andrei rublev

hadapkol hadapkol
205 dakikalık oldukça uzun ve yorucu film.
tarkovsky, andrei rublev'i bir sanatçı olarak ele almaktan çok, bir insan olarak ele alır. dine olan yaklaşımı, döneminin olaylarıyla birlikte yönetmenin kameralarından geçer.
sahneler ve olay kurgusu çok karışıktır. kim kimdir anlamak zorlayıcıdır. mesela prens'in kardeşinin bölgesini tatarlar ile birlikte bastığı bölümde flashbackler olur ama bunu belli edecek herhangi bir geçiş yapılmaz, iç içedir.
balon sahnesi ve ardından slow motion bir atın yerde debelenişi ve ayağa kalkışı sahneleri ile çan yapımı sırasında oluşturulan mekana dikkat çekmek isterim. andrei tarkovsky'nin çekmek istediği bir şey için hiçbir şeyi esirgemeyeceğini görürüz...
hadapkol hadapkol
- izlemediyseniz okumayın -

filmin 112 nci dakikasında muhteşem bir at sahnesi vardır. tek çekimdir. at merdivenin üst kısmında sendeler, sonra da merdivenden aşağı düşer. kamera sola döner. tecavüz edilmiş bir rus kadını ve etrafında tatarlar vardır ve kadın ayağa kalkar; kamera tekrar sağa dönerken bir atlının geçişi olur ve ata tekrar odaklandığında at geri geri gidip kameranın önünde düşer. atı oldukça yakından görürken, bir asker gelip mızraklar hayvanı. tek çekim olan bu sahnede at gerçekten öldürülür. hemen celallenmeyin, hayvan sakattır ve ertesi gün mezbahada kesilecektir. sırf bu sahne için bile izlenebilir bu film..

- okuduysanız da izleyin -
electrica electrica
film 1969 yapımıdır. konusu ise 1400'lü yılların başında geçer. filmle aynı adlı andrei rublev yetenekli bir ressam ve münzevi bir keşiştir. sinema tarihinde başyapıt olan bu film tarkovsky'nin de doruğudur bende. bir belgesel olsa bu dönemi bu değin yalın anlatabilir ancak. siyah beyaz çekiminde en çok yakıştığı filmdir
iki nokta üst üste iki nokta üst üste
uzun mu uzun, yorucu mu yorucu bir tarkovsky filmi. sanırım benim izlediğim versiyon 205 dk.lık director's cut versiyon. çok ciddi bir tarihsel bilgi de veriyor, çünkü filmin başındaki yazılarda tarih danışmanlarının da adı geçiyor. sonunu getirmekte gerçekten zorlandım. filmin en sonundaki renkli ikonaları yorumlayabilecek birisi değilim. ben yine filmde ve özellikle genel itibariyle tarkovsky filmlerinde gözüme çarpanları yazayım.

`spoiler
`
+ film iki bölümden oluşuyor.
1. andrei'ye göre hırs: soytarı, yunan teophanes, yortu, kıyamet
2. andrei'ye göre hırs: yağma, merhamet, çan
+ ana başlık hırs olduğu için ben filmde direk hırs içeriği de aradım. şöyle bir yorum yapılabilir sanırım bu film için. ilk bölümde hırs teması daha çok bireyler üzerinden veriliyor, ikinci bölümdeyse hem birey hem toplum-devlet üzerinden bir hırs anlatımı var sanki. bir işi bitirmek için, bir şeyi elde etmek için ya da iktidarı ele geçirmek için gösterilen hırsı görebiliyoruz bu filmde. tabii rublev genel itibariyle böyle birisi değil. hırstan uzak sade bir adam. o dönemde kimin ne yapmaya çalıştığını rublev'in gözünden bakarak öğreniyoruz.
+ kahramanımız andrei rublev hıristiyan bir keşiş. ama görünüşe göre rublev'in hıristiyanlıkla ilgili tüm dini ritüelleri kabul edememe gibi bir durumu var, hem de o dönemde.
+ özellikle ikinci bölümde bazı sahneler çok ama çok yaralayıcı. özellikle yağma sahnelerinde tüyleriniz diken diken oluyor. özellikle de atın merdivenden düşüp de debelendiği sonrasında da adamın birinin gelip atı mızrakla öldürdüğü sahne bitirdi beni (at gerçekten öldürülmüş film için). yağmadan sonra dilsiz kızın ölü bir kadının saçını ördüğü ve öküzün yandığı sahneler de fazlasıyla etkileyici.
+ anladığım kadarıyla film çok ciddi bir hıristiyanlık eleştirisi de yapıyor. dinden, imandan, merhametten söz edip de mensubu oldukları din uğruna kimsenin gözünün yaşına bakmayanların eleştirisi bu film (ya da ben öyle anladım)... tatarlarla birlikte vladimir'i yağmalayan prens ve ordusu bu duruma güzel bir örnek sunuyor.
+ teophanes'le diğer rahip arasında geçen diyalog diz çöktürür cinsten. şöyle ki:
x: cahil olup da başkasının kalbinin sana rehberlik etmesi daha iyi değil mi?
y: bilgeliğin arttığı yerde keder de artar...
x: ... ve bilgisini arttıran derdini de arttırır. (bkz: cehalet mutluluktur)

