aşk ı memnu

1 /
muzevir muzevir
bu ayki kitaplık dergisinin türk romanı incelemeleri yapılan bir makalesinde yazım tekniği açısından kimi ilkleri gerçekleştirdiği öne sürülen roman. bense hep teknikten ziyade konusu itibariyle yenilikler içerdiğini düşünmüştüm bu romanın. ilk defa iyi ve kötünün birbirinden keskin çizgilerle ayrılmış özellikler olmadığını, her insanın bu özellikler arasında gidip gelen kişilikler ürettiğini, örneğin sevgi ve aşk bir yana, istem ve tutku nedeniyle biriyle birlikte olan, üstelik evli olmasına rağmen bunu yapan birine rastladığım bir roman olduğunu düşünmüştüm. zannımca modern romanın (çağdaş değil, modernist) ilk örneği budur bizde.

günün anlam ve önemine binaen ve ayrıyeten bakınız: yasak sevişmek.
impera impera
zamanında müjde ar'ın boşrol oynadığı ilk trt siyah beyaz dizisidir.
roman oldukça uzun olmasına karşın, senaryo da fazla kesilip biçilme yapılmamıştır, çekim günün şartlarına göre oldukça başarılıdır.
ramjet ramjet
an itibariyle oda arkadaşımın bitirmesiyle zorla okunan aşk-ı memnu çilesinden o da ben de kurtulmuşzdur. ilk yüzelli sayfa deli eden aile bağları çözme amaçlı soruları, bihter bacımıza behlül kardeşimize sallanan küfürleri son bulmuştur.
aytok aytok
çoğu araştırmacıya göre (namık kemal'in intibah'ından sonra yazılmış olmasına rağmen ) batılı anlamda yazılmış ilk edebi roman olarak kabul edilen, realist roman tekniğiyle yazılmış, sanıldığının aksine suya sabuna dokunan, ruh çözümlemelerinin son derece başarılı yapıldığı, yasak aşk teması üzerine kurulmuş, 1898 - 1900 yılları arasında servet- i fünun dergisinde yayımlanmış halit ziya'nın ustalık işi romanı. romanın olay örgüsü, bihter adlı genç, güzel ve ihtiraslı bir kadının genç kızlık hayallerine kavuşabilmek için zengin ve yaşlı bir adam olan adnan beyle evlenmesi üzerinedir.
mümtaz mümtaz
halid ziya'nın şaheseri. zannedildiği gibi çanakkale savaşı yıllarında yazılmış değildir. roman, 1899 yılı sonları ile 1900 yılı başlarında geçer ve çanakkale savaşı'na neredeyse 15 yıl vardır. romanın başkahramanı bihter, annesi firdevs hanım'dan hazzetmez. zira babasının ölümüne annesinin hafif meşrepli yaratılışının neden olduğunu düşünür. annesinin de ilgi gösterdiği adnan bey'den gelen evlenme teklifini kabul eder. istanbul'un güzel yalılarından birine gelin olarak giden bihter, nihal adlı bir kızı olan adnan bey'in ikinci eşidir ve ondan yaşça epey küçüktür. adnan bey'in yeğeni olan, genç, yakışıklı ve çapkın behlül, bihter'in güzelliğini keşfetmiş, onunla birlikte olmuştur. kocasını aldatarak annesinin durumuna düştüğü için kendinden nefret eden bihter, aşığı olduğu behlül'ün nihal'le evleneceğini öğrenince intihar eder. batılı anlamda modern türk romanının ilk örneği olarak kabul edilebilecek bu roman, o güne kadar görülmemiş ruh çözümlemeleri ve başarılı karakterleriyle göz doldurur.

sonraki yıllarda trt'nin ilk dizilerinden biri olarak gösterilen bu yapıtta, şükran güngör ( adnan bey ), neriman köksal (firdevs hanım), müjde ar (bihter), ıtır esen (nihal) ve salih güney (behlül) rol almışlardır.

yazılmasından hemen hemen 90 yıl sonra da ünlü tiyatrocu ve şair tarık günersel tarafından tiyatroya uyarlanan bu eser, istanbul şehir tiyatroları'nda uzun süre oynamış ve çok beğeni toplamıştır. şehir tiyatrolarının usta oyuncu kadrosuyla eser, bir kez daha ölümsüz olduğunu ispatlamıştır. tiyatroda, bensu orhunöz ( bihter ), sevinç erbulak ( nihal ), betül arım ( firdevs hanım ), adnan kavas ( behlül ) gibi ünlü oyuncular rol almışlardır.

