arrival

1 /
netherlands netherlands
denis villeneuve nin 2016 yapımı olan kasımda vizyonda olması beklenen sci-fi filmi.

bu sabah teaser yayınlandı. 6 gün sonrada trailer bekleniyor. teaserda bir stanley kubrick havaları sezdim. artık abuk sabuk transformers , superman filmlerinden bıkmış biri olarak dört gözle bekliyorum.

dipnot: bütün buralar giri dolacak demedi demeyin.
yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
2000'li yılların başında bunun aynısını bir televizyon filmi olarak adam arkin'in baş rolünde trt'de izlemiştim.

orada kadın hamile kalamayan bir dil bilimciydi.
kocası boşanma davası açmış, olaylar başlamadan evvelde boşanma kağıtlarını imzalıyordu. adam ise fizik profesörüydü.

taşın içine girip olayı çözmeye çalışıyorlardı.
bir de zaman olayı vardı. sanırım beş günlük bir zamanları vardı. geri sayım yapıyordu uzaydan gelen taş... sonunda zaman dolarken kadın ve adam içeride kaldılar. madem ölücez neden sevişmiyoruz diye düşünüp son dakikalarında günahın dibine vurdular.

her şey bitip taş yok olduğunda normal hayatlarına dönüklerin de kadın hamileydi...

iyileştirici bir özelliği vardı. sanırım adam da kanserdi.
çok geçti üzerinden. şimdi arıyorum filmi bulamıyorum. mission'dı sanırım adı. neyse işte, o filmin baz alındığı story of your life'ın yeninden uyarlaması..

izlenir.
monkey d luffy monkey d luffy
baş yapıt denilen ama koskoca bir hiç olan film. olayların birbiriyle bağlantısı çok zayıf ve alakasız, karakterler desen ortada yok. filmde tek göze çarpan 7 ayaklıların mekanında arka planda verilen müzik ve onun hissettirdiği gerilim. kısacası mantık hatalarıyla dolu olan, sonu bombok olan gişe için yapılmış bir filmdir, boşuna gitmeyin.
widdler widdler
neden beğenilmediğini anlamıyorum. oyunculuklar güzel; sahneler, görsel efektler güzel; mesaj güzel; müzikler çok çok güzel.




olayların birbiriyle bağlantısı da zayıf değil aslında. gösterilen her bir anı ya hatırlanan ya da başrole bahşedilen yetenekle değiştirilen bir yaşantı; yani konuyla kesinlikle alakasız değil. karakterler ortada yok, doğru. çünkü tek bir ana karakter var: harikuladeliğiyle insanlığın gidişatını değiştiren güçlü kadın louise; diğerleri zaten tırt. e filmi 'mantık hatalarıyla dolu' diye eleştirirken bu iki sebebi -ki karakter meselesi mantıkla nasıl alakalı onu da anlamış değilim- sayıp susmak biraz ekşi sözlük tarzı beğenmemezlik olmadı mı? haksızlık etmeyin güzelim filme.

eksiği yok mu? elbette ki var. louise'in zamanda lineer olmayan gezintiler yapabilen, iki farklı canlı ırkını uzlaştırabilen bir insanken gidip edindiği bu süper güçle kendisine koca, çocuğuna baba ayarlaması mesela; yakıştıramadım ben. üstelik heptapodları da kahve lekesine benzettim hep, dikkatim dağıldı:




shelller de ekmeği andırıyordu:




ama o kadar kusur kadı kızında da olur dedim, sustum. 4,5'tan 5 veriyorum ben.
sychtianarch sychtianarch
uyarı! film hakkında değerlendirme içerir.


amerikan sinemasının küresel bilinç mesajları içeren bir başka yapımı ile çin'i kafalama çalışması. doğu'da çin, liderliği ele geçirmiş, rusya da sözümona çin'i takip ediyor. on onbeş sene evvel soğuk savaş sonrası ruslar kanka olduktan sonra holywood'un kötü adamları sırplar ve çekik gözlü karakterlerdi. şu son iki yıldır özellikle bilim kurgu yapımlarında ruslar gözükmüyor, çin abd ile dünyayı kurtarıyor.


