aşk

618 /
galatadanuçtum galatadanuçtum
narsist bir orospu çocuğu olduğum için hiç sahip olmadığım, olamayacağım his. vücudun kendi imkanlarıyla ürettiği, en güzel kafa yapıcı olsa gerek.
kurtarıcı kurtarıcı
üzerine herkesin bir şeyler söylediği, herkesin farklı tanımladığı.

benim için tek bir tanım var "sensin", hep de öyle kalacaksın.

aşk diyince aklıma gelen sadece sen olacaksın. böyle bir duygunun bendeki tek karşılığısın.
asirin asirin
17 yaşındaki bir şizofreni hastasından,
aşk tarifi..
aşk, kış kıyamette bile kelebek olmaya heveslenecek kadar çocuk tutabilmektir kalbi…
on yedi yaşında bir şizofrenim; benim de aşk tarifim böyle. insanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse sincaplardan, sardunyalardan ve kelebeklerden konuşmak istemiyor...
"ben kelebek olacağım" dedim anneme; "kelebeğin ömrü üç gündür" dedi. "zaten üç günlük dünyada yaşıyoruz" dedim. evet, ben hastayım; siz çok sağlıklısınız..!
"balık olmaya gidiyorum" dedim babama; "insan olarak yaratıldığına şükret" dedi. "birazcık yosun kokmak ve kayalıklara pullarımı bırakıp, ışığa baygın baygın bakmak kim bilir ne güzeldir" dedim. anormallik iyi geliyor bana; sizin normalliğiniz beni çok incitiyor…
"bir gün ırmağa dönüşeceğim" dedim öğretmenime; "iyileşeceğine inanıyorum senin" dedi.
"hayal bilgisi dersleri olsa keşke; birimiz sazlık olsa, diğerimiz kırlangıç" dedim. biliyorum ki beni anlamadı ve sesimi unutuncaya kadar susmak istiyorum oysa…
"denizyıldızlarına çok özeniyorum" dedim arkadaşıma; "her zamanki gibi tuhaf konuşuyorsun" dedi. "denizyıldızlarının şarkılarını duyabilseydin, sen de benim gibi özenirdin onlara" dedim. tuhafım ve sizi de tuhaflaşmaya davet ediyorum ..!
"rengini niye içine attı rüzgârlar, biliyor musun..?" dedim komşuma; "rüzgârların rengi yok ki.." dedi.
"dağların, denizlerin ve ovaların haritadaki hallerini gördükleri günden beri, gizliyor o muhteşem rengini bütün rüzgârlar" dedim. hayalciymişim hep; siz gerçekçi olduğunuz için yeryüzü böyle bencilliklerle, kıyımlarla ve mutsuzluklarla dolu…
" yarış atları, -ayrıca faytonlarda kullanılan atlar- ve eşekler hep hor görülüyorlar" dedim kardeşime; "kaderlerinde bu varmış, sen böyle şeyleri düşüneceğine psikiyatri kontrollerini aksatma.." dedi. ""zalimlik, cehalet ve kibir nasıl da kutsallaştırılmış; ne acı.." dedim. atlar, eşekler ve ben, ağlıyoruz gece yarıları siz uyurken…
an gelecek, doğaya karışacağım; ağaçların, ormanların ve leyleklerin özüne serpiliverecek ruhum. şimdilik insanım, evet; bir sokak kedisi ne kadar insan olabilirse, ben de o kadar insanım işte…
"mezbahalar" desem susuyorsunuz.
"nükleer santraller" desem umarsamıyorsunuz, "hepimiz hayvanlarla, derelerle, ormanlarla eşiz bu dünyada" desem ayıplıyorsunuz; "aşk" desem, "beni anlamadınız, aşkolsun" desem, öylece bakıyorsunuz. aşk benim doğamda var ve siz sevgisizlikler, doğa`mı katlediyorsunuz…
slyvia plath, "bir ayna damıtan şu buluttan daha fazla annen değilim senin" dedi bana uykumda; "uzayıp giden kara parçalarına inat, annelik yapıyorum yavru bir buluta" dedim ona. öyle güzel söyleştik, öyle güzel dertleştik ki; o intihar etmemiş gibiydi, ben tecavüz edilmemiş gibi…
on yedi yaşında bir şizofrenim; bazen bir kaplumbağa, bazen bir yeşillik, bazen de bir kelebek, sevgilim oluyor benim...
insanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse düşlerden, özgürlükten ve aşk`tan konuşmak istemiyor.
bir kelebek ölüsüyüm yanıbaşınızda; beni rengarenk rüzgârlar diriltiyor…