not: trt'de behlül rolünü üstlenen kenan kalav değil, salih güney'dir. (kobalt'a teşekkürler)
evrenin sonundaki babil balıgı evrenin sonundaki babil balıgı
hırslarına yenik düşen bir kadının öyküsüdür..aldatılan babasının acısını yıllar yılı yüreğinde taşıyan ve annesine nefret duyan bir kadındır bihter..bir kere yemin etmiştir annesi gibi olmamaya,masum bir yürekle oynamamaya..kederinden ölmüştür babası..aldatılmanın acısına dayanamayarak çekip gitmiştir.ondandır ki affetmez annesini hiçbir zaman..annesine duyduğu nefret ,onun verdiği her karara karşı çıkma gücünü verir bihtere..ailesi tarafından onaylanmayan bir evliliğe salar yüreğini..kendisine delicesine aşık,babası yaşında bir adamla evlenir..denize nazır bir yalısı,hizmetçileri ve istemediği kadar çok heykeli vardır kocası tarafından yapılan..adnan bey bir heykeltıraştır..büstlerini yapar bihterin..çeşit çeşit.. bıkmadan usanmadan.bihterin amacı kocasına layık olmaktır..ama zamana kapılır,gençliğin verdiği ateşle en büyük korkularına cesurca kafa tutar bihter..en büyük kabusudur ya aldatan kadın olmak..bile bile aşkına yenik düşer ve kocasını aldatır..umutsuzdur,kandırılmıştır..bunların da ötesinde aldatmıştır..nefret ettiği annesi gibi..sonunda gem vuramaz isteklerine,heyecanına..ölümden de kötüdür sevgilisinden ayrı kalmak..kocasını her gece bile bile aldatmanın verdiği acı bedelidir bu yasak aşkın..'aşk-ı memnu' onların yasak aşklarının öyküsüdür..sonunda aklını yitirir bihter..adnan beyin karşısına geçer..ağlar...kahkahalar atar..af diler...binlerce kez..ama babasındandır dilediği özürler..
ona layık olamamıştır bihter..ve intihar eder..
travis acherontia styx travis acherontia styx
aşk,ihanet,entrika üçgeninin oluşturduğu bu eserde;varlıklı ve kibar bir adam olan adnan bey,genç yaştaki bihter ile evlenir.bihter zamanla kocasının yeğeni behlül e aşık olur.behlül ün gözü ise nihal dedir.evlenmek üzerelerken bihter ve behlül ün yasak aşkları ortaya çıkar.bunun sonucunda bihter intihar eder,behlül ise kaçar.
portakallı haribo mahmut portakallı haribo mahmut
edebiyatımızın ilk gerçekçi romanlarındandır. halit ziya’nın en başarılı romanı kabul edilir. romanda, aşktan başka dertleri olmayan, batılı yaşama düşkün insanların aşk serüveni anlatılır. toplumsal sorunlara yer verilmez. bunda 2. abdülhamit’in baskıcı yönetiminin de etkisi vardır.
marjane und eudaimonia marjane und eudaimonia
halid ziya uşaklıgil'in en ünlü, en içli romanıdır.
toplumsal mevzulardan uzak, karakterleri aydın kişilerden seçilmiş ve mekan olarak istanbul'un semtleri kullanılmış klasik tarzda bir servet i fünun etkisi görülür.
tüm bunların yanında uşaklıgil'in ağır denilebilecek dili ile şahaneler yarattığını inkar etmek olmaz, psikolojik tahlilleri, yer ve kişi betimlemeleri zamanının birçok örneğinden üst seviyededir.

şimdi spoiler sunuyoruz:

peyker 25, bihter 22 yaşında iki kız kardeşti. 45 yaşındaki anneleri firdevs hanım, ölen eşinin ardından kocasız kalmamak lüzmunu düşünmekte pek aceleci davrandı. onun mizacı hoppalık ve güzel giyinmekten ibaretti.
peyker, nihat bey ile evli ve hamileydi. firdevs hanım bu duruma bile karşı çıkıyor, büyük valide olmayı reddediyordu.
işte bu ahval ve şerait içinde firdevs hanım ve iki kızı "melih bey takımı"na mensub idi. yani tamamen kibar alemine mensubiyet iddia edecek kadar sağlam bir asalet sahibi olmayan bir aile...
firdevs hanım 18'inde evlenmiş, evlilik umduğu gibi çıkmamıştı. eşiyle hemen her gün kavga ediyor, genç yaşında iki çocuk annesi olmaktan utanıyordu. "ömrüm sana çocuk yetişirmekle mi geçecek?" eşi kıskançtı, günün birinde firdevs'in hususi hayatına dair sırları öğrenince dayanamadı, genç yaşında öldü.
o günden sonra bihter annesinden nefret etti, ne yaparsa yapardı ama hayat boyu kocasına aldatmazdı bihter, asla...

