babadan dayak yemek

mllm mllm
babasını 5 yaşında kaybeden birinin, "keşke başımızda olsaydı da dayağına razıydık" diye düşünmesine sebep olan durum.
unutamabeni unutamabeni
üzüm deveğinin budanmış çubuğu ile yemiştim o dayağı. anneme, babamın yanında "ööffff ne çok konuştun sen de!" demiş bulundum. anneye babaya "öff" denmez şeklinde bir gürlemeyle o uzun ince çubuğun sırtımda, yüzümde, bacaklarımda yaklaşık 20 dk şakladığını deri ve çubuk sürtünmesiyle kıvılcımlar çıktığını hissettim. 15 yaşındaydım ve o günden sonra "öff" kelimesini ahanda burda kullandım.
karamuratbenim karamuratbenim
insan kimden dayak yerse canı acır ? en sevmediğinden. kim ne derse desin anne gibi değildir babalar. baba daha öznel bir figürdür. ağırlığı vardır her daim. siz koymasanız da bu ağırlığı konu, komşu, bakkal, kasap koyar. sizde hissedersiniz. annem 2 postası iki kardeşim için, bir postası şahsıma ait günde 3 posta eşşek sudan gelinceye kadar döverdi ve bu götveren eşşek sudan çok geç gelirdi. posta dediğim şey, öyle "bu deniz için, bu derya için bu anam için" diye değil. bildiğiniz kardeş bir hata yapınca "niye muhayet olmadın oğlum ( burda ki oğlum en ufak bir sempati ile ilişkilendirilemez)" der ve girerdi tas- süpürge. hırsını alınca bırakırdı. içim acımaz hatta gülerdim anama bakıp. daha bir köpürürdü. ben annemin oyuncağıydım moralini düzelten. öyle ya, çocuk yaşta evlenmiş, hem kendi büyümeye çabalamış, hem beni büyütmeye. babam öyle değildi. dövmezdi, biriktirmezdi de hırsını vs. ama bir tokatı, bir şamarı beni hüngür hüngür ( nasıl tabir amına koyayım 'hüngür' yaaa") ağlatırdı. işin cilveli yanı onca sadizmi benim sırtımda yaşamış anam babamın karşısına dinelir * "niye vuruyon" diye hesap sorardı. pierozzi nin yazdığı !: anne falakaya yatırması babanın bir tokadına tekabül eder !: çok doğru. bende açıklamasını yapmış oldum dilim döndüğünce.
warcry warcry
küçükken bir kereye mahsus başıma gelmiş bir olaydır.6yaşında,çoçukluğumun baharında yeni aldığımız arabada kilitli kalıp korkudan arabaya işeyince,o sinirle tokatı geçiren babama selam olsun.
adetaağ adetaağ
bir keresinde yastığımın altına kötü sınav sonucumu saklamıştım babam yatağıma uzanınca buldu ve çılgına dönüp bana vurmuştu.küçüktüm ve çok net hatırlıyorum hatırladıkça sinir oluyorum.
shotbar dağı shotbar dağı
dün kayseri'deki dayak görüntülerini izledikten sonra aklıma gelendir.

küçükken babam beni döverdi. eli ağırdı ama o kadın gibi işkence etmezdi. her dövdüğünde ağlardım, ağlayınca bırakırdı. o çocukların yaşadıklarını görünce içim kıyıldı. çocuklar düşüyor, bayılıyor ve en kötüsü artık öyle alışmışlar ki ağlamıyorlar bile.

şimdi düşünüyorum da benim dayak yerken hiç canım acımamış. yani öyle aklıma gelmiyor şurada iyi bi dayak yedim diye. ama içim acıdı hep. isterdim ki olması gerektiği gibi babamla şakalaşayım sarılayım. asla öyle sorunlu bir evlat olmadım. eve geldiğimde bir güler yüz, sınavdan güzel not aldığımda bir aferin demesi yeterdi. ilk defa 19 yaşımda evden ayrılırken sarıldım babama. o günden sonra bir kere tartışmadık bile. her ailemi ziyaret ettiğimde sarılıyor. ben bırakmadan asla bırakmıyor. eski günlerde sarılmadıklarının da acısını çıkarır gibi sarıyor babam beni. pişman biliyorum, ona asla kızamıyorum.

trevanian, şibumi adlı kitabında şöyle diyor;
"zaman zaman babama acıdığımı hissederdim.
ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için.
ama aslında kendime acıyordum.
benim söylemeye duyduğum ihtiyaç, onun işitmeye olan ihtiyacından fazlaydı."

