bağlanmak

1 /
kumral ada kumral ada
iki anlamı vardır, birincisinde görülen bağlarla (ip,halat vs) somut bir şekilde birine, bir şeye bağlanmak.
ikincisinde görülmeyen bağlarla birine, bir şeye bağlanmak.
edilgen bir yapısı olduğuna bakmayın, ikinci anlamadında gayet etken bir şekilde siz bağlarsınız kendinizi.
kalkıp gitme vakti gelince bir bakarsınız o kadar rahat değilsinizdir artık, sizi tutan bir şeyler vardır, her adımınızı zorlaştıran, çeken, koparması zor...
"hangi ara ben bunları bu kadar sıkı bu kadar düğüm düğüm bağladım" dersiniz.
oturup çözmeye çalışırsınız, olmaz.
çözmekle olmaz çünkü, bağları kesip atmak gerekir.
belki çoğunuz hatırlamaz ama emziğiniz ya da en sevdiğiniz bahtaniyenizden böyle ayrılmışsınızdır.
bir sabah anneniz vermez onu artık size,kaldırır ya da atar; ayrılık vakti gelmiştir çünkü, aniden...
ağlarsınız, ararsınız, yerine başka bir şey koymaya çalışırsınız ama olmaz, olmaz işte.
o başkadır ya, odur bağlandığınız. yıpranmıştır, eskimiştir, büyüyen bedeninizi ısıtamaz artık...
ama o yaşanmışlık, o alışmışlık...o bilindik kokusu, dokunuşu...
nasıl da bağlanmışım dersiniz, oysa hiç fark etmemiştiniz değil mi?
sıradandı, hep oradaydı, hatta kalkıp giderken, belki de siz onu bırakmaya karar verdiğiniz an yokluğunun ne kadar koyacağını düşünmediniz.
ama ilk adımı atmaya çalışdığınız an ona ne kadar çok bağlandığınızı fark ettiniz.

bağlanmak, ikinci anlamı bağlamaktır kendini, ve etkendir, siz yaparsınız...
fark etmeden önce, belki bazıları çaktırmadan, belki bazıları istemeden, bazıları ise bile bile...
bağlarsınız kendinizi ona.
herşeyibırak herşeyibırak
bağlanmayın kardeşim, ne geliyosa başımıza bundan geliyo aslında, aşk falan değil olay bağlandınmı olan oluyor , hani çok sevdiğin bi tişörtünü kaybetmek gibi aslında.bu kadar basit. hiç bişeye bağlanmayın. çünkü sonunda hep üzüntü.
trink trink
(bkz: le petit prince)

--spoiler--
küçük prens tilki ile karşılaşır;

-kimsin sen? dedi küçük prens. pek de güzelmişsin.
+ben tilkiyim.
-gel benimle oynayalım. öyle canım sıkılıyor ki...
+seninle oynayamam evcil değilim.
-evcil ne demek?
+anlaşılan buralı değilsin. ne arıyorsun burada?
-insanları arıyorum. evcil ne demek?
+bu insanların pek aldırmadığı bir şey. "insanlarla bağlar kurmak..." demektir evcilleşmek.
-bağlar kurmak mı?
+elbette. sen benim için tıpkı yüzlerce binlerce küçük oğlan çocuğu gibi bir küçük oğlan çocuğusun şimdi. ve benim sana gereksinimim yok. senin de bana gereksinimin yok. ben de senin için binlerce tilki gibi bir tilkiyim. beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinimiz olur. sen benim için dünyada tek olursun.
-anlamaya başlıyorum. bir çiçek var ki... sanıyorum o beni evcilleştirdi.
+olabilir. dünyada o kadar çok şey oluyor ki...
.
.
.
tilki susup uzun uzun küçük prens'i süzdü.
+lütfen evcilleştir beni.
-seve seve yapardım bu işi. ne yazık ki çok vaktim yok. dostlar bulmam çok şey tanımam gerekiyor.
+ancak evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin. insanlar artık hiçbir şeyi tanımaya vakit ayırmıyor. hazır şeyleri satın alıyorlar. dost satan tacir olmadığı için, insanların da dostu olmuyor hiç. sen dost olmak istiyorsan evcilleştir beni.
-ne yapmalıyım?
+çok sabırlı olmalısın. önce benden biraz uzakta şu otların üstüne oturacaksın. ben sana göz ucuyla bakacağım. sen hiç ağzını açmayacaksın. çünkü dil yanlış anlamaların asıl nedenidir. ama hergün bana biraz daha yakın bir yerde oturacaksın.
.
.
.
küçük prens ertesi gün yine geldi.
+aynı saatte gelseydin daha iyi olurdu. söz gelimi öğleden sonra saat dörtte geleceksen ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. vakit ilerledikçe ben de kendimi o ölçüde mutlu hissederim. saat dört oldu mu kıpırdanmaya, kaygılanmaya başlarım. şimdiden mutluluğun değerini anlamışımdır. oysa sen herhangi bir saatte gelirsen yüreğimi gelişin için hazırlayamam. bunun için gelenekler gerekiyor.
.
.
.
uzun sözün kısası küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. ayrılık saati yaklaştığında;
ah! dedi tilki ağlayacağım.
-kabahat sende. sana hiç kötülük etmek ister miydim? seni evcilleştirmemi kendin istedin...
+doğru.
-ama bak ağlamaklısın.
+doğru.
-öyleyse bundan hiçbir kazancın olmadı.
+oldu oldu. gidip gülleri yeniden gör. kendi gülünün dünyada tek olduğunu anlayacaksın. sonra gelip bana veda edersin; o sırada sana armağan olarak bir sır vereceğim.

