bab aziz

1 /
ballı vodka ballı vodka
tunuslu yönetmen nacer khemir'in 2005 yılında çektiği film.

film, adını ak sakallı dervişten alıyor. bab'aziz ve yanındaki küçük kız ishtar ile çıkılan yolda, biz de eşlikçi olarak başlıyoruz hikayeye. film, yolda karşılarına çıkan insanların ve kendi öykülerinin bütünü. farklı öyküleri olan insanların, sufilerin otuz yılda bir yapılan toplanmalarına giderken kendi öykülerini anlatmaları ile ilerliyor. anlatılan öyküler, birbirinden kopukluk göstermeden, görüntüden eksilmeyen çölün kum taneleri gibi birleşerek filmi yapıyorlar.

çölün kendisi gibi film. minik taneler gibi hikayeler ama hepsi bir arada o muhteşem çölün kendisi. zaten filmin başında da demiyor mu, "dünyadaki insan sayısı kadar tanrıya giden yol vardır" diye. işte o yolların nasıl ortak olduğunu gösteriyor film. her biri farklı bir amaç ile yola çıkanların o yolda nasıl değiştikleri anlatılıyor. filmin kendisi zaten bir yol öyküsü olması ile, hayatı bir yolculuk olarak gören ve kişinin dünyaya ve nefsine karşı ilerlemesini yol metaforu ile özdeşleştiren tasavvuf ile örtüşüyor.

oyunculuk sırıtmıyor ki zaten kendinizi bab'aziz'in elini tutup ona yol gösterirken hissediyorsunuz izlerken. anlatığı öyküyü dinlerken çöl gecesinin soğuğu vuruyor sırtınıza, yürüken ayaklarınızda kumun sıcaklığı. küçük kız ishtar'dan dervişlere kadar herkes kendisi gibi. zaten olduğu o gibi filmde.

armand amar'ın üstlendiği film müzikleri tamamı ile mükemmel. hele ki salar aghili'nin söylediği bir poem of the butterflies var ki defalarca dinletmekte kendini. meryem suresi ile açılmakta film ve müzik ile okunan sure nasıl bir yola girdiğini göstermekte izleyiciye. filmin hiçbir sahnesinde eksik değil müzik. bab'aziz ve ishtar'ın rast geldiği hemen hemen her derviş müzikle iştigalde ki ya bir şeyler çalmakta ya söylemekte. yolda rastladıkları zahid'e "herkes kendisine verilen ile aramalı. senin sesin var, sesin ile ara" demekte bab'aziz ki müziğin etkisine iyi bir gönderme bu.

dialoglar ise tamamı ile bildiğimiz, yakın olduğumuz bir kültürün ürünü. mevlana yahut yunus emre konuşuyormuş gibi geliyor bab'aziz konuştukça. hele bir son sahnesi var ki..

-------

ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur?

--------

uzundur böyle etkilendiğimi hatırlamıyorum bir filmden. izlemek iyi olur. zira ben bir iki kez daha izleyeceğim..


salar aghili'den poem of the butterfliesi dinlemek isteyenler için;


bilgehan çelebi bilgehan çelebi
bab'aziz gerek görsel olarak gerek oyunculuk ve müzikleri ile enfes bir film; ama sufizmi hippilikle eş değer gören bir kafanın ürünü.

izleyenleri adeta doğunun gizemli felsefi yolculuğunda baş döndürücü bir tura çıkaran, rumi'den ibn-i arabi'den alıntılarla vahyi ve tevhidi bir nazariye ile varlığı keşfe çıkaran bir film.

olayların neredeyse tümü çölde geçiyor. hanlar ve mescitler son derece egzotik. kıyafetler, cezbe halleri ise şark' ın bütün esrarını ihtiva ediyor ve fakat filmde ciddi manada tehlikeli öğeler var!