belli ki abd'nin paçaları tutuşmuş. zira, abd'de master yapan çin vatandaşları abd vatandaşlarından fazla. bu da teknoloji de abd'nin geri kalacağının göstergesi. bükemediği ele inceden ayar veriyor, "bak, etme eyleme çinli kardeş, sen rusya'ya bakma, biz baş başa verelim" diyor. çin'in de pek umurunda bir durum değil. kaldı ki abd, pasifikte gerilimi sürekli arttıran taraf. çin'in tehdit algısını sürekli yükselten askeri, stratejik faaliyetler içerisinde. (bkz: win win) (bkz: zero sum)

bu tür yapımlara güncel siyasetin karıştırılması beni açıkçası sıkıyor. filmin kendisine dönecek olursak iletişimde dil ve zihin ilişkisi çok güzel irdelenmiş. fakat hikayenin devamı ve gözüne sokarcasına verilen politik mesajlar pek olmamış. gizem, belirsizlik ve korku unsurları iyi işlenmiş. gerçekten o gerilimi hissedebiliyorsunuz fakat, film muhteşem bir çalışma olmamış. zaman algısı, kader örgüsü ve konu anlatımı basit kalmış. bu senaryo ile daha iyi film olmaz. gelecekten haberiniz olsa ileride katlanmak durumunda kalacağınız sıkıntılara girer misiniz?

seyirciler dünyalar savaşı, işaretler gibi dandik çıkarımlarla biten filmlere doymuş görünüyor. fazla politik ve basite indirgenmiş bir deneme yapım. son olarak küçük kızın ismi ile uzaylıların işaretli iletişimi ve zihin yapısı arasında benzerlik kurulması orijinal olmuş. kader örgüsü ile bu benzerliğin kurulması ise havada kalmış.


dil, zihniyetin yansımasıdır. bir türk, hint avrupa dili konuşan bir başka kişiden dünyayı daha farklı algılar. kimi lisanda zaman kavramı sınırlı ifade edilir. bu bile sintakstan ayrı olarak kültür üzerinde etkilidir.

vakit geçirmek için seyredilebilir.

ek not: interstellar ne kardeşim. referans aldığınız filme bak. bir de her yerçekimsiz ortam size niye kubric'i çağrıştırıyor, anlamış değilim. uzay filmi uzay filmidir.
monkey d luffy monkey d luffy
şimdi öncelikle filmde olayların bağlantısı neden zayıf ona değinmek istiyorum. bu kadın louise bu kadar önemli bir karakterken filmde olaya bağlantısı yıllar önce yapmış olduğu bir farsça çeviriden geliyor ve bu kadının uzaylılarla olan bağlantıyı da çözebileceğine inanılıyor, bu kadar komik birşey olamaz. sonra albayın biri geliyor ne olduğu belli olmayan bir ses dinletiyor ve burda ne anlatıldığını soruyor sonra kadında onlarla yüzyüze konuşmam gerekiyor diyor ki bu saçmalığın daniskası, açıkçası film beni bu olay örgüsü başlangıcıyla en baştan kaybetti. neyse izlemeye devam ettik, bunlar elbise şunu bunu giyiyor sonra gaza gelip çıkarıyorlar sonra bakıyorsun herkes elbiseler giyerken bu 2 si gayet cool bir şekilde 7 bacaklılarla anlaşmaya çalışıyorlar, akşam güneşi batımını kabuk denilen uzaylı gemisinin yanında konuşarak geçiriyorlar, daha yarım saat önce oraya özel giyisilerle gidip, dönüldüğünde dezenfekte oluyorlardı. son olarak film kurgusunu tümden yok eden olay ise; 7 bacaklıların insanlardan daha gelişmiş bir ırk olduğu aşikar, bir anda belirip bir anda yok olabiliyorlar fakat ne hikmetse bizim dilimizi öğrenmeleri için louise denen kadına ve ilkokul çocuklarında bile kullanılmayan yöntemlere ihtiyaçları var. velhasılkelam şahane, olağanüstü ve yılın filmi gibi yakıştırmaları kesinlikle hak etmeyen bir filmdir kendisi.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
çok uçuk ve alakasız bir kurguyla karşımızda olan film. gerçekten tezat o kadar çok ki yuh demekten filme konsantre olamazsınız. zaman ve aktif-pasif boyutların arasındaki bağı big bang ve big collapse teoremini alt üst ettiler resmen. ''lanet olası'' hollywood daha iyi işler çıkarmıştı bilim-kurgu dalında.
diren bonibon diren bonibon
bu filmi izlemek için bu kadar geç kaldığım için kendime inanılmaz kızgınım.

harbiden çok güzel filmdi lan. hatırlayıp ne kadar güzeldi diye tekrar tekrar övüyorum. bu filmi sevmeyen yallah arabistan'a arkadaşlar. gerçekten bu filmi sevmeyen sci-fi'den bir şey anlamıyordur. uzayda geçmemesine rağmen dibine kadar sci-fi idi kendisi.

uzaylılar gelse nasıl savaşırızdan ziyade nasıl anlaşırız demişler film çekmişler yetmemiş, üzerine dil düşüncemizi etkiler ve zamana bakışımızı değiştirir demişler yetmemiş zamanın lineer olmadığını anlatmışlar bazıları çıkıp yav çok kötü filmdi diyor. neden güzel arkadaşım sevmedin niye üzüyorsun beni ya :(
1 /