adnan bey 50li yaşlarında iki çocuk babası zengin ve centilmen bir duldu. 4 yıldır yaşadığı dul hayatından yorgun, 2 çocuğuna annelik etmekten bezgindi işin açıkçası. ama kızı nihal'i de oğlu bülent'i de hayattaki herşeyden çok sevdiği değişmez bir gerçekti. bülent mektebe gidecek, nihal de birkaç yıl içinde evlenecekti. o zaman evde yalnız kalıp çocuklarının ara sıra ziyaretlerini mi bekleyecekti ömrünün sonuna kadar...
çocuklar büyüyüp de kendi hayatlarını kurunca asla eski samimiyet kalmayacaktı.
adnan bey için 16 yıl evli kaldığı ölen karısı en büyük aşk vakasıydı. ancak 16 yıl boyunca eşinin hastalıklarıyla nafile uğraşmış, bir gün onu kaybetmişti.
ve şimdi bihter'i kendine uygun bir eş olarak görmekteydi.
ancak nihal incinmemeliydi.

"evet, gözlerini bihter'den ayırmıyor..."
firdevs hanım, adnan bey'i; adnan bey, bihter'i istiyordu kısaca. bu iki kız, firdevs'in nazarında birer rakibe, onu böyle ümitlerini ala ala öldürecek birer düşmandı.
bihter ise o büyük yalının tek hakimi olmak için elinden geleni yapardı. yaş farkı filan hepsi önemsizdi zaten...
o, zarafeti sadelikte aramaya mecbur bırakılıp da alınamayan şeylerin acısını, gizli hüsranını saklamak için sahte bir tiksinme talim eden bir kızdı.
adnan bey ile izdivaç bütün yapamadıklarını yapabilmek demekti.

adnan bey, bu izdivaç için nihal'i ikna etmiş sayılırdı:
"beni şimdi nasıl seviyorsanız öyle seveceksiniz, değil mi? o vakit zarar yok, gelsin..."

geldi de hiç beklemeden...

behlül ise nihal'in kuzeniydi. galatasaray'da okuyordu. o, 20 yaşında hayatı tamamen öğrenmiş gençlerdendi. eğleniyor görünmek onun için eğlenmek demekti.

mlle de corton ise nihal ve bülent'in talim ve terbiyesinden sorumlu kimsesiz ama asilzade bir fransızdı. "ihtiyar bi kız"dı. yaşlanmış bekaretine rağmen arzuladığı şey annelikti ve bunu nihal sayesinde tatmıştı.
"zannolunur ki tabiat, kadınların ruhuna boş kalmaya tahammül edemeyen bir beşik koymuştur..."

nihal, içindeki anne eksikliğini her an yaşıyor, yüreğindeki derin ezintiden sevgi arsızlığı yapıyordu. sevmek, sevilmek istiyordu. bülent'in doğumuyla büyük kıskançlık krizleri geçirmişti, çare olarak bülent'i onun bebeği yerine koydular. bülent'in her bakımı bu küçük kıza aitti artık. nihal herkesi bülent'ten değil, bülent'i herketen esirgiyordu bundan böyle.

izdivaç sonrası bihter ve nihal arasında bir muhabbet bile başlamıştı. ama nihal'in arası babasıyla gün be gün açılıyordu. ihtimal ki bu evliliği tamamıyla affedecekti eğer babasıyla arasına bir "duvar" çekilmemiş olsaydı. şimdi aralarında bir şey eksilmiş gibiydi, hayır daha doğrusu fazla idi: bir üçüncü kişi...

