ateizm

2 /
angelic angelic
tanrıyı ve dini öğretileri akla ve mantığa dayandıramamanın,doğduğu anda kendisine sanki bir misyonmuş gibi yüklenen din üzerindeki sorulara cevap bulamanın çıkış noktası olan inançsızlıktır.
bir müslüman için neden güzel olan herşey haram kılınmıştır,madem haram olacak kadar kötüdür neden yaratılmıştır,madem her ikiside tanrı katında eşittir,kuldur ve aralarında bir fark yoktur neden erkeğe kadın hakkında karar verme yetkisi verilmiştir neden erkeğe kadına bir eşyaya sahip çıkmak gibi sahip çıkması öğütlenmiştir gibi sorular bu tür sorulara örnek teşkil edebilmektedir.
ateizm inanmamaya inanmak olarak tanımlanabilir ancak aha işte sonuçta o da birşeye inanmak oluyor diye safça muhalefete açık bir tanım olduğundan fikrimce pek yeterli bir tanım olmayacaktır.çünkü bir kavrama,bir fiile inanmakla bir dine,bir felsefeye inanmak arasında oldukça büyük hatta devasa uçurumlar vardır.
omaz omaz
ateizmin en büyük düşmanı ölüm korkusudur.insan yaşlandıkça ölümü daha fazla düşünür ve sonsuzluğa ulaşma isteğiyle dinlere yönebilir.
murty murty
elbette ateizm de bir inançtır. ateizme inanan insan, kendi doğasından gelen inanç ihtiyacını, inançsızlığını inanç olarak görmek suretiyle kendini bir şekilde birşeylere inanmaya zorlamaktadır.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
şimdi bir gezegen hayal edin. bu gezegende zeki yaşam türüyor, bir süre öyle ebleh ebleh yaşıyor bunlar. sonra "nereden geldik nereye gidiyoruz?" zekasına eriştikleri vakit bu organizmaların bir kısmı cevapları gözlem ve deney ile bulmaya çalışmaya başlıyor. diğer kısmı ise evrenin bir yerinde dev ördeklerin yaşadığı domates şeklinde başka bir gezegen olduğuna, evrenin kökeninin de bu gezegen olduğuna inanmaya başlıyor. bunun için hiçbir kanıtları yok, ama bunda pek bir sorun yok, "inanmak"tan bahsediyoruz. sorun şurada başlıyor: buna inanmayan diğer zeki organizmaları, sırf buna inanmadıkları için adomatist diye sıfatlandırıyorlar, çok doğalmış gibi adomatist olmanın da bir inanç olduğunu söylüyorlar (aynı zamanda adomatistlerin o çok bariz gerçeği göremeyecek kadar salak olduğunu, veya karizma yapmak için domates gezegenine inanmadıklarını düşünüyorlar, ama bunun anlatmak istediğim şeyle birinci dereceden ilişkisi yok). buradaki sorun ne domates'in varlığı, ne o'na inanmak, ne de inanmamak. sorun domates'e inananların domates'e inanmayı ilk durum olarak, nötr hal olarak kabul etmelerinde, bunun dışında ne varsa buna göre kurgulamalarında. halbuki nötr hali, ilk durumu bozan, ortaya bir inanç atan ve buna inanan onlar. diğerleri deney ve gözlem ile azimle aramaya devam ederken, ellerinde kanıt olmadığı halde "aradığımız cevaplar burada" diyen onlar. eğer bu gezegende domates fikri, inancı gelişmemiş olsaydı, çevrelerinde domates'ten bahsedenler olmasaydı diğerleri domates fikrini akıllarına bile getirmeyeceklerdi.

bazılarının varlığına inandığı bir şeyin varlığına inanmamak bir inanç, bir sıfat değildir. bu, inanmayanları ilgilendiren, onları bağlayan bir durum değildir, o bazı inananların derdidir sadece. evet o şey inananlar için çok büyük, çok önemli olabilir, her şeyin merkezi de olabilir, ama aynı zamanda inanmayanlar için hiçbir şey ifade etmez o şey, hayatlarının, düşüncelerinin bir parçası değildir. inanan biri her gün inandığı şey hakkında düşünebilir, ama inanmayan biri hiçbir zaman kendi kendine "ben buna inanmıyorum" diye düşünmez. (bunu anlamak için noel baba'ya inanmamanızın hayatınızda nasıl bir yer kapladığını düşünün.) bu yüzden onun üzerinden sıfatlanmak istemezler, bu yüzden bunun da bir inanç olduğunu duymak istemezler. (noel baba'ya inanmamanız bir inanç mıdır? bunun üzerinden tanımlanmak ister misiniz?) inanmayan birine "bu da bir inanç" derseniz o kişinin dünyasıyla ilgili hiçbir şey bilmiyor, anlama zahmetine de katlanmıyorsunuz demektir, kendi cetvelinizle ölçüp biçiyorsunuz demektir. bu saygısızlıktır, benmerkezciliktir, en masumca ihtimalle dargörüşlülüktür.