2005 yapımı filmin, son dönem ^"hippi" sufilik^ akıma çanak tutan bir yanı var. kadın-erkek karışık raks eden cezbe halleri ehli sünnet doktrin açısından şiddetle karşı çıkılacak bir üslupta.

avrupa'nın elinden çıkan benzer filmlerde(ibrahim bey ve kur-an ın çiçekleri) bu durumu abes karşılamasam da tunus'lu yönetmen için kabul edilir bir yorum değil.

bununla beraber ölüm, ahiret, kabir temalarında islami açıdan nefis dialoglara da sahip. özelikle dervişin berzah alemine yolculuğundaki bazı metinler nursi'nin değerlendirmeleri ile birebir örtüşür tarzda.

ezcümle, tasavvufmeşrep zevatın defalarca izleyip yorumlamakta zorlanabileceği bir kısım sembolik göndermeler var. tam olarak yorumlanmış bir metni olsa da okusak.
gitsedebitsek gitsedebitsek
"ölüm bir son olabilir mi hiç?başlangıcı ölüm olmayan bir hayatın sonu ölüm olur mu hiç?anasının rahmindeki bir çocuğu düşün.ona deseler ki;dışarıda mavi bir gökyüzü,dağlar tepeler,sımsıcak bir güneş,ovalar,ağaçlar,yüce denizler,başka başka insanlar şehirler var,senin içinde olduğun bir karanlıktır,doğmamış çocuk bunlara inanır mı?inanmaz tabi ki,kendi karanlığında kalmak ister.aynı bunun gibi bilmeyen,inanmayan insan korkar ölümden.şeb-i zifafıma üzülme,sonsuzlukla evleniyorum."
enemyof enemyof
sufilik, şiilik, sunnilik, şafilik... önemi yok... kesinlikle izlenilmesi gereken bir filmdir.

öyle izleyerek tanrıya ulaşacağınız bir film olduğunu sanmıyorum. kafa yorarsanız, o neydi lan?.. caiz mi olum? acaba islamda yeri var mı bunun? derseniz... dememenizi tavsiye ederim... çünkü film güzel sadece izleyin...
evi ekosistemde yıkılmış sümüklü böcek evi ekosistemde yıkılmış sümüklü böcek
---*bırakın da biraz içerik içersin, hak ediyor---

uzun bir yolu anlatıyor film. insanın doğumunu çağrıştıran bir girişi var ıshtar'ın. bab aziz'i üstü başı kum içinde, arkası dönük görüyoruz. ilk sözlerinden biri "geri dönmek istiyorum" oluyor ıshtar'ın. evine mi? kaplumbağasından söz ediyor. sanki doğum öncesinde, anne karnında ve onsan bile önceki bir yere gitmemek için bir neden bulamıyorum. onu bir hikayeye unutacak. tıpkı meleklerin dünyaya gelirken ağzımıza parmaklarını sokup bildiklerimizi unutturması gibi. dede'nin hikayesi unutturuyor kaplumbağayı. merak duygusu, küçümsenmeyecek bir güdü olarak çıkıyor karşımıza öyleyse.

ıshtar'ın anne-babası olmadığı konusunda neredeyse eminim. ama ihtimal bırakmalı yine de. buysa beni, hz. peygamber'in hayatına götürüyor. babası doğmadan önce vefat etmişti. annesi de vefat ettikten sonra ona dedesi bakıyordu. o da vefat edince amcası ebutalip. yetimlik bu konuda dikkat çekici. insanın ailesine, çocuklarına, sahip olduklarına olan bağı birçok konuda gözünü bağlayabiliyor. ama burda gerçek bir 'körlük'ten bahsediyoruz. baba aziz'in âmâ oluşu, birtakım şeylerin yokluğunun insana iyi gelebileceği konusundaki düşüncelerimi kuvvetlendiriyor. tam burada hüdanın/cennetin rengi filmini hatırlarsak, orada allah'ı her dokunduğu şeyde arayan bir çocuk vardı.

toplantıya nasıl gidilecek?