-----------------------------------------------------------

bihter ve adnan bey'in evliliği bir yılı dolduruyordu. bihter'de bir müddettir tuhaf hisler mevcuttu. artık itiraf etmek gerekirdi ki bir seneden beri bu hakikatı görmemek için lüzum görülen mücadeleler onu daha ziyade yormuş ve ezmişti. ve bu hep böyle olacaktı???
adnan bey'i yatak odası dışında her yerde seviyordu. bu adam için kalbinde derin bir hürmet ve muhabbet vardı fakat onun bütün ruh teslimiyetiyle karısı olamıyordu.

nihal ile arasını ne kadar iyi yapmak istese de nihal asla onu bir üvey anneden fazla sevmeyecekti. bir gün ileride bir gün, ikisinin arasında her şey kırılacaktı.
yalnız bülent ile dost idi. bülent, onu bir anne kadar değilse bile her halde bir üvey anneden pek çok ziyade seviyordu.
fakat bihter son günlerde birini daha düşünüyordu: behlül!!!!
düşünmek istemiyordu. asla kocasına ihanet etmeyecekti. annesi firdevs hanım'a asla benzemeyecekti. ama onun sevilmeye ihtiyacı vardı, sevmeye de...
fakat nasıl sevecekti? sevmek; bu artık kendisi için memnu ve muhal bir şey değil miydi?

"bir kadın ki sizden uzaklaşıyor, sizden korkuyor demektir. daha doğrusu size karşı kendisinden korkuyor demektir..."

bir gün, bihter ve behlül yasak aşka bulaştılar. sahih, bihter artık behlül'ün olmuştu. bu o kadar arzu edilmeye cesaret olunamamış birşeydi ki hiç beklenilmeyen bir vesile ile yaşanmış olması onu sersemletmişti...
aşk-ı memnu böyle bir müddet gittikten sonra behlül'de yavaş yavaş garam gınası (aşk bıkkınlığı) baş gösterdi.
bihter ile ilk haftalar yaşadıkları iç titreten, korku dolu aşk geceleri, göze alınacak tehlike kalmadıkça sıradanlaşmıştı.

bir latifeden doğan nihal ile izdivaç meselesi behlül'ün kafasını karıştırmıştı.
evet, onun için gerçek mutluluk nihal ile izdivaçta saklıydı.
herkes nihal ile behlül'ün evlilik fikrine katılıyordu, oysa bir çocuk oyunu, bir eğlence gibi başlamıştı her şey.
behlül, adada nihal'e evlenme teklif etmiş, aşkını ilan etmişti. ne güzel bir gün!

ancak bihter için durum farklıydı. nihal için içinde birikmiş kinleri vardı. bütün eski tahammülleri birer intikam kuvvetiyle bu kız hakkında birer adavet vesilesi teşkil ediyordu.
bihter, itiraf edecekti her şeyi!!
hem kendini hem onu yakacaktı ama olmayacaktı bu evlilik, olmamalıydı...

ama itiraf edemedi. her şey açığa çıktığında o henüz itiraf edememişti.
evin yardımcılarından küçük beşir her şeyi biliyordu. gün gün tanık olduklarıyla hastalanmıştı zaten, zar zor anlattı herşeyi.

melih bey takımı onu yanıltmamış, o da annesi gibi iffetsiz bir kadın olmuştu işte.
bunu kaldıramazdı. adnan bey'in yüzüne nasıl bakacaktı?
her şey adnan bey'in "sedef kakmalı oyuncağı" ile sona erdi. küçük ağzına dayamıştı korkunç oyuncağı, ve son...

behlül, gerçek mutluluğu yakalayamadan, yaptıklarından pişman yok oldu gitti.

-----------------------------------------------------

aradan aylar geçti ki adnan bey ve biricik kızı nihal artık yaşanmışları yaşanmamış kabul ederek o eski huzura kavuşmaya çalışıyorlardı. her şey hiç değişmemiş gibiydi. bir tek beşir eksikti: haddinden fazla tanık olduklarıyla yaşayamamıştı, yazık...

ve nihal hep o bir saatlik ada gezisini yad ediyordu. hiç kabul etmese de behlül'e tek bir kez "evet" dediği anı...


alıntı değil, alın teri.
moraje moraje
bence servet-i fünun'un en önemli romancısının kaleme aldığı çok güzel bir romandır. bu roman aslında madam bovary adlı esere benzer. çünkü oradaki emma karakteri tıpatıp bihter'le benzeşir. ikisi de bazı şeylerden kurtulmak için kendilerinden büyük kişilerle evlenirler. (emma taşradan, bihter annesinden kurtulmak için evlenir)
sonunda da mutsuz olurlar. bir gerçek daha vardır ki her iki romanda da bu aldatan kadınları kocaları çok sevmektedir.
1 /