spoiler


tarkovsky filmleriyle ilgili de genel olarak şunları gördüm:
+ usta, bazı hareketli ve heyecan verici sahnelerden hemen sonra son derece dinginlik ve huzur uyandıran sahneler koyuyor. mesela bu filmin başında adamın uçtuğu ve yere çakıldığı sahneden hemen sonra çimlerin üzerinde sırt üstü bir o yana bir bu yana dönüp duran at fena halde huzur veriyor. bunu yaparken özellikle müzik olmuyor arka planda. sıfır ses üst düzey huzur...
+ bir de dikkat ettim, hep sulu alanlar seçmiş çekimleri yaparken. öyle normal denizdir, göldür falan değil ama. içinde ağaçlar olan sulu alanlar. belki de ben alışkın olmadığım için bana şaşırtıcı geliyor. su ya da en azından su sesini sürekli kullanmış usta. katok i skripka'da, ivan'da, offret'te ve bu filmde de su vurgusu dikkat çekiyor. dediğim gibi öyle sıradan su birikintisi, farklı estetik şekillerde kullanıyor suyu, suyun akışını falan. çekim yapılan bölgelerin coğrafi özellikleriyle ilgili bir tesadüf de olabilir, ama böyle bir adamın işi tesadüfe bırakacağını düşünmek biraz saflık olur sanırım. şunlar örnekler:
andrei rublev:

andrei rublev:

offret:

ivan s childhood:

katok i skripka:

+ sonra yine aynı şekilde (gördüğüm kadarıyla) her filminde bir sis söz konusu. sürekli ileride ne olduğuna dair bir belirsizlik var sanki filmlerde. önümüzü göremiyoruz yani...
+ başka bir yorumda da denildiği gibi tüm filmlerinin her bir karesi aynı zamanda bir fotoğraf karesi özelliği taşıyor. öyle güzel kompozisyonlar çıkıyor ki ortaya ağzı açık kalıyor insanın... (bu filmin kıyamet bölümünde beyaz bir sıvının dereye döküldüğü bir sahne var mesela.)

edit: görselleri yenilemem gerekecek sanırım. açılmıyor galiba...
yerleşik yabancılığın acısı yerleşik yabancılığın acısı
yaklaşık 3,5 saat süren tarkovsky filmi. fakat yönetmenin diğer filmlerine göre daha anlaşılabilir bir kurguyla ilerlediğinden dolayı, süresi çok da sorun yaratmıyor.

ivanovo detstvo'da başrolde gördüğümüz nikolay burlyaev, bu filmde çan yapımcısı boriska olarak karşımıza çıkıyor. ivan gibi, boriska da genç yaşına rağmen son derece hırslı ve dominant bir karakter. nikolay'ın büyüyüp serpilmiş olması dışında değişen pek bir şey yok yani.

katok i skripka ve ivanovo detstvo'da olduğu gibi, film müziği yine vyacheslav ovchinnikov'a ait. özellikle bunu sevdim;




nostalghia başlıklı yazısında, "coşku külü, ben yangınından sonra doymuş inancın kanıtı" diyor nilgün marmara (yazının tamamını, ilgili başlığa aktardım). bütün filmlerini izlememiş olsam da, tarkovsky'nin bu "inanç" üzerinde fazlaca düşündüğünü sanıyorum; şimdiye kadar izlediklerimden hiç değilse bunu anlayabildim. fakat hıristiyanlık bir amaç değil, araç olarak ele alınıyor sanki (dikkatli izleyiciler, ivanovo detstvo'daki haç ve meryem ana imgelerini hatırlayabilirler mesela). burada da "insanlara mı hizmet etmeli yoksa tanrı'ya mı" diye soruluyor ve çok da net bir cevap bulunamıyor ("şu an sen haksızsın, o zaman da ben haksızdım" repliğini hatırlayın). yine bir savaş (şiddet, ölüm, kötülük) ve din (inanç, umut) ikilemi söz konusu. ya da bana öyle geliyor.

filmin en can alıcı repliğini yazar ve girimi sonlandırırım:

- tek söyleyebileceğim, cennet dünyada düşündüğün gibi değil.