-kaybolmaz mısın?
-inancı olan kişi asla kaybomaz. barış içinde olan. (insan kiminle barış içinde olacak?rabbi? insanlar? kendi?)
-toplantı nerede?
-bilmiyorum meleğim...
-nerede olduğunu bilmeden nasıl gideceksin?
-yürümek yeterli, sadece yürümek. davet edilenler yolu bulacaktır.

burası oldukça manidar. yürümek ve davet edilenlerin yolu bulması. dikkati çeken yalnızca davet edilmenin yeterli görülmemesi. ya da önceliğin ona verilmemiş olması. bununla ilgili ayetlerden birini hatırlatacak olursak eğer:
"ancak allah dilediğine hidayet verir. doğru yolda olanları en iyi bilen de o'dur" (kasas 56 )"

çölün ortasında bir doğum. oraya nasıl ve nerden geldiler? bilmiyoruz. bab aziz, toplantıya gittiğini söylüyor. kızın bu zorlu yolculukta kalacağı yer yok mudur? hayır, bilakis "herkesin bir görevi vardır" denilecek ilerleyen dakikalarda. bir yaşlıyla bir çocucuğun tek ortak paydası buymus gibi görünüyor.

bir yerde, kız üşüdüğünü söylüyor. baba aziz odunları yakıp ısınmalarını sağlayacak. kız diyor ki; konuştuğun zaman daha az üşüyorum. ve bir hikaye anlatmaya başlyor dede. kendi hikayesi bu. nasıl derviş olduğunu alatıyor bize.

onun hikayesi ve öteki dervişlerin hikayeleri içindeki ortak yön, içlerinde bir "aşkı"-"güzelliği" barındırmaları. (acaba o'nun güzelliğine kavuşabilmek için dünyadan geçmek şart mıydı? o'ndan geldik, o'na döneceğiz.) ruhunun güzelliğine dalan babaziz, sarayının ve zahra'nın güzelliği, nur'un güzelliği... sanki bu üçü mertebe bildiriyor. suyu da hatırlamalı burda. suyun aksinde ruhunu izleyen biri, öteki ise suyun dibinde saray bulduğunu söyleyen biri:

filmin başına dönüyoruz: "dünyadaki ruhlar kadar, tanrı'ya giden yol vardır."

en çok vurgulanan yer burası. herkes kendi yolundan yürür ve tanrı'ya ulaşır.

bab aziz'in dervişliğine dönmek istiyorum: bir prens. çadırında rakkas oynatıp musıkiye dalmışken, bir su getiriliyor kendine tatması için. suyun acı olduğunu söyleyip gönderiyor. bunu bab aziz'in bir eli yağda bir balda olduğu vurgulanmak için mi gösteriyorlar bize? başka bir anlamı var mı? yoksa bizim yunus gibi, içeri eğri odun sokmamak mı arzu? doğrusu burayı anlamlandıramadım. şunun için önemli buluyorum burayı, bir ceylanın ardından gidip suda gördüğü şeyden sonra mı değişiyor her şey. demin getirilen su, muhtemelen oradaki suydu. ama onu acı bulmuş, geri çevirmişti. suyun kaynağı mı, ceylan mı? suya bir vurgu var burda.

film, sembollerle dolu. tasavvufi semboller, dini söylemler... bu açılardan filmdeki her ayrıntıya bir anlam yüklemeden geçemiyor insan. hatta bir sahnede, hasan'ın kumlar üstüne çıplak düştüğü ve kırmızı saçlı dervişin onu bulduğu sahnede bir böcek de görünür. kumdaki izleri gerçekten çok hoş, çok garip bir güzellik verdi bana.

meleklerin çenede bıraktığı bir iz var. unuttuğu şeylerin bir hatırası olarak kalırmış. ilginç. hangi inançla ilgili olduğu bilinseydi keşke halihazırda.

