aşk

616 /
fark ettim fark ettim
belli bir yaşın üstündekilerde güzel durmuyor. zaten geçmişten getirdikleri duygularla karışınca cıks güzel bir aşk ortaya çıkmıyor.

gençlerde çok güzel duruyor. hele lise ve üniversitenin ilk yıllarında aşk yaşayan gençleri görünce mutlu oluyorum. çok şapşikler. erkeklerin buluşma, hediye, sürpriz gibi heyecanlarına şahit olmak olmak paha biçilmez. hele o delikanlılığı kızların yanında biraz bastırmaya çalışıp sevecen olmaları...

biz de o yollardan geçtik diyemeyeceğim; çünkü ben pek yaşayamadım; ama bu durumun düşüncelerime bir etkisi yok.

sevişin gençler! kartları görüyorsunuz; her şeye bir bahane üreten, burun kıvıran, duyguları yaşamaktansa melankoli ve depresyon görünümlü acizlik yaşayan duygusal mahkumlar.

hele geçmişten aşklarını getirip bir ömür mutlu olanlar, sizler en güzel sanat eserisiniz!
step2009 step2009
"sevmek tehlikelidir.
biliyorum bunu.
daha önce birini sevdim. sevmek, uyuşturucu almak gibidir.
başlangıçta kendini iyi hissedersin,bütünüyle verirsin.
ertesi gün daha fazlasını istersin.
henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliği sürdürebileceğini sanırsın.
sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.

ama, yavaş yavaş varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin.
böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın.
yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin.
uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi,
aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır."

paulo coelho
2
orkestrada çelik üçgen çalan şanslı orkestrada çelik üçgen çalan şanslı
yine geç biten bir mesainin ardından mahallemin dar sokaklarında park edecek müsait bir yer arıyorum.

evimden 3 sokak ötede bulduğum ufacık bir yere park edip arabadan iniyorum. tam o sırada arabaların arasından kulaklarıma görünmez bir ağlama sesi ilișiyor. ardından genç bir delikanlının ağlamaktan titreyen ses tonuyla konuşması;

+ ben sana ne yaptım ki? bana neden bunları yaşattın? neden bu kadar acımasızsın?

(hoparlörü açık veya sesi yüksek bir telefonun ardından gelen bir kız grubunun gülüşme sesleri kulaklarımı tırmalıyor)

+ neden gülüyorsun neden cevap vermiyorsun? seviyorum seni, ben bu acıyla nasıl yaşarım? öldüreceğim kendimi!

biraz ileriye doğru gidip arabaların arasında onu buluyorum. kaldırımın kenarına çökmüş 18-19 yaşlarında gençten bir delikanlı. ağlıyor. bir sigara yakıp omzuna dokunuyorum sigarayı ona uzatıyorum. ağlayan mavi gözlerle bana bakıyor. sigarayı alıyor. titreyen sesiyle;

+ teşekkür ederim abi... diyor. arkamı dönüp uzaklaşmaya başlıyorum ardımdan bağırıyor bu sefer sesi titremeden;

+ iyi akşamlar abi, çok teşekkürler.

biraz uzaklaşıp onu izlemeye devam ediyorum, hafifçe ağlamaya devam ediyor sonra yoldan geçen biri kardeşim ağlama diye gidip ona sarılıyor ve gidiyor, ardından yaşlı bir adam bir ihtiyacın var mı delikanlı diye gülümseyerek genç adama soruyor.

delikanlı artık ağlamıyordu. yaşlı adama da teşekkür etti, yerinden kalktı, kendiden emin adımlarla yürümeye başlamıştı, sigarasından son bir nefes alıp fırlattı.

artık ağlamıyordu.

