amak ı hayal

1 /
dem dem
vaktiyle tercüman'ın 1001 temel eser serisinde ve daha sonra çeşitli yayınevlerinden sadeleştirilmiş biçimiyle çıkmaya başlayan filibeli ahmet hilmi efendi'nin eseri. birçok tasavvufi öğe ile çatılmış kendini bulma öyküsü/öyküleri. insanın kendi kişisel yolculuğunun yanısıra bir kitabın yazıldığı tarihe ve yazıldığı yere, bir de aynı coğrafyada ikamet eden şimdiki metropaganların haline bakınca esere hayran olmamak elde değil.
lupin lupin
ahmet hilmi'nin 1910 yılında yayımlanan felsefi içerikli romanı. türkçe'ye hayalin derinlikleri olarak çevirilmektedir. hakikate susamış raci'nin bir ermişin (`aynalı baba) rehberliğinde manevi alemlere yaptığı yolculukları anlatmaktadır. her yolculukta bir hikaye anlatılmaktadır. hepsi birbirinden güzel olmakla beraber zerdüşt hikayesi süperdi. bu roman deyim yerindeyse bir şaheser.
sophie sophie
dursun gürlek çevirisiyle antik yayınlarından çıkan kitaptır.
ruh ve madde âlemi arasında varlığın hakiki manasını arayan raci'nin yolu nihayet bir gün, mezarlıktaki küçük kulübesinde yaşamını sürdüren aynalı baba ile kesişir. benliğini şüphe ejderhasına teslim etmek üzere olan raci'nin kafasındaki sis perdesi, bundan sonra yavaş yavaş dağılır ve bizleri tadına doyamayacağımız heyecanlı bir yolculuğa çıkarır. raci'nin, hayalin derinliklerinde hiçlik zirvesinden zerdüşt'ün diyarına, kaf ve anka'ya, oradan da ilahi aşkın nuruna doğru yaptığı bu manevi yolculukta tasavvuf deryasının sırlarına doğru kanat çırpacaksınız.

"tuhaf! varla yok hiç bir olur mu? örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. bu ikisi arasında fark yok mu? " dedim.

deli, başını çevirdi. kahkahayı bastı:

"vay! sen varsın ha? ! acaba var mısın?"
badangel badangel
hayalin derinlikleri anlamını taşıyan a'mak-ı hayal de romanın baş kahramanı râci nin ontolojik sorularına cevap aranmaktadır. genç râci hayata dair bir çok soru işareti besler kafasında, inanç ve felsefe soruları düğüm olur beyninin içinde. bulduğu hiç bir cevaptan tatmin olmaz. aynalı baba nın ney üflemesi üzerine o kadar etkilenir ki bir sürü hayale dalar. daldığı her hayalde yeni bir hikaye başlar.
en iyi tasavvuf örneklerinden biridir bu eser. mutlaka okunmalı, okutulmalıdır.
(bkz: şehbenderzade filibeli ahmed hilmi)
sekizinci cüce sekizinci cüce
a'mâk-ı hayâl; hayatını zevk, eğlence ve geçim derdine adamış ama aynı zamanda çok okuyan, bilgi sahibi ve sahip oldugu bilgilerle her daim hayatı sorgulayan biri olan raci'nin, günün birinde bir mezarlıkta yaşayan aynalı baba isimli bir zat'la tanışmasıyla başlayan hayallerini ve bu hayaller doğrultusunda onun seyr-i süluk deneyimlerini konu alan ilginç bir kitaptır.
aynalı babayı ziyarete geldiği her gün, onun çaldığı ney eşliğinde -buradaki ney tesadüf olarakseçilmiş bir enstrüman değildir, tasavvufta ney insanı simgeler.- ayrı bir hayali yaşar raci ve bu da kitapta ayrı ayrı bölümler olarak ele alınır.
kitabın yeditepe yayınlarından çıkan baskısında kitap üç bölümden oluşmuştur:
birinci kitap: raci'nin aynalı baba'yla geçirdiği günleri ve bu günlerde gördüğü hayalleri anlatır (9 gün)
ikinci kitap: raci'nin manisa tımarhanesindeki gözlemlerinden oluşur.
a'mâk-ı hayâl'e zeyl kısmında ise kısa hikayeler ve aynalı baba ile tekrar karşılaşması anlatılır.

aynı zamanda ''birinci kitap'' kısmında anlatılan dokuzuncu günde ''ulular meclisi'' nce yapılan mutluluk tanımlarıyla beni benden alan kitaptır.