kırmızı saçlı dervişe dönersek, o hizmeti vurguluyor. hele caminin dibindeki kumları taşıdığı sepetin hali içler acısıyken, yarısı yere boşalıyorken öyle bir aşkla temizliyor ki her yanı..."ruhunla süpür sevgilinin kağısının önünü. ancak o zaman onun aşkı olursun"

bir doğumla başladığı izlenimi veren film ölümle bitiriliyor. özellikle mezarlarında yatan adamları selamladığı sahne çok hoştur.onlar kalkarlar. kabettiklerini bulma zamanının geldiğini söylüyor bab aziz kıza. belki unuttuklarını mı demeli? bir buluş söz konusu ama. ölümün de bir son olmadığını söylemesi, tasavvuftaki düğün gecesi söylemiyle ölüme hazırlanması.

film boyunca bize müzik eşlik ediyor. ve dans. doğrusu bu iki şeyi pek oturtamadım. saçlarını ordan oraya savuran adamların halini anlamak için başka giriler okumamız gerekebilir, kitap da olabilir ordaki, her neyse.ama islam inancında yeri olmayan şeyler olduğunu, tuhaf kaçtığını belirtmek bile gerekmez.

dünyanın bir çöl olduğu, orada gerçekten kimsenin yolu bilmediği, ancak önemli olanın yolu bilmek olmadığı, yürümekle yolun bulunacağı vurgusu çok hoş. bazı yerlere sadece varılır, gidilmez. önemli bir ayrıntıya sahip bu ikisi.

-------içerik buraya kadardı-------

şu ışıksız gecemizi aydınlatabilmiş, yaşamak için bize biraz olsun ümit vermiş şeylerden biri oldu bu film bu gece. kim bilir başka gecelerde daha neleri neleri hatırlatacak.
die for morrison die for morrison
"bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.

ilki, ateşe yaklaşmış ve demiş ki; ben aşk'ı biliyorum.

ikincisi ateşe yavaşça ve kanadıyla dokunmuş ve demiş ki; aşk'ın ateşinin nasıl yaktığını biliyorum.

üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak yanarak kül olmuş.

gerçek aşk'ı sadece o bilir."

diyor ve gidiyorum. daha da bir şey diyemiyorum zira.
myall myall
bayağı bayağı çölde çekilmiş olan 2005 yapımı film.

tasavvufi ögeleri barındırması sebebiyle anlamak benim açımdan güç oldu, hatta tam olarak hala anlayabilmiş değilim ve bağdaştıramadığım yerler için, "bence" ile başlayan bir çok cümle kurulmuş fakat filmle ilgili yazılmış olanlar da oldukça kısıtlı.

şu blog'daki yazı; filmin seyiri ve vermek istedikleriyle ilgili bir kısım değinilmiş olmasıyla da okuduklarımın arasında en iyisi.
adab-ı haşerat bu filmi izlememe vesile olan bilal'e ithaftır, eleştirileriyle hatalarımı gösteren sevgili dost'a... bir rüyanın içine girdim, başka bir rüyada ne... blogspot

ardından taşların iyice yerleşmesi için; filmin yönetmeniyle yapılmış olan röportajların okunması da, benim gibi anlatımı ve simgeleri aklında tam oturtamayanlar için ideal.

attar'ın kanatlarında doğu'nun onurlu çehresini arıyor kültür mirasını kucaklamak ya da sırtlamak yerine bir 'peçe aralayacak' kadar bakılır. savrulup giden çöl kumlarında beliren silueti görüp gösterme... zaman