ıssız ve dar bir sokakta yolları kesişen 4 insan.

biri 18-19 yaşlarında, aşkın acısını belli ki yeni tadıyor,

biri 20li yașlarının ortalarında aşkın acısını deneyimlemiş ve diğerinin acısını hissedebiliyor ve ona sarılıyor çünkü biliyor insan aşk acısı çekiyorsa birisinin ona sarılmasına ihtiyacı vardır,

bir diğeri 30larına yakın, aşkın bir sigara dumanı gibi olduğunu cigerlerinde tutsan seni öldüreceğini dışarıya versen uçup gideceğini ama zehrini ciğerlerinde bırakacağını biliyor bir sigara yakıyor,

diğeri ise 60lı yaşlarının sonunda ağlayan delikanlıya gülümseyerek bakıyor nazik bir ses tonuyla bir ihtiyacının olup olmadığını soruyor çünkü biliyor insan bazen en çok kendisine bu sorunun sorulmasına ihtiyaç duyar.

sonra herkes kendi yoluna gidiyor. karanlık bir sokakta yaşanmış tuhaf bir zaman dilimi.

yorgunluktan adımlarımı sürüyerek eve geliyorum. bir kadeh şarap ve sigara dumanı.

düşünüyorum, aşklarımızın birbirinden ne farkı var... aslında aşk hepimiz icin aynı da ona renk katan mı bizleriz yoksa? galiba bu sorunun cevabı evet.

duygularımız hepimizin ortak paydası. hepimizin aşkı en büyük aşk, hepimizin özlemi en büyük özlem ve hepimizin acısı en büyük acı. duygularımıza bir heykeltraş edasıyla şekil veren, bir ressam edasıyla renk katan ve onu şahsımıza özgüleyen bizleriz aslında ve zaman sevgimizi olgunlaştıran yegâne kahkaha.

bu gece bir insan aşk için gözyaşı dökmenin gereksiz olduğunu anladı, yaşamaya değer birşeylerin hala var olduğunu gördü,

bu gece başka bir insan geçmişteki kendine sarıldı,

bu gece diğer bir insan, geçmişteki kendinin omzuna dokunarak ona sigara uzattı,

bu gece yaşlı bir adam geçmişteki kendine tebessüm etti.

yaşlarının toplamı bir yüz yılı geçecek 4 insan, 4 farklı nesil fakat aşk hep aynı aşk.

aşk hepimizin yüreklerinde ince bir sızı...
domestoss domestoss
sözlük anlamında, bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlanıyor.
elbette herkesin kendine göre bir aşk tanımı var. ama bugüne kadar okuduğum ve duyduğum benzetmeler arasında en güzeli iskender pala'nın sarmaşık benzetmesi idi sanırım.
''aşk, kelimesinin bir anlamı da sarmaşık demek. nasıl ki bir sarmaşık bir ağacı çepeçevre sarıp, onun dış dünya ile ilişkisini keser ve sardığı ağacı bir süre sonra kurutur ise, aşk da sardığı tuttuğu kişiyi çevresinden koparır ve bir süre sonra o ağaç gibi kurutur.''
3
katia katia
''iki kişinin birbirine katılarak erimeleri demek olması gereken aşk, yalnız kalmış iki bencilin hayalinden başka bir şey değildir. en güçlü dehalarda bile yaratma nihayet bir aczin itirafıdır. mutluluk, geçmişe göre veya geleceğe yönelmiş bir hayal olduğu zaman vardır. demek gerçekte hayat yoktur, yalnız aksi vardır: ölüm.

kin, bir varlığın iyi taraflarını görmez; aşk, fena yönlerini görmekten yoksundur. bu fark insan ilişkileri bakımından büyüktür ama işin özü düşünülünce yok gibidir. aşkı görmeyenlerin de gözleri bozuktur, karayı görmeyenlerin de.

insan, bütün ikiyüzlülüklere ve söylentilere rağmen samimi olarak kendinden başkasını sevmez ve benliğinden başkasına tapmaz, saygı göstermez. geçmiş zamanları dolduran tarihi veya soyut tanrıları, kahramanları, vatanı, insanlığı ve daha bir sürü efsaneyi, korkusundan veya telkin ile takdis eder gibi görünür. hakikatte, bunlar kendi asıl imanını gizleyen birer takma isim veya paravandır. herkes kendi kendisinin tanrısıdır. insandan gayrı tanrı yoktur ve her insan onun tecellisidir.''
giovanni papini
1
616 /