küçük prens gülleri yeniden görmeye gitti.
-siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz. bir şeye de yaramazsınız bu halinizle. kimse sizi evcilleştirmemiş. siz de kimseyi evcilleştirmemişsiniz. vaktiyle tilkim ne dediyse siz de şimdi öylesiniz. yüzlerce binlerce tilkiden biriydi. onu dost edindim, şimdi dünyada yok eşi mendi. insan sizin için canını veremez. elbette yoldan geçen biri benim gülümün size benzediğini sanabilir. o tek başına topunuzdan önemli. çünkü suladığım o. rüzgardan koruduğum o. tırtıllarını öldürdüğüm o. çünkü sızlandığı ya da böbürlendiği ya da hatta kimi zaman sustuğu sırada kulak kesildiğim o. çünkü benim gülüm o.
.
.
.
sonra tilkinin yanına döndü.
-hoşçakal.
+hoşçakal. bak işte sırrım; çok da basit: insan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür. gözler bir şeyin özünü göremez.

"gözler bir şeyin özünü göremez" diye tekrarladı küçük prens.
--spoiler—
starfish starfish
yeniden yeniden olması pek mümkün olmayan, garip durum.
insan öyle bir bağlanır ki pamuk ipliği sanır olanı, ama değildir işte, farkına varır, geçtir artık fark etmek için.
yeniden bağlanabilmek için, koparmalıdır bağlarını ama ne mümkün...
kalmıştır bağlı ipler, özler durur.
ve acı bir farkındalık, bağlanmak için bağımsız olunmalıdır! ister bünye birine bağlanmayı, mümkün olur da koparabilse geçmişten bağlarını...
123123123 123123123
dünyanın en kötü, en aşağılık duygusudur bu. birine öyle çok bağlanırsınız ki aklınızdan çıkmaz, öyle çok ait olursunuz ki onsuz eksiksinizdir. siz siz olun hiç bir kimseye bağlanmayın. çok kötü çünkü, çok acı verici.
hoochie coochie man hoochie coochie man
birine güvenmek çok zordur.

belki yıllar alır.

ama sonunda güvendiğin birini bulduğunda, işte o zaman ona hapsolursun.

kaçmak istersin ama etrafında güvenecek başka birini bulamaz hale getirmiştir sevgiliyle geçip giden yıllar.

bu yüzden o güvendiğin kişi senin artık evindir.

bununla ilgili bir öyküden ibaret benim bundan sonra anlatacaklarım.

bir oda, bir yatak, bir battaniye ve bir türlü geçmek bilmeyen zamanı gözleyen bir garip adam.

saate bakma bahanesiyle telefonu kontrol ediyordu belki 103. kez ama yok yine hiçbir şey yok.

