antimatter

1 /
radiance radiance
vakti zamanında anathema'dan ayrılmış olan duncan patterson ve michael moss un kurmuş olduğu grup..haziran 2003 istanbul konserinde ağlayıp coşmak arası çılgın gelgitler yaşayıp konserlerde tarkan diye çığlık atıp yırtınmanın psikolojisini anlamamı sağlamıştı..
soulforged soulforged
türkçe. antimadde
star trek dizi ve filmlerinde pek çok kez adı geçen, teorik olarak varlığı kabul edilen, esrarengiz olgu. fizikokimya teorisyenlerine göre antimadde ile madde birleştiğinde ortaya çekirdek fizyon veya füzyonunu solda sıfır bırakan miktarlarda enerji açığa çıkmaktadır.
güzel abi güzel abi
çok yakın bi arkadaşımın organize ettigi ve kalacak mekan olarak da tuzla'daki yazlık evini açtığı konsere imza atan topluluk. konserde yanlarında bir de cezayir asıllı mehdi diye bir çocuk da getirmişlerdi, klavye çalsın diye.. ne günlerdi be
hplovecraft hplovecraft
müzikleriyle , sözleriyle hayatıma yön vermiş insanlardan olan duncan patterson un anathema dan ayrıldıktan sonra kurduğu grup. yakın zamanda bu gruptan da ayrılmış ve tek başına bir ion projesi çıkarmıştır ortaya.
iao iao
hakkında giri giremeyecek kadar çok sevmek kavramı zorlayıcı bir etken olsa da sayısız dinlemenin sonunda hakkında üç beş satır yazmamın kaçınılmaz olduğu bir grup.

anathema seven bir bünye olarak saviour'ı ilk dinlediğimde 9.3 gibi küsuratlı bir rakam veren karizmatik bir müzik eleştirmeni coşkusuna kapılmıştım. 9.3 falan da değildi aslında verdiğim puan yıldızlı pekiyiydi, kırmızı kurdeleydi.

trip hop ve ambient türlerini "müdür bu, buna konuş." edasıyla kafaya kafaya vurarak dinleyicinin karşısına koyuyordu saviour. giriş parçasında hayley windsor'ın büyüleyici sesiyle yerime mıhlanırken, ağır darbeler gecikmedi. over your shoulder, büyüleyici psalms, hiç utanıp sıkılmadan arıza olarak nitelendirebileceğim god is coming'den sonra angelic ve flowers'da biraz huzurlanan bünye the last laugh ile son darbeyi alıyordu. düşündüm de hala da en sevdiğim antimatter albümü bu.

sonrasında lights out var. antimatter'ın atmosfer yaratma konusundaki başarısının hiç azalmadan sürdüğü ve kanımca en çok pink floyd havası taşıyan albümüdür. hatta bunun en iyi örneği de everything you know is wrong'dur ki parçanın sonunu direk goodbye cruel world ile birleştiririm kafamda her dinlediğimde. art of a soft landing, expire, reality clash gibi güzellikler bir başka güzel arıza ile son buluyor: terminal. her dinlediğinde insanın klip çekmeyi bırakıp bağımsız sinemanın usta yönetmeni payesine soyunmasını sağlayan bir parça.

kuzucukları ayırmak istemeyen hafize ana gibi olsam da bir başka özel bulduğum albüme geçmek gerekirse, bu da planetary confinement. antimatter'ın en hüzünlü albümü olduğunu düşünüyorum. özel bulma sebebim parçalardaki vurucu gitar arpejleri, arka planın huzurlu yapısı ve dinlerken en zerrin özerinden insanın içine içine vurması. bu dediğim şeyi daha girişte planetary confinement ile yaşarken hemen üstüne gelen the weight of the world ilk büyük darbeyi yapar. king crimson'ın efsanevi parçasına da isim olmuş olan epitaph da bu havayı taşır. hoş, show ana haber müziği olarak kullanıldığını keşfettiğimden beri parçanın anlamı başka yerlere kaymış olsa da şüphesiz ki bu parça güzeldir, bize dinleyelim diye gönderilmiştir. relapse, legions derken asıl darbe onlardan önce a portrait of the young man as an artist ile gelir ki arpej güzelliğinin de doruğu bu parçadır.

