attila ilhan

29 /
jean valjan jean valjan
üç paris çıkarması yapıp birinden kaçak, birinden aşık, birinden yetim dönen ilhan'ın "çekik lacivert gözlü" ömürlük bir aşkı olan güzel insan.

ilhan kendini kaptırmış bir şeyler karalayıp dururken, "türk müsünüz siz?" diye sormuştu missakian, paris'in varoşlarına has fransızcasıyla. "duru güzel bir kızdı bu.hafif çekik lacivert gözleri hülyalı,karanlık saçlarında mıknatıslı mavi çakıntılar,neredeyse saydam beyaz bir ten" missakian'ı ilk gördüğü anı ve üzerinde bıraktığı tesiri böyle anlatıyor attila ilhan.kadını masasına buyur ediyor ve böylece başlıyor. "yanılmışlık sıkıntısı, beyhudelik duygusu, kral yalnızlık. peki, ne ister benden bu çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk?"

missakian sadece bir türkle konuşmak istemektedir. gennevilliers'de doğmuştur ama ilhan'ın karşısında bursalı'dır. öyle tanıtır kendini. ataları 1915'e kadar bursa'da yaşamış. kaçabilenler ise bir şekilde gelip paris'in varoşlarından birine yerleşmiş. missakian'ın çocukluğunda hep türkiye anlatıları olmuş.

dedesinden, annesinden dinlediği ülkeyi ve insanlarını merak edip dururmuş. ilhan'ı missakian'a çeken şey, paris'in varoşlarına tezat bilmem kaç defa lacivert ve çekik gözleri, kayıtsız kalınamayacak güzelliği.

"anasıgil bursalı imişler, "tehcir" yıllarında gelmişler, o gennevilliers'de doğmuş, iki göz bir evde oturuyorlarmış, durumları kötü." bu ilk karşılaşmadan sonra sık sık görüşmeğe başlarlar. attila ilhan beter yalnızlığından kaçmakta, missakian ise merakını gidermektedir.

"içimde biraz polis midir nedir korkusu, yine de havamız yerinde,yemeği bir başka ermeni'nin,toprağı bol olsun,sofi'nin lokantasında yiyoruz"

"sofi patavatsız içtenliği ve anadolu ermenisi türkçesiyle gelip, alelacele, aramızı yapmaya kalkışmaz mı."
"kaşla göz arasında maria'ya ermenice 'sen bu çocukla evlen, korkacak ne var, artık ermenilerle türkler barıştı' demesin mi"

"bunu maria'nın ansızın kızarmasından seziyor, birkaç ay sonra da o hanım gülümsemesiyle hala utanarak anlatınca, kesinlikle öğreniyorum."

artık ilhan ve misakyan iki sersem aşık olarak dolaşıyorlar sokaklarında paris'in. maria s. mişel'de bir tüfek mağazasında çalışmağa başlıyor yeni gözde mekanları da meşhur depart kahvesi oluyor.

"depart kahvesi'ndeyiz.maria bir tüfekçide çalışıyor.öğle paydoslarında beraberiz. sütlü kahve, jambonlu sandviç, olmayacak hayaller"

sık sık yürüyorlar. doya doya konuşuyorlar. filmler izleyip uzun uzun muhkeme ediyorlar. favori sinemaları da ünlü sinema rex.

"bir akşamüstü rex sinemasında maria montez filmi seyrediyoruz, profilden ünlü yıldız maria'ya benzetiyorum, ona baktığımı hissediyor hemen"

"kaptan, diyor, bana bakıyorsun.

evet, diyorum, sana bakıyorum maria.

niye bakıyorsun? diyor.

seni, diyorum, şu perdedekine benzettim de."

"büyük bir içtenlik, deyimlemesi zor bir minnet duygusu ile elini yumuşacık uzatıp elimi tutuyor. ürperiyorum. ürperiyorum."

ilhan aşkın tesiriyle günlerini dolu dizgin yaşarken bir yandan da içi ezilmektedir. nazım'ı görememiştir. paris'te bir çevresi kalmamıştır. istanbul'a dönme kararı alır. yanında maria'yı da götürecektir. maria'a da razıdır. ama her aşk öyküsünde en az bir kötü adam vardır. bu hikayenin "kötü adamı" ise savarış idi.(ilhan'ın kastettiği kişinin haraç gazetesi'nin kurucusu savarş misakyan olması kuvvetle muhtemel)

ilhan, maria'yla birlikte istanbul'a dönme girişiminde bulunduğunda önüne bir çok bürokratik engel, pasaport sorunu vs. çıkartılır. ilhan bu engelleri eli kolu uzun biri olan savarş'ın yönettiğini düşünmektedir. ona göre maria'nın bir türkle olmaması gerekmektedir.

ilhan istanbul'a maria'sız döner. maria ise daha iyi şartlarda çalışabilmek umuduyla londra'ya gider.

"döndükten birkaç ay sonra, o zaman bahçeler sokağı'ndaki evdeyiz. londra'dan bir kart: çalışmağa oraya gitmiş, yalnız ve mutsuzum kaptan diyor"

hülasa maria istanbul'a bir türlü gelemiyor. ilhan ona bir türlü gidemiyor. mektuplar gittikçe seyreliyor. bir süre hiç haber alamıyorlar. aradan yıllar geçiyor,ilhan'ın yakın arkadaşlarından mırç, paris'ten döneceği zaman ilhan'a bir haber götürmek için maria'yı arıyor, buluyor.

"maria'nın selamı var, dedi. hayırsız bir müzisyenle evli, iki de çocuğu olmuş. biraz fazlaca içiyor. seni konuşurken gizlice ağladı."

attila ilhan aktardığım alıntıları hilmi adlı bir okurunun "maria missakian şiirinde anlatılan kadın gerçek mi?" mektubuna cevaben yazıyor.

"işte böyle kardeşim hilmi, yazının buraya kadarı senin için. hiç değilse ben maria misakyan'ı yaşadım."

arasıra resmine bakmak gelir içimden, albümden arar bulurum. resimlerin bir iyiliği de insanları hep öyle genç saklamaları mı?"

"aklımda,sanki yanımda maria. o akşam, yüksek kaldırım'dan inerken, şiir geliyor adeta zorla yazdırıyor kendini"


29 /