asla iyileşmeyecek çocukluk yaraları

4 /
benim kalbim temiz benim kalbim temiz
islamcılar ve ağlaklıkları. babadan oğula nesil bunlar.

28 şubat bu ülkenin gördüğü en mükemmel günmüş meğerse.

mesela 28 şubat mağduru ahmet hakan "ne tayyip'in ne de davutoğlu'nun uçağına binmem" ama bi bakıyorsun islamcı baş köşede kucakta oturuyor.

meslek edinilsin diye devlet meslek okulu açmış, oraya yatırım yapmış. yetiminden öksüzünden vergi alıp oraya harcamış ama siktiğimin islamcısı hak nedir bilmediği için hemen çomak sokmuş. niye islam'ın fıtratında var.

hala sanayide adam akıllı operatör bulamıyor şirketler, hala kapasitenin altında çalışıyor. niye sikik islamcılar yüzünden.
kullanıcıcadı kullanıcıcadı
annemin saçları dökülmüş küçükken, ben kendimi bildim bileli kel ve kapalı. 8 yaşındayım kız kardeşim 3.
annemin başörtüsünü açmaya çalışıyor saçını görmek istiyor, dönüp diyorum ki annem kel saçı yok bakamazsın. o sırada bir tokat yiyorum annemden ilk ve tek (belki de bu yüzden unutamıyorum)
yara olan kısmı ise o yaştaki bir çocuğun bunu kötü niyetle söyleme ihtimalinin 0 olması(özellikle de benim gibi bir çocuğun) ve tokat yemesi.
geçmeyen kısmı ise annemin hala başörtüsünü değiştirirken kapalı kapılar ardına saklanması.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
ben de yazmak istiyorum bir tane. hatırlamıyorum ama anlattıklarına göre travmatikmiş. ben henüz 6 aylıkken felan anneannem almış beni oturduğumuz şehrin merkezine göçmüş. anamlar uzak bi mahallesinde yaşıyorlarmış. ekonomik, sosyokültürel ve kişisel nedenlerden, yani hemen hemen hiçbir neden yokken, ben 6-7 ay, 1 yaşıma gelene kadar anneannemle o evde kalmışım. annemler akşamları iş çıkışı gelir, beni görür, evlerine giderlermiş. ben de arkalarından melül melül bakarmışım. babam hala anlatır o bakışımı. bilemiyorum tabi nedir ne değildir. ama bu da böyle bi şey. çocuklarınızı üzmeyin. onların yanında olun.
sessizsakinbiri sessizsakinbiri
babanın parası yetmediği için bir cips bile alamıyor olmak. okulda beslenme saatlerinde arkadaşların döner veya bisküvi tatlı yerken, senin ekmek arasi peynir domates yemen. gocunacak bir şey elbette değil fakat o yaşlarda nasıl gözü kalıyor insanın.. :)
sevildim sanmanın düşüşünden kurtulamadım sevildim sanmanın düşüşünden kurtulamadım
ne kadar oldu sesini unutalı bilmiyorum. bir kanadının hep kırık olması demektir babasızlık. göremediğin sevgiyi hep aramak demektir. babasına benzeyen bir adam sevmek hayatlarının borcu gibidir. babam gittiğinden beri büyüyemiyorum. hep dizleri yara bere içinde küçük bir kız çocuğuyum. hep ağlamaklı , hep acınası. sardunyalar susuz babacığım , yorgunum , gelde biraz saçlarıma dokun.
la bocca della verita la bocca della verita
herkes babasız olmaktan bahsetmiş. ben de diyorum ki vasifsiz bir babanız olması ile hiç olmaması arasında bir fark yok.

örneğin ben orta 1de iken babam bana bir tokat atmıştı ( ya da yumruk tam anımsayamıyorum) azı dişim kırılmıştı. hem de niye biliyor musunuz?

