aşık olunan kişinin sevgilisinden bahsetmesi

tabudeviren tabudeviren
insanın nefesini boğazında düğümleyen bir durum.
elleri, gözleri, bakışlarıyla bambaşka biridir o. varlığı yaşama sevinci veren bir umuttur.
ama o seni dost olarak görür, hep öyle görecektir. içini döker.
ve sevginizi söyleyemediğiniz bu insanın, bir başka insanı, salak yerine konmasına, değer vermemesine rağmen sevmesini gördükçe mahvolursunuz. çaresizliktir.
(bkz: aşık olunan kızla dost olmak)
powerade suyuna yapılmış gazagelin çorbası powerade suyuna yapılmış gazagelin çorbası
durumun oldukça boktanlığı bir yana karşı koymadığınız takdirde, olay daha da büyüyecek ve artık kaldıramayacağınız boyutlara gelicektir. her geçen gün aşık olduğu sevgilisinden bahsetmekle kalmaz, onun yüzünden ağlar ama o ağladıkça daha da iyi anlaşılır kişinin sevgilisine bağlılığı ve sizin umutsuzluğunuz.

yaşanmış bir olaydan parça sunmak istedim;
aşık olunan kişinin sevgilisi gitar çalmaktadır ve kişi sürekli ondan bahsedip ne de harika çaldığını söyler. en son dayanamayan zavallı insan şu soloyu atamaz diye aklı sıra kafa tutar ve sevgilisinin kişi üzerindeki büyüleyici etkisini yıkmak ister. bir kaç ufak tartışma yaşanır çalar-çalamaz şeklinde. daha sonra akşam zavallı kişinin telefonu çalar. arayan aşık olunan kişidir. "bak bak dinle der" ordan bir gitar sesiyle beraber solo gelir. evet aşık olunan kişinin sevgilisi soloyu çalmıştır. göt olmak bir yana ertesi gün görüşüldüğünde aşık olunan kişinin dönüp size "dün sırf bu yüzden gittim onlara ama teşekkür etmeliyim sana çok eğlendik" demesi olayın son noktası olmuştur.
katinanınelindemakası katinanınelindemakası
bende bu yetim kirazlar al al dururken
tek başıma kara gecelerde zar zor uyurken
yar eteğimde çakallar kurtlar ulurken
içine sinerse senin de kıyametin gelsin

böyle de nispet olmaz ki seni gidi hain yar
zorla da kısmet olmaz ki seni gidi zalim yar
blondestorm blondestorm
kız karşınızda bıdıbıdı eski sevgilisiyle yok şu pozisyonda iyi yapıyorduk hede hödö diye anlatırken sizin lan ben dinlemek istemiyorum bakışınızı kız görmek istemez sanki.yok o şöyleydi böyledi ebesinin amıydı ali samiydi derken bakmışınız dakikalar dakikaları becermiş , bir anda bütün sosyopskolojik semptomlarınızın fonksyonları durmuştur , en sonunda ruhunuz tükenmiş ilk önce yeter ulaaan çekersiniz daha ybsg dersiniz ve arkanıza bakmadan gidersiniz.
rasmus rasmus
kırık bir hüznün naif buğusuyla dolan gözlerle "peki ya ben?" diye sorulduğunda "sen gelme ulan ayı" karşılığını almaktır. evet evet aynen böyledir. uzun ve süslü cümlelerle betimleyerek edebiyat parçalamak gereksiz yahu durum ortada işte.