bireyler inanmadıkları şeyler üzerinden tanımlanmamalıdır. yoksa unicorn'ların, uçan spagetti canavarı'nın, marslıların, noel baba'nın, kısaca aklınıza gelebilecek her türlü inanç nesnesinin varlığına inanmayanları da bunlar üzerinden tanımlamak gerekir, herkese sonsuz sayıda şeye inanmamakla ilgili sıfatlar yüklenir. aynı şekilde bireyler olmadıkları şeyler üzerinden tanımlanmamalıdır, bir mimara amühendis, adoktor, abakkal, analbur demek gereksizdir, sadece mimar deriz, olmadığı şeyleri kullanmayız. tanrı olmadığı şeyler üzerinden tanımlanır (bkz: negatif teoloji); bireyleri olmadıkları, inanmadıkları, düşünmedikleri şeyler üzerinden tanımlamak ise laf salatasıdır, vakit kaybıdır.

işte ateizm budur.

edit: bunu yazdıktan sonra richard dawkins'in the god delusion'da ve katıldığı televizyon programlarında konuya benzer şekilde yaklaşıp "o zaman hepimiz athoristiz" dediğini gördüm. uçan spagetti canavarı'nı da kullanıyor. ama o benimle aynı sonuca varıp "ateist"in gereksiz bir sıfat olduğunu söylemiyor; tam tersi, giriştiği farkındalık kampanyası dahilinde ateist sıfatını (belki geçici olarak) öne çıkarmak, bayrak sallamak istiyor. arkadaşları dolduruyor hep bunu. tanısan seversin.

iki buçuk yıl sonra edit:

"ateistlerin ateist olma sebeplerine bakalım. hiçbiri dünyaya geldiği anda anne ben inanmıyorum dememiştir. ya yaşadıklarından ötürü, ya da dinlerin mantıksız olduğu sonucuna vararak ateizmi benimsemişlerdir."

benim derdim bu kafa işte. küçük penceresinden bakarak ve biraz akıl yürüterek bütün ateistlerin önce inanıp sonra vazgeçmiş insanlar olduğundan emin olan kafadan bahsediyorum. o kadar emin ki bu dediğinden, bir ateistin "benim aklıma bile gelmemişti tanrı fikri, birilerinden duyduğumda da çok saçma geldi, hiçbir zaman inanmadım, hep böyleydim" demesi karşısında ya çok şaşıracak, ya da yalan söylediğini düşünecek. çünkü doğal olan, "default" olan inanmak bu kafaya göre. başka tür kafaların olduğunu kafası almayan bir kafa bu.
gölgeningücü gölgeningücü
başlangıç notu: aşağıda okuyacağınız yazı bilgisayarımda kayıtlı olan yazılardan...konuyla alakası var ve ben paylaşmak için buraya alıyorum..kaynağını yazarını bilmiyorum..doğrusu bilgisayarıma nereden kaydettiğimi de bilmiyorum ama merak buyurmayın yazının bir yetkinliği var zaten..buyrun:

şimal ekspresi’nde iç savaş


"allah var mıdır?"

kendimi sık sık o trenin içinde bulurum.

sanki orası sibirya’da bir yerdedir.

karla kaplı ormanlar arasında, ince uzun bir koridorda ilerleyen bir buharlı tren görürüm.

beyaz dumanlar bırakarak ormanın içinde süzülür gider.

orada hayatın fon müziği, derin bir sessizliktir.

ben bütün iç yolculuklarıma işte o şimal ekspresi’yle çıkarım.

her şeyi orada hayal eder, o trende yaşarım.

en büyük yalnızlıklarımı, en güzel mutluluklarımı ve en büyük korkularımı, hep o yalnızlık treninin kuşetli kompartımanlarında, sadece kendimle paylaşırım.

"allah var mıdır?"

bu soruyu işte böyle yolculuklarımdan birinde sordum.

hem kendi kendime, hem de gökyüzüne sordum:

"allah gerçekten var mıdır?"

* * *

aşağıda anlatacağım şeyler, geride bıraktığım yıllara sığdırdığım münzevi bir keşişliğin hikáyesidir.

çok yalnız anlarda sorulan çok basit soruların fevkalade şahsi ve mahrem cevaplarıdır.

bir balık larvası kadar şeffaf ruhum, bunu da içinde tutamadı.

sizinle paylaşmak istedi.

bu yazı, onun küçük ve acemi bir kompozisyonudur.

giriş ve gelişme bölümü bulunan, sonuç kısmı ise meçhule bırakılan küçük bir iç savaşın hikáyesidir.

biraz korku filmi gibi, biraz umut dolu...

* * *

scott atran isimli bir çocuk, henüz 10 yaşındayken odasının duvarına siyah ve turuncu kalemlerle şunu yazdı:

"tanrı vardır."

arkasından ekledi:

"eğer olmasaydı başımız fena halde dertteydi."

iyi ama tanrı varsa, tanrıtanımaz ateistler ne oluyor?

inanç nedir?

