asla iyileşmeyecek çocukluk yaraları

2 /
ronahii ronahii
babanın sevgisinden mahrum olmaktır . hele ki bir kız icin ömrünün sonuna kadar unutamayacağı bir yaradır. yaşı kaç olursa olsun imrenerek bakar etrafındaki sevgi dolu baba çocuk ilişkilerine.
surfrider surfrider
sevdiklerinizi teker teker kaybetmenin kalpte açtığı yaralardır.

severdim kendisini. babamın amcası, benim de kemal dedemdi. o hastalandığında 8 yaşında vardım veya yoktum. ölümünün beni ne kadar etkilediğini düşünün artık, üzerinden 30 sene geçmiş. evin misafir odasında, yerde sırt üstü yatırmışlar, üzerini beyaz bir çarşafla kapatmışlardı. karnının üzerinde ise bir bıçak vardı onu en son gördüğümde. sonra yaşadığı gecekondunun kapısının önüne büyük büyük kazanlar kurup, su kaynattılar. büyük büyük çarşaflarla bir alanı kapatıp yıkadılar kefenlediler. o yaşta ne olduğunu pek anlamamıştım. bütün bunlar olurken, arkadaşlarım çağırdığında oyuna koştum. hem ağlıyor, hem oynuyordum.

yüreğim kanıyordu. kanayan yerlerimde ise iyileşmeyecek bir yara kabuk bağlıyordu. çocukluğum yarası.
bıyıksız yaşlı defans bıyıksız yaşlı defans
annemin bana karşı aşırı korumacı tutumları gözünün önünden birkaç sn kaybolduğumda yaygarayı koparırdı tamam bana birşey olmasından korkardı da bi tasma takmadığı kaldı bana birçok şeyi de yasaklardı dayak atmasa bile arada bir bağırırdı hiç kendi halime bırakmadı beni tabi yine de çok ta olmasa severdim bilen bilir çocuğu bir yere kadar kendi haline bırakmamak ona yapabileceğin en büyük kötülüklerdendir sonra süt çocuğu oluyoruz böyle neyse ki o süt çocuğu zamanları çoktan geçti
jakobenist jakobenist
bundan kaç sene önce hatırlamıyorum. agri'dan manisaya taşınmışız. manisa gelişimizde ilk işimiz yeni bir okula kaydolmak. eğitim şart tabii. okulhn ilk günu babamla beraber kayıt için okula gittik. müdür odasında bellerkene acayip sıkıştığımisim ama öyle böyle değil, kıvranıyorum. baba ben sıkıştım.
-müdürüm oğlan sıkışmışta lavabo nerede?
-koridorun sonunda oğlum.
neyse ben tuvalete gittim. bir güzel ihtiyacımi giderdik ten sonra. ellerimi yıkadım. aynaya bakıyorum. biri elini sallıyor disardan. beri gel hele diyor. neyse ben ak saçlı kravatlı adama doğru gidiyorum, tam merhaba diyecekken patt yiyorum suratımin ortasına silleyi..
ben hayatında hiç bu kadar asagilanmamistim arkadaşlar, kendimi hiç bu kadar kötü hissettmemeistim.. hüngür hüngür ağlıyorum. okuldaki herkes bana bakıyor, özellikle de kızlar. bilirsiniz arkadaşlar ergenlik dönemi işte.. saçlarımız kazındığı için sırf kızlar o durumu görmesin diye okula bile gitmediğimiz olmuştur... neyse yıllar sonra o hocanın vefat haberini aldım mahalledeki arkadaşlardan. - duydun mu yaşar hoca ölmüş. bir insanın ölümüne sevinilir mi bilmiyorum ama ben sevindim galiba...
halen ne zaman bir öğretmenler tuvaletinin önünden gecsem hatırlıyorum...
nickini unutan kız nickini unutan kız
hangi birini anlatsam seçemiyorum içinden. aslında iyileşmeyecek değil de, iz bırakandır.
klasik olarak mutsuz bir ailede büyüdüm. babanın hıncını anneden, annenin hıncını çocuktan çıkardığı bir aile...
düşüp dizlerin parçalanır ağlayarak eve gelirsin ya, bir de anneden dayak yersin. tentürdiyotu acımasızca yarana basarken bir yandan da söylenmeye devam eder annen. belki de bundan dolayıdır, yaralarım temizlenirken gram acı duymamam, acı duysam bile sesimi çıkarmayışım. geçen sene arkadaşıma giderken asfaltta düşüp dizlerimi parçalamıştım, arkadaşımın evine gittiğimde aldı baticonu üfleye üfleye temizlemeye çalıştı yaramı. aklıma annemin dizlerimi temizlemesi geldi. hiç öyle temizlememişti. dayanamadım söyledim "ya kızım ne üfleyip duruyosun bastır geç, acımaz benim canım merak etme"

bi kere de 10 yaşında falan topla oynarken, top parmağıma gelip liflerim kopmuştu. acısından yerimde duramıyodum, ha şimdi ha birazdan geçer diye bekledim, acısı hafifleyeceğine daha da dayanılmaz hal alıyordu. artık son çare anneme söyledim, nasıl kızmıştı anlatamam. söylene söylene beni doktora götürmüşlerdi.
ilgisizlik değil derdim, çok şükür hastalığımla çok ilgilendi annem, ama işte yapılan bazı şeyler insanı derin yaralıyormuş, sonradan farkediyor insan. dışa dönük olmayışım, birisinin bana içten sarılışı, güzel sözler söylemesi çok yabancı geliyor. annelerine babalarına ve hatta ablasına her şeyini anlatan, her daim sarmaş dolaş olan insanlar bana hep masalmış gibi geliyor.

çok şükür benim öyle ağır travmalarım olmadı. iyileşmeyecek yara da değil, ama iz bırakıyor işte. çünkü benim şu an bugünkü ben olmamın nedeni bu olaylar. iyi yönde ya da kötü yönde. bazı şeyleri başaramamam, kendime güvenimin olmamasının nedeni olarak hep bu olayları görüyorum. daha birçok daha da kötüleri var ama gerek yok anlatmaya..

acaba eskiden sevgi daha mı değerliydi de göstermiyorlardı ?
2 /