yasmin levy-me voy çalmaya başladığında o hiçte gitmek istemediği hatıralarda yolculuk ediyor şarkı onu nereye götürüyorsa oraya gidiyordu. ispanyolca olarak bildiği pek kelime olmadığı halde. sadece şunu biliyordu;

ispanyolcayı ne kadar da çok severdi benim güzel sevgilim.

tavana gözlerimi dikmiştim, tek istediğim onunla olmak, onu sevmek,onun tarafından sevilmek.

ama oysa o yalnız kalmak istiyor,diye düşündü.

o odada o an ne kadar da küçük hissediyordu kendini.

zavallı kelimesi ne kadar da yakışıyor o anın ruhuna. tavana bakmaktan vazgeçti. gözlerini kapadı karanlıkta yolculuk etmek istedi, uzaya atılmak istedi. çizgi filmlerde gördüğü astronatlar gibi uzayda olmak, oysa küvette bile suyun içinde hala nefesi olduğu halde 1 dakikadan fazla duramadığı geldi aklına, benden astronot olmaz diyordu.

portishead-roads kulaklarında çınlıyor alkolü damarlarındında hissederken.

düşünüyor;

-onu aramak mı çözüm?

-hayır.

-onu aramamak mı çözüm?

-hayır.

-peki çözüm ne?

-bilmiyorum.

en iyisi uyumak.
hlyaana hlyaana
hiç bişeyin ve hiç kimsenin sonsuza kadar yanınızda
olmayacağı gerçeğini düşünürsek insanı acıtan bir eylem..
gerçekten de bağlanmayacaksın!
ankalavinka ankalavinka
insanın doğduğu andan itibaren en meyilli olduğu durum. çünkü ilk bağlanma doğumunuzdan sonra sizinle doğrudan ilgilenmeye başlayan kişiyle -ki bu kişi genel olarak annedir- kurulur. annenizin size yaklaşımı ve sizin onunla kurduğunuz bağlanma ne kadar doğruysa hayatınızın devamındaki ilişkilerinizde kurduğunuz bağlanma da o kadar doğru olacaktır ya da tam tersi. bağlanmaya sonuna kadar karşı olmalar, ya da aşırı bağımlı olmalar yıllar yıllar öncesinden şekillenmeye başlamıştır bile. tabi zaman içerisinde kurulan ilişkilerle bağlanma olumlu ya da olumsuz olarak değişim gösterebilir.
dizel mario dizel mario
insanoğluna bahşedilen veya insanoğlunun evrimsel süreçte kazandığı en boktan özelliklerinden bir tanesi olsa gerek. insan zaaflarından dolayı bir şeye ve bir kişiye bağlanır veya o şeyde veya o kişide olan zaaflara bağlanır. kendisiyle onu bir tutar, sevgisini verir, fedakarlıklar yapar bunları yapmıyor gibi gözükse bile için için bunları yapmak ister.

neden bağlanmak insanoğlunun en kötü özelliklerinden bir tanesi diye sorulacak olursa. insanın bağlandığı şeyle, bağlandığı kişi ile olan bağının sona erecek olmasıdır. gerçekten yüreğine bir acı oturur. tabiri caizse öküz oturur yüreğine pek rahat bırakmaz insanı, o bağlılık duygusunun üstünü kabuk bağlayana kadar acıtır. o acı kabuk bağladıktan sonra bilinç altının derin köşelerine gönderirsiniz sonra en savunmasız olduğunuz anda o kişi, şey aklınıza gelir, yaşadığınız anı, günü ilerleyen bir kaç günü perişan eder, hafızanızın derinliklerine gömdüğünüz o acı yine çıkar gelir yara kabuk bağlasada altındaki acı hala tazedir belkide o tazeleğini hiç yitirmez.

bir diğer kötü yanı ise bu bağlanma olayı tek bir kişiye olmaz birisine bağlanırsın bağların kopar için acır, başkasına bağlanırsın bağların kopar yine için acır, işin kötü yanı yeni oluşan acı diğer acıyı silmez, diğer acılarda hala taze kalır. insan bağlandığına bağlanacağına pişman olur, taş kalpli birisi olsaydım diye içinden geçirir. insanoğlunun zaafları bitmiyor.
1 /