ergür altan....
antieros antieros
bu basligi gorunce, icimdeki bazi seyleri destin sozluk.


universiteye ilk basladigim yil.
ic anadoluda bir memlekette okuyorum. ilk aylar, universitenin vermis oldugu yeni bir heyecanla, henüz mutluyum.
arkadas ortamindan yeni tanistigim kisi. onu gordum ilk. oyle normal birisi iste. yoo hic de guzel degil. arkadas ortami, ufak tefek sohbetler tanismalar derken geciyor zaman. aylardan ekim, bir arkadasimla atm ye gidiyorum para cekmek icin. sirada beklerken onu goruyorum biraz oteden. yanimdaki arkadas gidiyor yanina tokalasiyorlar falan. ben atm sirasinda pek dönup oralida olmuyorum. sonra bi ara donup bakiyorum bana bakiyor. el salliyorum. guzel bir tebessumle el salliyor. herneyse arkadas geliyor, parayi cekip donuyoruz yurda.

zaman bu sekilde ilerlerken, nereye gitsem onu goruyor, hangi yola ciksam onunla karsilasiyorum. markette, kampuste, okulda, cafede.. nereye gitsem onunla karsilasiyoruz. ve selamlasma zamanla kisacik sohbetlere donusuyor.
aralik ayı..
ben biraz tuhaf buruk halde oturmus istemsizce onu dusunuyorum. sebebini bilmiyorum. istemsizce..
arkadaslar diyorr ki cikalim disari birseyer yiyelim. tamam diyip cikiyoruz. ve yine onuu goruyorum, bir grup arkadas geliyorlar. hava soguk. sadece uzaktan samimice el salliyoruz birbirimize.
gecip gidiyor yanimdan. sanirim o anda beynim alevleniyor. donup biddaha bakiyorum ona. bir tuhaf oluyorum sanki. basimda ufak bir agriyla yemek yiyip donuyoruz yeniden yurda.
basim agriyor, hemde cok. neyin nesi bu. gozumun onune o neden geliyor. oysa pek de begenmemistim ilk gordugum zamanlar, nasil da guzelmis, baktikca mi guzellrsiyor ne. off ne diyorum ben, basimda agriyor. uyuyacagim.
o gun bas agrisiyla uyuyup sabaha buuruk sekilde uyaniyorum.
okuldayim basim fena halde agriyor, gecmedi bi turlu. fakultelerimiz yakin birbirine.
kampusten tramvay geciyor. tramvaya binmek icin cikiyorum fakulteden.
duraga yaklastikca onu goruyorum sanki, o mu acaba. evet guzel gulumseyen bir yuz selam veriyor. o da yaklasiyor. tokalasip ufak sohbet ediyoruz.
hastamisin hayirdir diyor. yuzun bi tuhaf. evet diyorum basim cok agriyor dunden beri gecmedi.
agri kesici alsaydin diyor. pek kullabmak istemiyorum mecbur kalmadikca, bulundurmuyorum o yuzden diyorum. cantasindan veriyor bir agri kesici. iyi gelir diyor. icerim yurtta diyip, gelen tramvaya biniyoruz.
sanirim yuregimde birseyler koptu. cok soguk ve tuhaf sekilde tesekur edip iniyorum tramvaydan. yurda yuruyorum, elimde agri kesici yuregimde yeni yanmaya baslamis bir atesle. noluyor diyip yuzumu ovusturuyorum. evet, asik olmusum ama sanirim bundan haberim yok. elimdeki agri kesiciyi iciyorum, o verdi sonucta, mutlu gibiyimde.
