon gelmiştir. kız adını vermiştir bu olaya, daha ne denilebilir? belkısları anlatmak saatler süreceğinden geçiyorum, eğer gıcık olduğunuz ve şişman eşşek kırbaçlayan bir kızla oynuyorsanız " 9'lar belkıslar olacak, durmaca yok" demek yeterlidir.
10 lar. bir dinlenme anıdır. 4'lerdeki gibi zıplamak yerine ayak lastiğe takılır
ön tarafa 2 kere vurulur. bilekler bittiyse dizlere, dizler bittiyse de kalçalara geçilir.

önemli terimler:
bastıkaçtı: 4'ler,6'lar gibi ayağın lastiğe takılması gereken hareketlerde kuralları
belirleyen kişi isterse bastıkaçtı'ya izin verebilir. özellikle dizlerde atlamalar sırasında lastik sürekli ayaktan kurtulabilir. ileri düzeyde bu kural uygulanmaz.

durma: hız gerektiren 4'ler, 5'ler, özellikle de 7'lerde zaman zaman kullanılan bir kural,ki bence çok gereksizdir. daha ilkokuldasın nasıl nefesin kesiliyor? aaa aaa...
esas kalçalarda sadece lastikler arasında 100'e kadar zıplanırken kullanılması makbuldür. kalçalarda "100 kere zıplama, hiç durma yok" demesi ayrı bir zevktir.

kaldırmaca: 7'lerde sürekli zıplarken aşağı inen lastiği elle kaldırmaya izin vermektir. dizlerde zaten gerekmez. bileklerde sadece acemiler kullanır.

takılmaca: 8'lerde oyuncular zaman zaman düğüm olabilir. özellikle zor hareketlerde.
eğer düğümlenme olursa, hareket baştan alınır.

orta çömlek: fasulye gibi birşeydir, genelde oyunu izlemekten sıkılan ama oyunda yer bulamayan yakın arkadaşlardan biri de üzülmesin diye orta çömlek yapılır. eğer oyunculardan biri bir hareketi yapamıyorsa, bunu ona devredebilir. ama bölüm başına bir kere devretme hakkı olduğundan sıkıcıdır, ama gidip de tahtayı silmekten iyidir.

sonuncu: adının sonuncu olduğuna bakılmasın en karizmatik kişidir. "sonum!" diye ilk bağıran kuralları koyma hakkını kazanır, sonuncu olmaya bayılırdım. (bkz: kadınların güç zaafı)
poppy poppy
doğu almanya'da yaşayanı ile batı almanya'da yaşayanı arasında tonlarca fark bulunan, disiplinli, prensipli fakat kesinlikle çalışkan olmadıklarını düşündüğüm, spor ve hobilerine düşkün oldukları kadar bir o kadar da dünya gündeminden haberleri olmayan millet.
karamaya karamaya
1930'ların ortasından 1940'ların ortasına kadar sanki onlar başkalarıymış gibi yapan günümüz dedeleri ve ninelerine sahip halk.
çünkü çünkü
ikinci dünya savasında müthiş bir alman düşmanı haline gelen rusların, genlerini alman kadınlarına tecavüz yoluyla aktarması sonucunda yarı ruslasan irk. tohumlama yöntemlerinin garantili olması icin kadın başına düşen tecavüzcü sayısı onlarla ifade ediliyor.

hitlerin kulağını cınlatan edit: ari ırk nerede kaldı hacı...
ingenieur und musiker ingenieur und musiker
sinanimasyon'un yazdıklarını okurken arka fonda kaval feat bağlama sıla hasreti çaldı... maalesef dediği gibi olayların sıkça olmasa da hala yaşattığı millettir. bir örnek de benden:

ali, gonca ve ben münih'teki nelly's irish pub'ta eğlenmişiz ve çıkma zamanı artık, sırada bekliyoruz, ali ve gonca da sigaralarını iciyorlar.soldan sağa: ali gonca ve ben şeklinde duruyoruz. sarhoş almanın teki alının yanına gelir:

alman - nerdensiniz?
ali - türkiye
alman - bavullarınızı toplayıp bir an önce havaalanina gitmeniz gerekiyor biliyorsunuz değil mi?
ali - gitmeye niyetimiz yok ama sen şimdi gidiyorsun hadi bakalım
alman - defolun pislikler!!
(ben yavaşça alı ile almanın arasına girer, kafamı almanın kafasına (1.87m boyunda ve hafif iri birisi olmanın verdiği avantajla)dayayıp:
ben - bir sorun mu var?