" kapıya çıkıp onu yolcu etmedim diye. "

daha sonra 2 sene kadar sonra, kapı cereyan yapıp hızlı kapandı diye, aynı kişi beni korkudan altıma kaçıracak kadar, sinir krizine girip bacaklarım tutmayacak kadar dövmüştür.

peki sebep ? kapı cereyan yaptı...

aynı adam ben henüz ilkokul öğrencisi iken, bir kış günü dışardayım diye beni banyoya sokup, o rutubetli, sobali,soğuk evin içinde annem işten gelene kadar beni banyoda kıyafetlerimle soğuk suyun altında 5 saat bekletmis, cılız mı cılız ufak bir kız çocuğu olan benin bu nasıl mümkünse artık, bir de beni gizlice "sakın hastalanma, hadi bi öksür bak sana ne yapıyorum!" diye de tehdit etmiştir.

peki 5 saat o kış gününde uyuşana kadar soğuk suda ıslanmama sebep ne? sebep yok arkadaslar. sebep çocuk olmam. sebep dışarda oyun oynuyor olmam.

daha da anlatayım mı? peki siz aynı kişinin ben daha o yaşlarda çalışırken, evde oturup benden ve annemden para beklediğini, öyle olduğu halde bana eziyet ettiğini, her gün kolasini ve 2 paket sigarasını eksik etmediği halde, bana simit alsam su, su alsam simit almaya yetmeyecek kadar okul harçlığı verdiğini, okuma kitabi alacak paramız olmadigi icin ve annemi de mahcup etmemek icin isteyemedigimden, benim o okul harçlıklarını biriktirerek kendime okuma kitabi aldigimi ve bunlarin daha nicesini bilir misiniz?

biliyor musunuz ? bazen olmaması kadar, olması da çok büyük bir yara acar.

ben bu tip mevzuları açmayı sevmem. kendimi bu konularda anlatmayı sevmem. ama bunu da buraya bırakıyorum ki, olmayıp da uzulenler için bir ufak bir teselli olsun, içinize su serpsin.

çünkü bana yukardaki eziyetleri yapan benim öz be öz babam.
belki bazı şeylerin yokluğu, varlığından daha hayırlıdır.

bu giri burda kilit. benim kederlerim sizin babasizlik ozleminizi ne kadar giderir bilmiyorum ama okuyun, okudukça da kendinizi teselli edin diye yazdım.

"ben çocukluğumu yaparken çocuktum. ama biliyor musun ? sen beni öldüresiye döverken, yüzüme yumruk atarken, beni tehdit ederken... hep büyüktün... o yüzden seni hiç affetmeyecegim. "
ravenhow ravenhow
burada korkunç şeyler yazılmış. benim yazacağım yaralar bunların yanında çok basit kalıyor. hatta onların üstüne böyle şeylerden bahsetmek düşüncesizce bir davranış gibi geliyor. fakat bendeki etkileri gerçekten büyük olduğu için yazmak istiyorum.

iki tane var. bir tanesinde ilkokuldaydım. olayın öncesini ve sonrasını pek anımsayamıyorum, sadece kendimi sınıfta tek erkek olarak bulduğumu hatırlıyorum. sınıftaki bütün kızlar hep bir ağızdan "yarım erkek" diye şarkı söylemişlerdi. tezahürat gibi bir şey işte. sessiz, mülayim bir çocuk olduğum için bana böyle dediler muhtemelen. erkek demek sert olmak demek diye düşünmüşler. onlar bağırırken sınıftan çıkmıştım. sonrası da öncesi gibi meçhul. fakat bağırışlarını hiç unutmam.

ikincisi eşek kadar adamken, liseye yeni başladığım zamana ait. sanırım bir sefer bir arkadaşımla kol kola yürüdüğüm için sınıfımdaki kızlar benimle ve arkadaşımla gey diye dalga geçmişti. yüzüme karşı değildi, uzaktan bana bakarak bir şeyler konuşurlar, sonra da gülerlerdi. yakınlarından geçtiğimde fısıldaşmaya, kahkaha atmaya, birbirlerine tebessümle gülmeye başlarlardı. ben onlara hiç tepki vermedim.

