arabayla hayvan öldürmek

plutonun askerleriyiz plutonun askerleriyiz
hayatta en çok korktuğum eylemlerden biri. araba çok nadir kullanıyorum fakat özellikle motosikletle bunu yaşamayı hiç ama hiç istemiyorum. hayatta yaşayacağım en büyük travma olur muhtemelen.

zaten araçla bir hayvana çarptıktan sonra hiçbir şey olmamışcasına yoluna devam edenleri de anlamıyorum. herhangi bir cezası olmasa insan ezdiğinde de yoluna devam edecek tiplerdir bunlar. nasıl vicdanı el veriyor, akşam kafasını yastığa nasıl rahat koyuyor anlamıyorum.

bahçemizde doğduğu günden itibaren baktığımız 3 kardeş var. kendileri dünyanın en sevgi arsızı hayvanları olabilir. yaş mama filan verseniz bile "önce bi sev arkadaşım, ondan sonra yemeğimizi yeriz." dercesine kafasını sürterler sağınıza solunuza. bir de sizinle konuşurlar bir şeyler söylemeye çalışırlar ya da "hadi bak kaç saattir sevmiyorsun azıcık gel de okşa" da diyor olabilirler. dut kurusu, leblebi ve zıpzıp...

zıpzıp bey 7 aylık olmasına rağmen iri bir kediydi. ama al kucağına bebek gibi gezdir hiç itiraz etmiyordu. geçtiğimiz çarşamba günü evimizin sokağında orospu çocuğunun biri tarafından katledildi. o daracık sokaktan o kadar hızlı geçiyor ki amına koduğumun evlatları bizler bile tedirgin oluyoruz. bu orospu çocuğu, zıpzıp'a çarpıyor. zıpzıp bizim bahçeye doğru gelmeye çalışıyor. iki kardeşi geliyor yanına ve bırakmıyorlar zıpzıp'ı. zıpzıp'ın hiç kedi sevmeyen bir öğretmene bile kendini sevdirdiği yandaki okuldaki öğretmenler hemen bizim üst komşuya haber veriyor ve komşumuz alıp götürüyorlar veterinere ancak melek oluyor zıpzıp.

şimdi bu orospu evladı hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. kaza dediğimiz şey ne yazık ki hayatın gerçeği ama bırakıp gitmek canilik, vahşiliktir. evet, bu orospu çocuğu hayatına devam ediyor ama ben zıpzıp aklıma geldikçe yutkunamaz duruma geliyorum. çünkü elimde büyüyen, çapaklanan gözlerini temizlediğim, motosikletimi tırmıklayan, eve geldiğimde bahçede beni karşılayan dünyalar tatlısı zıpzıp gitti.

her yerde kamera var, her yerde birilerini gözleyen bir şeyler var. artık hayvanlara, eziyet edenlerin de, araçla çarpıp hiçbir şey olmamış gibi devam edenlerin de bir insan öldürmüş gibi yargılanması gerekiyor. eğer böyle yargılamalar olursa, cezalar verilirse bir "şey"e çarpan bu tarz orospu çocuklarının "amaağn kediymiş yeaa" deyip arkalarına bile bakmadan gitmeleri engellenir. vicdanıyla baş başa bırakılamaz bu vicdanlarını siktiklerim.

(bkz: hayatta en çok korktuğum eylemlerden biri. araba çok nadir kullanıyorum fakat özellikle motosikletle bunu yaşamayı hiç ama hiç istemiyorum. hayatta yaşayacağım en büyük travma olur muhtemelen.

zaten araçla bir hayvana çarptıktan sonra hiçbir şey olmamışcasına yoluna devam edenleri de anlamıyorum. herhangi bir cezası olmasa insan ezdiğinde de yoluna devam edecek tiplerdir bunlar. nasıl vicdanı el veriyor, akşam kafasını yastığa nasıl rahat koyuyor anlamıyorum.

bahçemizde doğduğu günden itibaren baktığımız 3 kardeş var. kendileri dünyanın en sevgi arsızı hayvanları olabilir. yaş mama filan verseniz bile "önce bi sev arkadaşım, ondan sonra yemeğimizi yeriz." dercesine kafasını sürterler sağınıza solunuza. bir de sizinle konuşurlar bir şeyler söylemeye çalışırlar ya da "hadi bak kaç saattir sevmiyorsun azıcık gel de okşa" da diyor olabilirler. dut kurusu, leblebi ve zıpzıp...