''konfüçyüs: bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktır.
eflatun: daima yücelikleri düşünmektir.
aristo: mantık! işte mutluluk!
zerdüşt: mutluluk, karanlıkta kalmamaktır.
brahma: mutluluk mu? herkesin zannettiği neyse onun aksidir.
hızır: mutluluk, ihtirasların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi çakan bir hayalettir!''
zamirtamlamasi zamirtamlamasi
üzerine saatlerce yazılıp konuşulabilecek, alternatif matrix ve yüzüklerin efendisi senaryolarına hollywood da ilk sıraya yerleşmiş,doğu klasikleri okumadan büyüyen bir nesilden olan kendimin, bu kitaplara karşı bakışını değiştiren, şu ana kadar 3 kişiye hediye ettiğim, avrupalı bir yazar tarafından yazılmış olsaydı çoktan bestseller olmuş, raflar arasında yitip gitmemesi gereken,filibeli ahmet hilmi'nin yazmış olduğu şaheserdir. hele iyilik ve kötülük arasındaki savaşın anlatıldığı sahneyi bizzat içinizde yaşarsınız.
mutluluk nedir sorusuna, ulular meclisinden verilen cevapların bir tanesinde şöyle der:mutluluk bir pirinç tanesine tüm lezzetleri sığdırmaktır.
muhayyel zartalos efendi muhayyel zartalos efendi
insana yüzyıllar öncesinden kalan mistik bir kitâbe gibi gelse de epi topu 99 yıl öncesinde 1910 yılında [yüz desem çok gelecekti, isabet oldu hehehe] bulgaristan’ın filibe eyaleti’nde doğmuş bir türk evladı olan muhterem, ruhu şâd olsun şehbenderzade filibeli ahmet hilmi bey tarafından tahkiye edilmiş bir türk klasiğidir amak ı hayal.

sultan abdulhamid, jön türkler’le olan ilişkisinden dolayı libya’ya sürmüş kendisini. akabinde meşrutiyetten sonra anca geri dönmüş ve 1913 yılında vefat etmiştir.

zamanında ihsan oktay anar’ ın yazdıklarına bakıp “oha lan şu adamın yazdıklarının süperliğine bak yok böyle bir şey” demiştik. şimdi de süperliği konusunda hemfikirim fakat “yok böyle bir şey” konusunda yanılmışız. amak ı hayal varmış, ihsan oktay anar bu eserden epey müstefidmiş. şimdi de aynı hataya düşüp amak ı hayal için “yok böyle bir şey” demek istemiyorum. muhtemelen kendisinden önceki diğer tasavvufi eserlerin özeti mukabilinden bir şey çıkacak.

tasavvufi bir incelemesi de aşağıda mevcut.

http://www.tasavvuf.gen.tr/tag/amak-i-hayal/
oniyeoyleoldu oniyeoyleoldu
leylasız mecnunlar kısmından;

"- mana ne demektir?

+ birin iki, ikinin bir olmasıdır.

- bunun ismi nedir?

+ kelime-i tevhid yani "la ilâhe illallah" diyerek allah'ın bir olduğuna inanmaktır.

- bir nasıl tevhid olunur yani birin bir olduğu nasıl söylenir? bir, bölünebilecek durumda, birden fazla şeylerden mi meydana gelmiştir?

+ hayır. biri basit olup bölünme kabul etmez.

- öyle ise bir, nasıl iki olur ve tevhitte neden iki taraf vardır?

+ iki tarafın birisi ikrar yani kabul, diğeri de inkârdır yani kabul etmemektir. inkârın varlığı, ikrarın gölgesidir. bu sebepten dolayı iki tarafın aslı birdir. eğer bir taraf olsa, o vakit ikilik olabilirdi.

- ya! buna ne derler?

+ bunun üç ismi vardır; birincisi yaratma sanatı, ikincisi görünüp bilinme cilvesi, üçüncüsü vahdet yani tek olma oyuncağı.

- bu ne zaman olmuştur?

+ zaman, inkâr ile ilgili bir taraftadır. var olmakta zaman olmaz ki! an olur.

- pekâla, an dediğin nedir?

+ sırf inkârdır. sırf yokluk, ikrarda zamansızlık demektir. farkta da yani ikrarla inkâr arasını ayırt etmekte de mutlak zaman demektir."

kitabın da birçok şeyin özeti de bu zaten. kana kana doya doya okunması gereken bir kitap.
1 /