kafasını eğer ve sessizce çeker gider.

bazen gerçekten sabrımın sınandığı olaylar yaşamıyor değilim. ancak gene de genel olarak alman arkadaşlarımla çok eğleniyorum. (hele ki türkiyeye daha önce gelmişse) ancak tabi ki soğuklukları baki, bir alex değil.

ben 25 yıl kalmadım ancak, 2 yıla yakındır buradayım ve kendi gözümden almanlar:

- geri dönüşüm hastaları. her türlü eski kağıt, ev atıkları, ambalaj, plastik sise, cam sise, ayrıca ayakkabı ya da elbise çöp dolapları...

- organik, bio manyakları: onca ülke gezdim ben bu kadar bio olayını görmedim. bio süt, bio ekmek, bio meyve suyu, bio bira, bio tuvalet kağıdı...

- günlük bize oranla kat ve kat fazla içecek içiyorlar. benim yan masamda çalışan arkadaş günde 3 günde 1 kasa meyve suyu getiriyor löök lööök lööök yarım litreyi dikiyor. ne içtin be arkadaş aylardır!!

- kurallara inanılmaz bağlılar. özellikle trafikte bazen delirtici gelebilen bir kurallara uyma durumu oluyor, istanbul trafiğinde sürmüş insanlar kafayı yiyebilir. ama tabi şaka bir yana, bu kurallı olmak, insanlara birbirine saygılı olmayı, medeni olmayı da beraberinde getiriyor. tabi bu da sorunsuz, şahane ve medeni bir hayatı getiriyor.

- özellikle iş yerinde çalışanlarına çok saygılılar. anlattığın şey aptalca bile olsa sonuna kadar dinlerler. türkiyedeki gibi beş kuruş etmez adamlarin altında çalışan insanlara hakaret etme durumu gibi bir şey zaten söz konusu bile olamaz. polislik bir olaydır.

- türkiye, ıtalya, yunanistan ve ıspanya gibi akdeniz iklimi sanırım insanlara dengesizlik ya da saçmalama olasılığını yükseltiyor. almanların tutarsız, saçma, dengesiz ya da aşırıya kaçan bir harekette bulunduklarını görmedim. 2 yıldır bağıran, sinirlenen alman görmedim. enteresan.

- buna karşın bizim gibi eğlenceli, çok kültürlü, çok çeşitli bir millete göre almanlar oldukça donuklar ve günlük kullandıkları kelimeler cümleler neredeyse hep aynı ve olaylara gösterdikleri tepkiler hep aynıdır, yüz ifadeleri de 3 ya da 4 çeşittir.

bir örnek:

ben: ohhhh havanın güzelliğine bak abiii (münih'te 6 ay aradan sonra ilk kez güneş açmış!! burayı özellikle vurgulamak isterim!!) güneşe bak ya!!!! sana geliyorum münih!!!

alman: hmmm schönes wetter hmm.. (himm güzel hava hmm)

- yemek kültürleri olmayan, her gün bu yüzden çok üzüldüğüm millet. bira olmasaymış ne yapardım almanya'da bilmiyorum. tabi en azından güzel, türkiyedekileri hiç de aratmayan hatta bazıları daha da kaliteli olan türk restorantlari var.

- ıstisnasız tüm filmleri almanca seslendirmeli izleyen millettir. orjinal sesini dinlemek için ankara'daki kizilirmak sineması misali sinema bulmak şart.

şimdilik diyeceklerim bunlar, daha aklıma geldikçe ekleme yapacağım millettir.