zıpzıp bey 7 aylık olmasına rağmen iri bir kediydi. ama al kucağına bebek gibi gezdir hiç itiraz etmiyordu. geçtiğimiz çarşamba günü evimizin sokağında orospu çocuğunun biri tarafından katledildi. o daracık sokaktan o kadar hızlı geçiyor ki amına koduğumun evlatları bizler bile tedirgin oluyoruz. bu orospu çocuğu, zıpzıp'a çarpıyor. zıpzıp bizim bahçeye doğru gelmeye çalışıyor. iki kardeşi geliyor yanına ve bırakmıyorlar zıpzıp'ı. zıpzıp'ın hiç kedi sevmeyen bir öğretmene bile kendini sevdirdiği yandaki okuldaki öğretmenler hemen bizim üst komşuya haber veriyor ve komşumuz alıp götürüyorlar veterinere ancak melek oluyor zıpzıp.

şimdi bu orospu evladı hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. kaza dediğimiz şey ne yazık ki hayatın gerçeği ama bırakıp gitmek canilik, vahşiliktir. evet, bu orospu çocuğu hayatına devam ediyor ama ben zıpzıp aklıma geldikçe yutkunamaz duruma geliyorum. çünkü elimde büyüyen, çapaklanan gözlerini temizlediğim, motosikletimi tırmıklayan, eve geldiğimde bahçede beni karşılayan dünyalar tatlısı zıpzıp gitti.

her yerde kamera var, her yerde birilerini gözleyen bir şeyler var. artık hayvanlara, eziyet edenlerin de, araçla çarpıp hiçbir şey olmamış gibi devam edenlerin de bir insan öldürmüş gibi yargılanması gerekiyor. eğer böyle yargılamalar olursa, cezalar verilirse bir "şey"e çarpan bu tarz orospu çocuklarının "amaağn kediymiş yeaa" deyip arkalarına bile bakmadan gitmeleri engellenir. vicdanıyla baş başa bırakılamaz bu vicdanlarını siktiklerim.




enes batur izliyorum enes batur izliyorum
bazen olması gerekendir. kazalaarın yani bazı kazaların içeriğine baktığımızda yola fırlayan hayvana vurmamak için direksiyonu kırıp karşı şerittekiaraca çarpıp ölüme sebebiyet veren bir hayli insan var. karşı şerit doluysa ya durmaya çalışacaksın yada ezip geçeceksin.
aptgetpurge aptgetpurge
hayvan hakları yasası arzu ettiğimiz şekilde revize edildiğinde, adalet sağlayanlar, kitaplarda yazanı uygulamak haricinde vicdanlarını da dinlemeye başladığı zaman, uzun uzun mahkeme süreçlerini görmek istediğimiz olaylardan birisi.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
bir keresinde neredeyse başıma geliyordu.

normalde şehir içinde 50'yi dahi nadiren geçiyorum. sürati sevmem, otoban dışında da öyle yüksek hızlara çok çıkmam, nadirattandır.

ancak bu kedi adlı arkadaşlar malum, kafaları pek çalışan varlıklar değiller. bir şeyden kaçmak için o şeye doğru koşan acaip yaratıklar. karşıya geçmek için karşıya odaklanan, arabaların gelip geçmesini zerre umursamayan ve aniden yola atlayan garip varlıklar.

yine akşam vakti 40 - 50 arası bir süratle ilerlerken siyah - kahverengi arası rengi olan bir kedi pat diye atladı karşıya geçmek için. direkt frene bastım ama araba da sanki çok hafif de olsa bir şeyin üzerinden geçer gibi oldu. bir 50 metre ilerde hemen sağda boş bulduğum yerde durdurdum arabayı. aşağı indim, gittim kedinin çıktığı yere. yerde tüyler vardı. epey de kalın tüyler ama. ufak ufak dökülmüş gibi değil. ama bakıyorum ne bir sürtünme izi, ne kan izi, ne ceset, hiçbir şey yok. o sırada arkadan arabayla bir eleman geldi, camı açıp "son anda kaçtı, gördüm ben arkadan. verilmiş sadakan varmış." dedi. teşekkür ettim elemana.

yine de o gittikten sonra da 1 2 dakika etrafa bakındım ama gerçekten bir şey yoktu. belli ki kuyruğu sürtüp geçmiş. bu kedilerle napacaz bilmiyorum. aşırı fütursuzlar. hayvanlara bilerek vuran azınlık şeref yoksunlarını geçiyorum ama kedi ezilmelerinin çoğu bu hayvanların aniden yollara atlamasından oluyor.