o gece nasil uyudugumu nasil sabah ettigimi hatirlamiyorum dostlar. ertesi gun kor kutuk asik sekilde uyaniyorum. evet artik tam anlamiyla farkindayim. asigim, hemde en siddetlisinden.
zaman geciyor, gunler dönuyor. ara ara kampuste goruyor konusuyoruz. biraz yakin davraniyor bana. bir sure. cok umutlaniyorum. sonradan buz kesiyor tavirlari sebebini hiiic bilmiyorum. artik gayet siradan bir tavirla davraniyor..
bir sevdigi var onun biliyorum.
aylar boyle geciyor dostlar. karsilik gormeden, aglayarak, inleyerek.
yemeden icmeden kesilerek. agir bir depresyonla, dualar ederek.
bu ask oyle bir hal aliyor ki, ruhumla birlikte bedenimi de yakiyorum.
zayifliyorum, evet gunde 3 ogun yiyen ben 1 ogunle geciriyorum zamanlarimi. midem almiyor hic birseyi, hic birsey yemek istemiyorum. dostlarim ne oldu bu cocuga boyle diyorlar. kimselere anlatamiyorum.....
basimi kaldiramiyorum, agirlik tum omuzlarimda, her gun cefa icinde geciriyorum zamanlarimi.
bi ara nefret ediyorum herkesten. el ele dolasan insan gormek istemiyorum. kalabaliklardan kaciyorum. derslere girmiyorum. calismiyorum da...
uyumuyorum,bir turlu uyuyamiyorum. onunla ilgili bir sohbet gecse heyecandan bembeyaz oluyorum.... dayanamiyorum..
gormek icin can atiyor, ama gordugumde uzaklasmak istiyorum...
bu aci artik busbutun hayatimi etkisi altina aliyor.
ah be, ah...ben o sehirde, o yurtta, ben o odalarda kimselere belli etmeden ne acilara ayak surdum. ne acilara bulandim. koskoca bir universiteyi bu sekilde bitirdim..
keske duygularimi tam olarak ifade edebilsem de anlatabilsem neler hissetmistim. nasil pare pare olmustum....
hala icimde bir yerlerde bu yara.
biraz kabuk bagladi ama. valla bak :)
kamplumbağadan hızlı tavşandan yavaş hümanist kamplumbağadan hızlı tavşandan yavaş hümanist
bu ülkede artik hakkini layikini pek bulacagini dusunmedigim duygularin en yucesi,
cunku bu ülke insani ask denen kavrami duyguyu mantigi ile törpüledi hatta törpüledi az kalir bildigin körledi
zaten dogal olusumunda önünde binlerce set olan bu kavrami guzelim ulke insani(burdaki guzelim kinaye icerir) para hirsiyla sacma sapan mantik denklemleriyle orttu ve boylelikle askin en guzel ambalaji olan evliligi de mantik denklemleriyle toza topraga bürüdü.

geceleri paralara sarilip uyuyamazsin kocanin kariyeri ile isinamazsin dedigimde, sabah yapacagim alisverisi dusununce pek ala sarilip isinabiliyorum ve bunun adina cirkin cirkin ask diyebiliyorum diyebilen beyinler tanidim ben,varliginiza sukredemeyecegim

fikirlerinizin bicimi olsaydi neye benzerdi diye merak etmiyor degilim.bu ülke insani bizi bizleri fazlasiyla ask denen duygudan uzaklastiriyor
"asik olmak icin duygunuzdan fazlasina ihtiyac duyacakasiniz" diye bir cümle kurmayacagim cunku burda tariflenen olusuma ne yazik ki ben ask demiyorum ve askin bir duygu butunu oldugunu her daim yenileyecegim