(her insanın kendinde sevdiği bazı özellikler vardır, bilirsiniz. benim sevdiğim pek bir şeyim yok ama kendi kendime gururlandığım az sayıdaki şeyden biri aslında bu tepkisizliğimdi. hiçbir araştırma, okuma yapmadan, ergenliğimin ortasındayken bile gey olmakla itham edilmeyi bir "hakaret" olarak değerlendirmemiştim. bu mantığı o zamanlarda nasıl kurabilmişim diye düşünüp halen hayret ediyorum kendime.)

zoruma giden tek şey benimle dalga geçilmesiydi. ama onlara "gey değilim" demeyi de kendime yedirememiştim. bu insanlar yıllar geçtikten sonra benimle sıradan sohbetlere giriştiler, beni diğer insanlar gibi gördüler. 6-7 ay süren fısıldaşma ve kahkahalar tamamen sona erdi onların nezdinde. hiçbiri özür dilemedi, hatta bu olayların konusu 4 sene boyunca hiç açılmadı. benim zihnimde de hiç kapanmadı.

bugün nerede kalabalık bir kız grubu görsem ve onlardan gelen kahkaha sesleri duysam huzursuz olurum. acaba benimle mi dalga geçiyorlar diye düşünüp kafamı yere eğerim. iki olayda da kızlar kalabalık bir gruptan oluşuyordu. ben hep neredeyse tektim. bu yüzden her 'kalabalıklaştığımı' hissettiğimde bir şeyleri yanlış yaptığım düşüncesi doğuyor içime.
sakın gelme sakın gelme
sağ kolumda yara bandı uzunluğunda, tel peynir inceliğinde bir yara izi bulunmakta. 10 yaşımdayken vuku bulmuştu elim kaza, o zamandan beri varlığını sürdüren bir yara. allah muhafaza kolum kopmazsa beraber ölürüz canım yara izimle.
blackslimbright blackslimbright
-babanın anneye saldırması-
abinin babayla kavga etmesi
bir sabah uyandığında tuvalete girdiğinde babanın şeker komasına girip tuvalette düşmüş haliyle karşılaşılması
eve icraya gelenlerden babanın saklanması, annenin onları karşılaması
beş parasız memlekete dönüldüğünde bir yatakta 3 kardeş ve anne beraber uyumak, bımboş evde
-ablanın sürekli sevgili değiştirmesi ve onun kardeşi olarak sürekli rahatsız edilmek
-abinin gamsız bir karaktersiz olması
-parasızlıktan 4 numara büyük ayakkabı giymek
-anne baba her gün altılı ganyan oynarken 25 kuruş harçlık bile alamamak
-ortaokulda kazanılan devlet bursuna lise de dahil olmak üzere ailenin el koyması
-ilkokulda şiir yarışmasında kazanılan dolmakalem ve deftere abinin el koyması
-
kaptonur kaptonur
ilkokul 2. sınıftayken fakir miydik yoksa ailemin işgüzarlığı mı bilmiyorum ama bir zamanların fenomeni olan yardım adı altında küçücük çocuklarda bir mont ve ayakkabı uğruna kocaman yaralar açan o furyanın yaralanan bir çocuğu olmuştum.

benim adımı o fakirler listesine kim yazmıştı inanın bilmiyorum. bir gün kapı çaldı içeriye elinde kolilerle gülücükler saçan kadınlı erkekli insanlar girdi sanki çok büyük bir sik yiyorlarmış gibi! listeden bazı isimleri saydılar gülümsemeleri listedeki her ismin okunmasıyla daha fazla artıyordu, çünkü yardım edeceklerdi. montu olmayan, ayakkabısı yırtık olan çocukların artık ayağı da bedeni de üşümeyecekti ama ya yüreği?