* * *

scott atran büyüdü. 55 yaşına geldiği zaman artık allah’a inanmıyordu.

ama kafası hálá sorularla doluydu.

insanlar niye kapıdan girerken önce sağ ayaklarını atarlar?

tırnaklarını neden gece kesmezler, neden ters dönmüş ayakkabıları hemen düz çevirirler?

neden?

atran şimdi hem paris’te, hem de abd’de antropoloji dersleri veriyor.

uğraştığı konu inanç.

ve tanrıtanımaz öğrencilerine çok ilginç bir deney yapıyor.

üç grup öğrenci alıyor. bunların hepsi ateist.

hepsinin önüne ağaçtan yapılmış bir afrika kutusu koyuyor.

"bu kutu büyülüdür. eğer allah’a inanmıyorsanız, bu kutunun içine koyduğunuz bir şey yok olacak" diyor.

bakın ne oluyor?

* * *

birinci grup öğrenciye, "kaleminizi bu kutuya koyun" diyor.

ateist öğrencilerin hepsi, hiç tereddüt etmeden kalemlerini kutuya koyuyor.

ikinci grup öğrenciye ise "şoför ehliyetinizi koyun" diyor.

bir bölümü tereddüt ediyor, ama büyük çoğunluğu koyuyor.

üçüncü grup öğrenciye ise "elinizi kutunun içine koyun" diyor.

tanrıtanımaz öğrencilerin çok küçük bir bölümü elini kutunun içine koyuyor.

siz bundan ne sonuç çıkarıyorsunuz?

kaybedeceğiniz şeyin değeri arttıkça, yok olduğunu sandığınız inanç, ruhunuza baskı yapmaya başlıyor.

elinizi kaybetmek, kaleminizi kaybetmekten daha ağır bir şey olduğu için, inançsızlık tereddüde dönüşüyor.

10 yaşında duvarlara "allah vardır" diye yazan scott atran, şu sonuca ulaşıyor:

"herkesin bir inancı vardır."

tanrıtanımazların bile...

hele hele geride bıraktığınız yıllar artıyor, önünüzdekiler azalıyorsa...

yani en kıymetli şeyinizi kaybetmeye doğru adım adım gidiyorsanız.

yani hayatınızı...

(*) bu örneği new york times magazine’in 4 mart 2007 tarihli sayısında okudum. gazete, "neden inanırız" diye çok güzel bir dosya yapmış. inşallah birileri çevirir ve yayınlar.
asosyal demokrat asosyal demokrat
içi oldukça boşaltılmış olan kavram. dogmaları her sorgulayana anında ateist yaftası yapıştırıldığı gibi, çoğu zaman hakaretmişcesine kullanılmaktadır o yafta. bu kavramı hakaret amaçlı kullanan kişilere sormak gerekir, "nerede saygı olgunuz, nerede inançlara saygı, hani; nerede arkasına sığındığınız liberalizm?".

ama hayır, ateistler boştur, gereksizdir; yok edilmelidirler. hepsi allahsız kitapsiz kafirlerdir, terbiyesizlerdir ve toplum ahlakından sapmış kişilerdir. sapıklardır bir nevi.

tabii öyledir, tabii.

din olmadan ahlak olmaz, korku olmadan düzen olmaz, baskı olmadan insanlık yürüyemez. dinsizler şerefsizdir. insanlar zebur'dan önce komple şerefsizdi zaten. katılmamak elde değil!

gülüyoruz, güldürülüyoruz böyle şeylere.
earendill earendill
tanrı'nın yokluğu önermesine dayalı dini inançların genel adı. zaman zaman "bilimselci" bakışın din felsefesi olan bilimsel temelli agnostisizm ile karıştırılır. agnostisizm, dinin ele aldığı konular hakkında somut bir iddia ortaya koymak için bilimsel ve deneylenebilir verilerin eksik olduğu şeklindeki materyalist düşünceye dayanır. buna göre bir tanrının varlığı konusunda konuşmak imkansızdır, çünkü bu iddia, ancak herkesin deneyleyebilmesine açık bilgilerden oluşan birikimli bir kültür formu olan bilimin ele alamayacağı bir konudur. buna karşılık ateizm, bir tanrının olmadığına dair kesin bir iddiaya sahiptir ve bu iddianın, tümevarımsal olarak elde edilmiş olması, deneylemeye açık olmaması dolayısıyla bir inançtır.
tanrının olmadığına dair ateist inancı taşıyanlar da kendi aralarında ayrılırlar. budizm gibi dinsel niteliklerin tümünü taşıyan fakat tanrıyı reddeden, ya da kimi hermetik inanışlar gibi tanrının olmadığı fakat insanlarca doğaüstü ve fiziğin asla açıklayamayacağı bazı olayların ortaya konabileceği (büyü gibi) iddiasını taşıyan ruhçu ateistler bulunmaktadır. daha yaygın ateizm türü ise ortada buna inanmak için bir sebep olmamasından hareketle, yani tümevarımsal biçimde "tanrının olmadığı" sonucuna varmış, öte yandan okült inanışlara, (büyü vs'ye) da sahip olmayanlardır.
2 /