ve etrafina ordugunuz cirkin mantik jelatini ile bozuk karekterinizi de aska olan bakis acinizin bir sonucu olan yaptiginiz evlilikler ile de gosteriyorsunuz, aldatmalarin sinirini zirvelere tasidiginiz gunumuz turkiyesinde asktan bahsetmek ne kadar dogru?
ve duygudan yoksun milyonlarca kitleye aski anlatmak anlatabilmek bunun icin caba sarfetmek ne kadar akillica ?
ask zehirdir ask sacmaliktir ask bile bile bilmem nedirli cumleleriniz sizin olsun

muhtemelen o gun gelmeyecek ama ask bazilari icin hala cemal safinin "tek hece" siirindeki o emsalsiz yuce duygu olarak kalacak, duygunun altini cizeyim mi gerci cizsek ne olacak... asagiya da tek hece siirini ilistirip aski layik olanlarin bulmasini diliyorum iyilikle...

var mı beni içinizde tanıyan
yaşanmadan çözülmeyen sır benim
kalmasa da şöhretimi duymayan
kimliğimi tarif etmek zor benim bülbül benim lisanımla ötüştü
bir gül için can evinden tutuştu
yüreğine toroslar' dan çığ düştü
yangınımı söndürmedi kar benim
niceler sultandı, kraldı, şahtı
benimle değişti talihi, bahtı
yerle bir eyledim taç ile tahtı
akıl almaz hünerlerim var benim
kamil iken cahil ettim alimi
vahşi iken yahşi ettim zalimi
yavuz iken zebun ettim selimi
her oyunu bozan gizli zor benim
yeryüzünde ben ürettim veremi
lokman hekim bulamadı çaremi
aslı için kül eyledim keremi
ibrahim'in atıldığı kor benim
sebep bazı leyla bazı şirindi
hatırım için yüce dağlar delindi
bilek gücüm ferhat ile bilindi
kuvvet benim, kudret benim, fer benim
ilahimle mevlana'yı döndürdüm
yunusumla öfkeleri dindirdim
günahımla çok ocaklar söndürdüm
mevladanım hayır benim, şer benim
benim için yaratıldı muhammed
benim için yağdırıldı o rahmet
evliyanın sözündeki muhabbet
enbiyanın yüzündeki nur benim
kimsesizim hısmım da yok hasmımda
görünmezim cismimde yok resmimde
dil üzmezim tek hece var ismimde
barınağım gönül denen yer benim
benim adım aşk!
beste çalan mahur beste çalan mahur
bitter çikolata'yı özel günlerimde sürekli yiyorum iyi geliyor. dopamin bağımlılığı da oluşmuş olabilir bende.
bitter çikolata=aşktır.

her gördüğüme veresim, bir o kadar alasım geliyor.

aşk ne güzel şey!
simurga iki çift lafım varr simurga iki çift lafım varr
divan edebiyatı şairlerine ne güzel beyitler yazdırmış..!

" gitdün kodun hasret ile cânı bile
istemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile" (neşâti)

( sen gittin; fakat canı, yani beni, özleminle beraber bırakıp da gittin. ben, sensiz dostların sohbetini bile istemiyorum. )

"aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
kılma dermân kim helâkim zehri dermândadır" (fuzûlî)

( aşk derdiyle hoşnudum, ey doktor! bana ilaç verme; benim helâk olmam, senin derman olsun diye vereceğin zehrindedir. )



- "haddeden geçmiş nezaket yâl-ü bâl olmuş sana;
mey süzülmüş şişeden, ruhgâr-ı âl olmuş sana" (nedim)

( nezaket, kuyumcuların altını tel hâlinde incelttiği araçtan (haddeden) geçerek, senin boyunu posunu oluşturmuş. şarap, şişeden süzülerek yanağındaki allığı oluşturmuş. )

- "efendimsin cihanda i'tibârım varsa sendendir.
miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir" (şeyh galib)

( sen benim efendimsin, benim bu cihanda itibarım varsa sendendir. âşıklar arasında bir şöhretim varsa yine sendendir. )