diyeceğim şu ki; üzmeyin arkadaşlar şu el kadar çocukları. çocuklar çok güzel, naif varlıklar. bu dünyanın güzelliği onlar kirletmeyelim. bir çocuğu mutlu etmek çok kolay. ancak vurduğun bir tokat, ettiğin bir hakaret onulmaz yaralar açabiliyor.
yapmayın.
4
kızıl kurt kızıl kurt
hayatım boyunca asla yaşamadığım bir eylem.

baba dayağı yemedim, bilmiyorum nasıl bir şey ama hiç hoş olmasa gerek.

babam hakkında bir ton olumsuz özellikler sayabilirim, çünkü adam tam bir lawful evil karakterde biriydi. adam yaralamaktan, alıkoymaktan, darptan sabıkası ve mahkumiyeti vardı dersem herhalde anlarsınız nasıl profilde biri olduğunu.

bu kadar agresif ve gergin bir adam olmasına rağmen ne anneme, ne de bana tek bir fiziksel şiddet uygulamışlığı yoktur. öfkesini genelde ailesine ya da masum canlılara değil, dışarıda canını sıkan ya da zarar vermeye kalkan insanlara yönlendirirdi(kabadayı, dolandırıcı, apaçi vs tipte insanlara). fakat acayip de hayvanseverdi, köpekleri beslerdi, kedileri beslerdi, onlara kulübeler yapardı kışın üşümemeleri için, gider kasaptan kilolarca et alır yedirirdi, gönlü açık adamdı ama çok öfkeliydi, senede en az 3 kere karakoldan ararlardı evi ''eşiniz bir kavgaya karıştı karakola gelin'' diye annem de alır beni giderdik beraber. biz onu öyle kabul etmiştik artık, bir gün ya birini öldürecek hapse girecek ya da biri onu öldürecek diyorduk neyse ki korktuğumuz olmadı.
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
eskiden aile eğitiminin bir parçasıydı. bazı anaerkil ailelerde bu görev anneye düşerdi. komşu çocuklarının annesi yanımızda hortumla döverdi arkadaşlarımızı biz aldırmazdık. dayak atan da yiyen de aldırmazdı. rutin olaylardandı.

bu dayak olayında belirleyici faktör "şahsi olmamasıydı". gerek anne gerek baba olsun, kendi şiddet eğilimlerini yansıtmak veya rahatlamak için dayak atmazlardı. büyük bir yanlış görülür ve bunu düzeltmek için dayak bir iletişim aracı olarak kullanılırdı. mesaj verilir, alınır, iletişim süreci bitince herşey normale dönerdi.

bizim ataerkil ailemizde bu görev babama düşerdi. ben fazla dayak yemedim ama abimler düzensiz aralıklarla bu eğitim sistemine dahil olurdu. babacım prensip sahibi bir insandı. dayak atarken kesinlikle uyduğu belli başlı kurallar vardı.

1= bu eylemi yaparken kesinlikle küfretmezdi. dedigim gibi bu bir görevdi ve küfredip aşağılarsa bu kişisel algılanabilirdi. ceza verilmesi gereken kabahat idi, çocuk değil. eh, kabahat uzayda yer kaplayan bir cisim olmadığı için bunun keffaretini faili çekerdi.

2= kesinlikle kafa bölgesine vurmazdı. bu büyük dedemden kalma bir aile geleneğiydi. yüze veya kafaya vurmak büyük hata olarak kabul edilir.

3= babam kendisine karşı yapılan eylemlere karşı çok hoşgörülüydü. her türlü tartışır, fikrimizi söyler, kavga edebilirdik. biz babamıza saygı sınırımızı aştığımızda güzelce konuşur, kırgınlığını dile getirir bizi utandırırdı. ama annemize veya başkasına karşı sınırları aşarsak affetmez, direkt döverdi.

4= ergenlik dönemine girmemiş, dayağı kaldıramayacak çocuğa uygulanması sözkonusu değildi.

bu tamamlayıcı eğitim sistemi yavaş yavaş tarihe karışırken yerini bilinçsiz ailelerde psikolojik şiddete bıraktı. fiziksel dayak yok belki ama çocuklarıyla yanlış iletişim kuran, onları değersiz hissettiren, hatalarının sonuçlarını çocuklarıyla paylaşan, kimi zaman egoları için baskılayan mutant ailelerin çocuklarda oluşturduğu travma, fiziksel bir acıdan başka anlam ifade etmeyen salt baba dayağından daha yıkıcı ve kalıcı.