o listedekiler bütün sınıfın önünde tahtaya çağırılacaktı, tıpkı hata yapmış bir öğrencinin cezasını affetmesi için puslu gözlerle öğretmeninden son bir defa affedilmesini istemesi gibi yaşanacaktı her şey. çünkü o tahtaya ne zaman çıksa hayatında bir iz kalmıştı. tebeşiri tahtaya her sürttüğünde aslında unutamayacağı anıların altını çizdiğinin farkında olamayışı gibi. gülen insanlar onlarca arkadaşınızın içinde size ayakkabı numaranızı ve beden ölçülerinizi soracaktı ama siz daha sayılara hakim değildinizki. komşudan 1 ne zaman gelirdi? toplama yaparken acaba öğretmenim parmaklarımla saydığımı görüyor muydu? bu sorular yankılanırken beynimin içinde, benim zihnim dışında hareket eden bedenim, irkilerek kendime gelişim ve tam karşımda kocaman bir gülümseme, ayaklarımda yeni bir ayakkabı... bu ayakkabıyı ne zaman giymiştim? hatırlamıyordum giydiğimi. sahi biraz önce bedenimi kim hareket ettirmişti? halbuki ben komut vermemiştim beynime. "bak çok güzel olduuu" diye başımı okşayan o kadın kimdi acaba? ben zaten yere bakıyordum hep çünkü kafamı kaldıramazdım ağırlık çökmüştü zihnime. bu insanlar bir anda nereye gidiyorlar böyle? ama koliler... neden içleri boşalmış? ne oldu ki içindekilere? neden öğretmen "çocuklar yerlerinize geçebilirsiniz" dedi? halbuki cezam uzun sürmemişti. yoksa çok sevdiğim öğretmenim bana kıyamayıp affetmiş miydi beni?

benim ayağımda neden başkasının ayakkabısı var?
dikkatsi dikkatsi
çocukluğuma dair bütün kötü anılar annem ve akrabalarının yer aldığı anılar.

ne yazık anneannem, annem ve kardeşleri kardeş sevgisini kayıtsız şartsız birbirlerine arka çıkmak olarak tanımlıyorlar. ben, kardeşlerim, kuzenlerim de çocukluğumuzda bundan nasibimizi aldık. öyle ki yaptığımız çocukça hareketlerden sonra bile engizisyon mahkemesi misali bizi karşılarına çekip yargıladılar. anneannem her firsatta laf soktu, aşağıladı. dayımın teki milletin içinde dalga geçercesine espriler yapmayı çok komik buldu.

klasik türk aile yapısı gereği o ailenin damatları (babam) ve gelinleri yani yengelerim de nasiplerini aldılar. aylak madam gibi ortalarda gezen ve sürekli büyük abisinden otlanan dayımın bu hareketleri sonrası kayışı koparan yengeme karşı bile dayımın tarafını tutma derdindeler. bir araya geldiklerinde sürekli arkalarından konuşurlar..vs baktığınızda; trafik kurallarını hiçe sayarak giderken kendisine tepki gösteren bir şöfore karşı diklenen, ne olup bittiğini bilmeden ona destek çıkan dolmuş şoförü familyasından bunlar da.

tabi burada kabahatin çoğu annemde. yıllarca dedem ve babaanemin yaptığı abuk davranışlar söz konusu olduğunda babamın dengeyi kuramamasında şikayetçi oldu. asıl sorumluluğun onda olduğunu söyledi. ama farkında yada değil, kendisi de aynı durumun sorumlusu.

şu an yaşadığım evin tesisatında zaman zaman problem olur ve bir gün üst komşudan sızıntı oldu, duvar sarardı. annem her geldiğinde "şuraları boyatalım" dediğinde ne gerek var dedim ve öyle kaldı. ama bir gelişinde baktım ki evin ne kadar renk ahengini bozan yeri varsa badana olmuş. o gün akşamına annemin akrabalarını kapıda görmemle birlikte taşlar yerine oturdu. sebeb-i ziyaretleri de; kuzenim evleniyor ama onların evi kalabalıkmış, bizimkinin evine gidelim.

kendi kardeşlerinin kırılmaması için öyle gereksiz bir hassasiyet gösteriyor bizleri ne kadar kırdığının farkında değil.

konuyla ilgili çok anlatacak olay var da, neyse... kısaca gereksiz akraba savunuculuğu, cehennemin dibini boylasın.
4 /