-
tayyizemane tayyizemane
dresden'lisi, münster'lisi, hamburg'lusu, ya da özel diyalekti ve keskin farklı diğer özellikleriyle schwab'ı diye memleketlerine göre kendi içerisinde ayrılan halk. staj için nrw'ye gelmiş bavyera'lı bir öğrenci adaptasyon sürecini nasıl atlattığınızı sorarken, kendi adaptasyon sürecinde yaşadığı sıkıntıları, iki eyalet arasındaki farklılıkları anlatabilir, şaşırmamak gerekir. kendi aralarında ilk tanışmada memleket muhabbeti döndürmeleri bakımından bize benzerler, karşındaki kişiyi tanımak için ipucu yakalamaya çalışırlar. evet, kendi halklarına da önyargılılar.

nrw eyaleti'nin gerek türk, gerek diğer yabancıların çokça yaşadığı bir eyalet olması hasebiyle burada yaşayan almanlar yabancılara alışıklar, kanımca yer yer alman usülünden feragat etmeleri, güleryüzlü ve yardımsever holger'ların, sabrina'ların olmasını karşılıklı etkileşim olarak adlandırmamak mümkün değil. yabancıya önyargısını açıkça belli eden onlarcasından sonra bunca yıllık öğrencilik hayatımda karşılaştığım en sabırlı, cömert ve öğrenciye ve mesleğine değer veren öğretmenin bir alman olmasını başka türlü açıklayamıyorum zira.

birçoğu samimi ortamı yakaladıkları an "entegrasyon sorunu hakkında ne düşünüyorsun?" diye koltuğundan giriyorlar, ya da alakasız bir şekilde kendini o konuyu konuşurken buluyorsun. başlangıçta herhangi bir önyargı sahibi olmadıklarını söylüyorlar ki büyük yalan, milliyetçliğin her türlüsüne karşı olduğunu belirtip objektif bir şekilde anlatmaya kalktığınızda, eteklerindeki taşlar dökülüveriyor; "kızma ama türk erkekleri alman kızlarıyla her türlü ilişkiyi yaşayıp türkiye'den evleniyorlar, çoğu illegal işlerle uğraşıyor, buraların gerçek sahibiymişçesine davranıp fırsat bulduklarında "scheisse almanlar" diyorlar. buradaki türkler çok..." vereceğiniz bir "du hast recht!" onay komutuna kadar yakınmayı sonsuz döngüye alabiliyorlar. hafta içi alışveriş merkezlerini dolduran türk kadın, çocuk nüfusu arasında -alman muadilleri o saatte çalışıyor oluyor zira- arkadaşınız rahatlığınızdan faydalanıp "ahh zo, şu kalabalıkta bir tane alman olmaması ne kadar tuhaf" diyiveriyor. iş yerinizdeki alman arkadaşlarınız yine sizin yanınızda rahat rahat kendilerinin deyimiyle "(almancı) türk takliti" yapıyor. biri aniden elini kaldırıp "ne var laan?" diye bağırıyor. diğeri, "sana ne lan!" diyor, gülüşüyorlar falan. bunun yanında çoğunun özgüven sorunu var, alay ettiği şeyler için orijinal bir cevabınız varsa ya da önyargılarının dışındaysanız hayatlarını allak bullak edebilirsiniz, sizi tanrı ilan ediyorlar, yaptım ondan biliyorum.

velhasılı, beyhude onca laftan sonra, kendini izole etmiş, getto toplumunun böylesi insanlarla zaten sorunu olacaktı ve nitekim, zannedersem her şeye rağmen tek eksiğimiz kendileriyle iletişimdi.
simetrik yara simetrik yara
cool kelimesi bu insanlar için söylenmeli adeta. her ne kadar çok sayıda alman arkadaşım olmasa da, hiçbir yavşak hallerini görmedim. amı götü dağıtıyorlar ama toparlamasını da biliyorlar gecikmeden. hiçbir ezik, sefil portre görmedim hareketlerinde, hayatlarında. rastlantı mı bilmiyorum ama hiçbiri facebook'u önemsemiyor, doğum gününden doğum gününe kontrol ediyorlar profillerini adeta. çevrimiçi olduklarını hiç görmedim zaten.
1 /