ve son albüm: leaving eden. antimatter tarihindeki en köklü değişimi içeren albüm. elbette bunda kadro değişikliğinin büyük etkisi mevcut. danny canavagh'ın varlığı albümün her yerine hissediliyor. bunu eski albümlerdeki atmosferin değişimi ve parçaları süsleyen harika gitar sololarından anlamak mümkün. daha girişte redemption dinleyiciye nasıl bir albümle karşı karşıya olduğunu gösterirken, another face in window, eskiye göz kırpan ghosts, landlocked, albümün en iyi gitar solosunu içeren leaving eden ve pain of salvation tadı içeren immaculate misconception gene antimatter dinleyicilerinin çok başarılı bir albüm dinlemesini sağlıyor.

grupla ilgili en güzel olaylardan biri de bir süre sonra gerçekleşecek. 1 aralıkta antimatter, leafblade ile birlikte kemancı bar'da dinleyicileriyle buluşacak. 2003'te kaçıranlar için iyi bir fırsat olduğu aşikar.
amele mektebi amele mektebi
bu zibidileri dinlerken duygulanırsınız. ne kadar odun olursanız olun bi ağlaklık kaplar bedeninizi. hele biraz melankoliye bağladıysanız o gün, koyverin gitsin lan. yatın yatağa açın istediğiniz albümü! ya da koyun alayını winamp amcanız shuffle seçsin sıradaki hissedeceğiniz duyguyu. anathemayıda severiz gönlümüzde yer etmiştir angelica angelica diye sızlanırız fakat bunlar ayrı bişeydir yav sanki. sade, kafa yormayan , sadece hissettiren şarkılar yaparlar. dinlersinizde dinlersiniz. dinledikçe daha da içine girersiniz.
en çok sevdiğim yönleri ''bugün sensizim yine abarey ...'' zırvalarından kurtulup kendi sözleriyle, kendi melodileriyle o duyguların çok daha fazlasını verebilmiş olmalarıdır. sevdim, saydım, sağım solum ebe!
senzafince senzafince
epitaph adlı eserleri beni gece gece uzaklara götüren gruptur. aşktır, sevgilidir antimatter, yolda belki en iyi giden gruptur.. istanbul-antalya arasını 14 saatte aldırtacak kadar sakinleştirir adamı..
starforsaken starforsaken
hiç bir duygu mu yok? yaşamdan sıkıldınız ve heycan yaşamak mı istiyorsunuz? o zaman antimatter dinlemelisiniz gereksiz kalp sıkışmalarına gereksiz umut ve umutsuzluklara kapılmamının kendini kandırmanın en güzel yolu... huzurla ilaçlanmış bir anı kaybetmenin de...
laein laein
günlerden bir gün alexander supertramp'ın "epitaph bilir misin sen layn!!!" demesinin üzerine "herıldın ovlum king crimson şşş;)))" diye cevap verdiğim günden beri suratıma tokat gibi çarpmış gruptur.

epitaph'tan başka şarkılarını bilmeme rağmen şimdi sağolsun şu spotify diye bir güzellik girdi hayatımıza, albümlerini dinliyorum. bir açık arıyorum lakin bulamıyorum. hiç bir şarkı sıkmıyor, hepsi çok güzel. yani yok lan bu olmamış diyemiyorsunuz. bak neredeyse 1 saat oldu, gayet muhteşem gidiyor gitarlar, vokal, kemanlar inanılmaz başarılı.

ayrıca onca güzellik arasında benim gözümde sivrilen bir parçası için (bkz: the weight of the world).
1 /