- "aşk mıdır ki, can-ü dil mülkünü yağma eyleyen;
aşk mıdır sinem içre gelip de cân eyleyen" (muhibbi - kanuni sultan süleyman)

( sevgilinin gönül varlığını yağma eyleyen aşk mıdır? sonrasında cansız göğsüm içinde, gelişi ile bana tekrar can veren aşk mıdır? )

- "yoluna cânum revân itsem gere cânâ didüm.
yüzüme bin hışım ile bakdı did cânun mı var?" (zâtî)

( bağırdım; "ah sevgilim canımı kurban etmem gerek senin için!" sevgili, bin öfkeyle yüzüme baktı ve dedi ki; "canın! senin daha harcanmayan canın mı var?" )



- "bir nefes dîdâr içün bin cân fedâ itsem n'ola?
nice demlerdür esir-i iştiyâkıdur gönül" (nef'î)

( bir nefescik olsun o güzel yüzü görmek için bin canım olsa da kurban etsem yeridir. gönül nice zamandır onun arzusuyla yana tutuşa esiri olmuştur. )

- "ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm;
ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur" (nef'i)

( hangi gece senin eşiğine yüz sürmesem, o an ölürüm. hangi gün senin boyunu görmesem o gün kıyamet olur.)



- "canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr;
öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim" (ahmed paşa)

( ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lütuf etti. öyle mest oldum ki ondan sonra kimsenin merhabasını tanımadım. )

- "arz-ı hâl etmeye câna seni tenhâ bulamam,
seni tenhâ bulacak kendimi aslâ bulamam" (ulvî)

( sevgilim! hâlimi, yani aşkından dolayı başıma gelenleri ve isteklerimi, arz etmek için seni yalnız bulamıyorum. seni yalnız bulunca da kendimi asla bulamıyorum. )


- "derd-i aşkı gayrıdan sorma ne bilsin çekmeyen;
anı yine aşık-ı nalana söylen söylesin" (bakî)

( aşk derdini başkalarından sormayın. aşkı çekmeyen onun ne olduğunu ne bilsin? siz onu yine inleyen aşığa sorun ki, size hepsini bir bir anlatıversin. )


- "ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb,
sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku" (zati)

( sevgili, "bir gece rüyana gireceğim" dediğinden beri heyecandan gözüme uyku girmiyor. )


- "şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir;
mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at" (sâbit)

( en uzun geceyi gök bilimci, takvimci ne bilir? dert sahibine bir sor ki, geceler kaç saat? )


- "güllü dibâ giydin amma korkarım âzâr eder;
nazeninim sâye-i hâr-ı gûl-i diba seni" (nedim)

( ipek kumaşından, gül desenli bir elbise giymişsin de güzelim; korkuyorum o kumaşın üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitecek. )


"mende mecnûn'dan füzûn âşıklık istidâdı var.
aşık-ı sadık menem, mecnun'un ancak adı var" (fuzuli)

( bende mecnun'da olduğundan daha fazla âşıklık kabiliyeti, sevmeye doğal eğilim var. gerçek aşık benim mecnun'un yalnızca adı var. )

"süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne" (rasih)

( ey sevgili! gözlerini süzme ki, kirpik kirpik üstüne gelmesin; böylece gönlümde açtığın yaraya ok üstüne ok atmış olma. )
nyks nemesis nyks nemesis
bugün aşk diye tanımladığınız ilişkilerin çoğu koşullu sevgi, ötesi değil. koşullarınız yıkıldığı an aşkınız da sönüp gidiyor. son derece aşağılık bir durum. kişiden değil koşullardan besleniyorsunuz. hayalinizdeki figüre aşk diyorsunuz, sonra olur olmazlar başlıyor. şartsız ve saf bir biçimde sevmeyi deneyin, aşktan daha tatlı gelecek. tabii önce sevilmeye değer bir insana denk gelmek lazım, sonra yanılsamalardan kurtulabilirsiniz.
618 /