40ikindi.com / sinema -> sine-sohbet: nâsır hamîr: tasavvuf devletler ve ülkeler ötesi bir karakter taşır biz gidersek bulutları kim boyayacak?.. 40ikindi


filmi izlerken, bana çok muhteşem gelmedi açıkçası ve bu etki; sufi'nin verdiklerini tam olarak alamamaktan değil; yönetmenin uzadı uzadıya yolculuk halinde çektiği ve sadece dervişlerin değil; seyircinin de sabrını deneyip insan-ı kamil'e ulaşma yolunda bir adım attırmayı hedeflediğini düşünmeme yol açmasından; hem çok ağır ilerlemesi hem de bir buçuk saat kimin hayal, kimin gerçek;
"ceylan'ın anlamı ne şimdi, hasan kimmiş, bu adam'ın sarayı gerçek miymiş, hee yok dünya'ya bağlılık felan diyor bunun hikayesinde... ee diğeri neymiş, ilahi aşkmış tabii o da..." diye diye bayağı bi' aklımda döndürdüm durdum. tabii bu tasavvuf'a hakim olamamakla ilgili yoksa film tabii ki de iyi, hoş; lafımız yok ama bilgi sahibi olarak izlenirse, daha iyi olur gibi.
usuyitik usuyitik
ı
prens çöle bir şehir kuracaktir, gücünün kuvvetinin simgesi olsun, o öldükten sonra da adı yasaşın diye. çölde bi çadır kurmuş sehir yapılana kadar orda kalıyormuş. çadıra çalgıcılar ve bir de dansöz getirmiş keyif çatıyormuş. uşağı çöldeki bi kuyudan su getirmiş içmek için. fakat suyu acı bulmuş prens. o sıra atının ipini kopardığını görüp peşine düşmüş. yakalamış da atı, binmiş üzerine.
at bizim bineğimizdir, onu biz yönlendiririz, nefsimiz gibi. atının üzerinde o sıra gördüğü ceylan'ın peşine düşmüş prens.

ah o ceylan'ın sırrı!

o ceylan, icmek için acı bulduğu suya kandırmış prensi. dünya elbiselerinden soyundurmus, hakk'ın elbiselerini giydirmiş. dünyadan kam aldığı gözlerini kapatıp hakk'ı görmeye başlamış prens.

ıı
osman camii'ye gider gelir, babadan kalma mesleğini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırmış. ama o da uzun yollar düşlemis, yola koyuldugunda da kendini bir sarayda bulmuş.

saray bir basamaktir babocan, orda oyalanma. yolda ele geçirdiğin keramete kanıp da yolunda sapma osman!

ııı
zeyd sen bir billur sessin, sesinle sevdiğine yönelirsin. senin nur'a olan aşkın da aşk'ın hallerinden bir haldir. nur'a pervane olur çöllere düşersin. zeyd senin vuslatın yeni bir halin azığıdır.

iv
"canınla süpür canan'ın kapısını, ancak o zaman gerçek aşık olursun" derdi kızıl saçlı derviş. canan'ın kapısını canıyla süpürürdü. çöldeki buluşma yerini o buldu, canıyla süpürürdü çünkü canan'ın kapısını. ancak canıyla süpürenlere açılırdı canan'ın kapısı çünkü. ve vazgeçmezdi kızıl saçlı derviş, çölde olsa da, süpürdüğü kumları rüzgar yeniden taşısa da.

v
hasanla hüseyin ruhla beden gibidirler, iyiyle kötü gibidirler, geceyle gündüz gibidirler.birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da, birbirlerine muhtaçtırlar.

kötü iyiye döner, gece gündüze, beden ruha.

hüseyin ölmeden önce ölür, hasan ölümden korkar.
hüseyin alçak gönüllüdür, hasan kibirli.
hüseyin zahid tabiatlıdır, hasan rind.

ama hasan'ın da yolu çöle düşer onun yolunu çöle düşüren de aşk'tır, ama intikam aşkı. aşkın hallerinden bir haldir yine de o. hasan yolda yönünü kaybeder, aç susuz kalır. birine güvenir, güvendiği adam çantasını, parasını ve kıyafetlerini çalar. istemeden de olsa dünyadan soyunur böylece hasan. edeb yerlerini örtecek bir peştemalle kalakalır. yine de intikam aşkıyla dolaşır çölde.çöl uzundur.