(bkz: sen gelme ulan ayı)
panicatack panicatack
eğer gerçekten seviyorsan aşık olduğun kişiyi hiç birşey yapamayacağın bir durumdur. öylece dinlersin sana sevgilisini anlatırken. eğleniyormuş gibi gözükürsün, hatta bazen eğlenirsin bile ama asla tam anlamıyla dinlemezsin 'ne diyor' diye. çünkü o sana senin olmak isteğin kişiyi anlatıyordur. yüreğin burkulur eğer güzel bişeyler anlatıyorsa, için ezilir. sanki kalbini söküp elinde sıkıyormuşcasına nefret edersin o anlatılan kişiden. ama elinden bir şey gelmez susarsın. halbuki çığlıklar atıp karşı koymak istersin, ama yapamazsın. içinde kelebekler uçuşur eğer kötü birşeyler anlatıyorsa, sevinirsin. ' oh bee' dersin içinden, ama buna sende anlam veremezsin. neden böyle dersin ki? sanki o kötü birşeyler anlattıkça o olmayacakmış da sanki sen onun sevgilisi olabilecekmişsin gibi sevinirsin, ama öyle olmaz asla. o ne anlatırsa anlatsın, iyi ya da kötü onun için her zaman o vardır ve hep o olacaktır. sense sadece hayallerinde yaşayacaksındır aşkını ve ona asla sahip olamayacaksındır. çünkü o onu anlattıkça onun aklındadır ve gitmeyecektir. gitmedikçe de sen onun yerine geçemeyeceksindir. bunu anladığında kahrolursun, gitmek istersin ama bırakamazsın sevdiğini. alıştırmaya çalışırsın kendini yine beceremezsin. ama artık herşeyin farkına varmaya başlarsın ve yavaş yavaş taşlaşır yüreğin. işte o zaman ona mutluluklar dilersin ve gidersin.
hades hades
kulakların aslında duyarken işlevini yitirmesi nasıldır onu öğretir insana.
muhtemelen yaşamamışsındır sen öyle bir şey, çünkü yaşasaydın eğer, böyle bir işkenceyi kimse kimseye reva göremez, bilirdin.

çok seversin bazen. sevgilisi olduğunu da bilirsin ya hani, söyleyemezsin kimseye.
kendi kendine seversin, her geçen gün o sevgini büyütürsün.
şans mıdır yoksa şanssızlık mıdır o kadar sevdiğinin hep yanında olması?
yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmemesi şans mıdır? yoksa bir insanın başına gelebilecek en büyük lanet midir?

sonra bir gün gelir, öyle konuşurken uzaktaki sevgilisinden bahseder.
gülümsersin yalandan, beynin uyuşmaya başlar. muhabbetten uzak kalmamak, bir şey farkettirmemek için saçma sapan konuşursun hatta. ne dediğini bile bilmezsin. sonra bir bahane uydurursun oradan, belki yalandan telefon çalar, belki aklına bir şey gelir, belki saçma sapan kalkarsın geliyorum şimdi diyerek. daha sonrasında onlarca defa tekrarlanacak olayın ilkidir bu sadece.

farkettirmeden sevmek tamam da, farkettirmeden de mi üzülmek zorundayız?

ama kopamazsın. aylar ayları kovalar. hep yanyana olmaya, hatta daha da yanyana olmaya devam edersiniz.
bir gün gelir. öylece gecenin bir yarısı onun evinde otururken elini tutar.
"hiç konuşma der, sadece böyle duralım."

elin buz, yüreğin ateşle dolar.
aylarca biriktirdiğin o kocaman sevgi o an ellerinden akabilir mi ki sizce?

o gece öyle bir mutluluk ile uyursun ki, o mutluluk hiçbir zaman para ile gelemez.
çünkü yarın bambaşka bir gün olacaktır. yarın doya doya sevmenin günüdür.

yarın olur.
ama o hayal ettiklerimiz ne zaman gerçek olmuştur ki?
bir cümle çıkar ağızdan gerisi mühim değildir bile,

"seni çok seviyorum ben ama bunu ona yapamam."

beni çok seviyorsun ama üzerime toprak atabiliyorsun demek istersin diyemezsin.
konuşamazsın bile. bağırmak, çağırmak, isyan etmek, ne şimdi bu demek istersin ama susarsın.
belki gevelersin sadece kelimeleri. sonradan keşke şunu deseydim diyeceğin cümlelerin hiçbiri aklına gelmez.

aylarca sen onu hep içinde severken, o da seni severken, bunu yapamaz ona.
sana yapabilir. sen dünyayı değiştirebilecekken onun için, o radikal bir kararı alamaz.

yavaş yavaş erirsin, yavaş yavaş tükenirsin.
sevgi diye ağzına attığın siyanür hapının, kapsülünü kırmışsındır artık.