,
pekinuanin isirdigi cuce pekinuanin isirdigi cuce
ünlü ressam andrey rublei'in hayatından esinlenerek ortaçağ rusya'sını gerçekçi tasvirlerle sunar. film, ilk gösteriminde sansürlenerek 39 dakika kısaltılmıştır. biyografiden çok, sanatın özü, ikiyüzlülük temalarıyla öne çıkmaktadır. aynı zamanda zülüm ve teknoloji karşısında sanatsal özgürlüğün dile getirildiği bir manifesto niteliği de taşımaktadır.

iyi tasvirler, muhteşem görüntüler, sanat adına bir filmden beklediğinizden belki de fazlası. konu olarak içinden seçip çıkardığım önemli noktalar dışında iyi bir tarkovsky filmi diyebilirim.
cesarethapı cesarethapı
tarkovsky'nin sanatında doruk noktası diyebileceğimiz bir film. tüm filmlerini izledikten sonra bu filmi ayrı bir yere koyuyorum.
1960'larda tarkovsky sinemaya noktayı koymuştur o saatten sonra yapılan filmler artık o noktayı virgüle çevirme çabası gibi geliyor.
bu ne özveri isteyen bir iştir, tüylerim diken diken oluyor bahsederken bile, bir sanatçının önce kendinden vazgeçmesi gerek böyle bir başyapıt ortaya koyabilmek için. hiç bir fedakarlıktan ödün verilmemiş, izlerken hem film hem de o dönemi anlatan bir belgesel ile bir sanat tarihi kitabı ile insanlık öğretileri kitabının iç içe geçmiş hali gibidir adeta.
filmde özellikle hayvanlar ve doğa insandan ayrı tutulmaksızın kıyımın içinde yer alıyor. her karesi sanat eseri bir filmdir.bugün dünyanın en iyi yönetmenlerini toplayın istediğiniz imkanı sağlayın bu filmden öte film yapamazlar gibi geliyor bana.
bir sanatçının kırılganlığını kendi filmine ayna tutarak yansıtmış. filmde tüm sanatsal yönlerini bir kenara bırakırsak, anladığım ana tema şu; insana kendinden daha fazla zararı dokunan bir şey yok! insan insanın kurdudur.cenneti özgürlüğü (paganların aşk töreni) cehennemi yıkımı (tatarların şehri bastığı sahne) iç içe verebilmiştir.sadece bu filmden bugünün sinemasına baktığımızda 5-6 film rahat çıkar. tarihe objektif, sanata subjektif bir bakış vardır bu filmde. bu filmi izleyene kadar, stalker favorim diyordum. ama bu filmi izledikten sonra buraya sayfalar dolusu yazı kussam bile nafile, vakit ayırıp sansüre uğramamış versiyonunu izlemeli her insan bu dünyadan göçmeden evvel.
faj faj
hani bazı şiirler vardır, anlaşılması değil hissedilmesi gereken; işte öyle bir film andrey rublyov. film bir biyografi fakat andrey rublyov'un değil ortaçağ rusyasındaki (ve tüm zamanlardaki) ilahi boşluğun biyografisi.

tarkovski filmlerini izlemek sinema dininin farzlarındandır; mutlaka izleyin...
awp awp
"cahil olup, başkasının kalbinin sana rehberlik etmesi daha iyi değil mi? bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır."
tavukbulyon tavukbulyon
andrei tarkovsky'nin sovyetler birliği döneminde yapmış olduğu kült film. 3 saat 25 dakikalık süresiyle sizleri bambaşka zamanlara bambaşka boyutlara götürür. kamera açıları oyunculuğu ile mekan ve zaman kavramları göz önüne alınırsa bir masterpiece'tir.
bu filmi izlemeye niyetlenirseniz zihninizin tamamen boş, ruhunuzun sakin olduğu bir zamanı beklemenizi şiddetle tavsiye ederim. ilk olarak 18 yaşımda izlemeye çalıştığım ve sıkıntıdan yorgunluktan daha ilk bölümünde kapattığım bu film 28 yaşımda beni benden alıp başka boyutlara sürükledi.

dip not: izledikten sonra bu eseri beğenen arkadaşları tanımak isterim. dediğim gibi her bünye kaldıramaz bu eseri.
selimciğim selimciğim
uzatmaya gerek yok; kadraj, senaryo, alt metinler, oyunculuk, görsellik, yönetmenlik... her bakımdan başyapıt. ilginçtir, başlığı altındaki girilerin hiçbirinde bir tane bile eksi oy yok. hatta girilerin tamamı taltiften oluşuyor. hiç orta şeker bir şey yazılmamış. bu sakat veri bile tek başına filmin tartışılmayacak bir sanat eseri olduğunu gösteriyor. herkes elbette beğenmeyecektir ama izlemeye karar vermiş bir adamın bunu beğenmeme şansı yok gibi duruyor.

ben de bunun şerefine mosfilm'in halka sunduğu resmi arşivden cam gibi 1080p görüntüsü ve türkçe altyazı seçeneğiyle andrey rublev'i aşağıya koyuyorum. uyarı: film siyah beyaz, üç saat, altyazılı, "sanat filmi".




(embed engellenmiş, tıklayıp youtube'da izleyin)