kalpleri kendine çevirene hamd olsun ki, hasan'ın kalbi de çevrilir o'na. hasan'ın kalbini çöl ve bab'aziz çevirir. hasan, hüseyin olur; prens'in bab'aziz olması gibi.

vi
iştar bir küçümen kızsın sen, seni çölden ve yoldan çevirmeye bir kaplumbağa yetecektir ama allah'tan seni yolda tutacak bir bab'aziz'in olacaktır. iştar sen bir saliksin, masumsun, yüzünde meleklerin izi var.

ama yine de acelecisin. dervişleri buldum sanıp çöl tepesini koşa koşa çıkmaya çalışacaksın, ayağın takılacak, düşeceksin, ağzına kum dolacak. iştar sen bab'aziz'i niye dinlemezsin? koşma demez mi o sana?

ama yine de bencilsin. dinlenme yerine vardığında yemek sırasına girmeden araya kaynamak istersin. hem açgözlüsün de, bir kaşık koyulduğunda bir kaşık daha istersin. ah be babocan, niye bu kadar ham ervahsin?

ama yine de kolay kanarsın. yolda gördüğün ilk müzisyenleri dervişlerin toplantısına benzetirsin. dervişlerin toplantısını öyle kolay mı sanırsın?

ama yine de.. dervişlerin toplantısına varacaksın; bab'aziz sayesinde. ve yine sen açacaksın örtüsünü o hüsn'ün. sen dalacaksın o güzelliğin seyrine. sen düşeceksin ceylan'ın peşine.


ah o ceylan'ın sırrı! ceylan için çok gençsin babocan, çok küçüksün, çok başındasın yolun.

ama yine de, büyüyeceksin.


vii
bab'aziz derler bir derviş varmış, çöldeki dervişler toplantısına gidecekmiş. yolundan iştar, zeyd, hüseyin ve osman geçecekmiş. geçtiği yolu ve yoldakileri aydınlatacakmış bab'aziz, çünkü öyle derler, bab'aziz meğerse kamil bir zat'mış. onun eteğinden tutanlar mutmainlerden olurmuş.

bab'aziz yola koyulmuş, çölü aşmış. çöldeki engelleri de. ama çöl'ün öyle halleri vardır ki, yolcuyu şaşırtır: bab'aziz'in yolu dervişler toplantısına çıkmıyormuş meğer. bab'aziz bu yola sevgilisine kavuşmak için çıkmış. hem iştar'a, zeyd'e ve hüseyin'e de yol göstermiş.

bab'aziz menzilde, ölmeden önce ölenlerle toplanmış; kefenini sarığında taşıyanlarla... selamlaşmış onlarla. iştar'dan ayrılmış, zeyd'den de. çünkü onların yolu dervişler toplantısına çıkıyormuş, bab'aziz'in yolu burada bitiyormuş.

bab'aziz hüseyin'i gün'e döndürmüş, aydınlığa ve iyiliğe. sarığını çıkarıp mezarına sermiş, asasını ve cübbesini hüseyin'e bırakmış. hüseyin cübbeyi giyip asayı almış. yürümeye başlamış.

viii
prens'in yaptırdığı şehir şimdilerde dervişlerin buluşma yeridir. o şehrin sonsuz kapısı vardır. o kapıdan sonsuz kalp girer.

o buluşma'da diller, renkler, meşrepler sorulmaz. o buluşma'da herkes kendi sesiyle söyler şarkısını, kendi sesiyle ulanır sonsuzluğa, kendi sesiyle yankılar o'nu. kimseden susması istenmez, kimse kimseyi engellemez. kimse kimsenin sesini bastırmaz. tüm sesler, tüm sözlerin göndereni o olur.

demem o ki, allah’a ulaşmak için yaratılmışlar adedince yollar vardır.
1 /