balans ve manevra

1 /
can cekisen sanat can cekisen sanat
bir tv kanalında, hakkında teomanla röportaj yapılırken duyduğum film. zira şu cümleyi duyduğum an kanalı değiştirdim:
"bu film benim şarkılarım gibi oldu, şarkılarıma çok benziyor."
comandante comandante
dünyayı kurtaran adam dan bile kötü bi film ne sonu son ne başı baş hikaye desen hikaye yok. bütün film ya sigara içiyorlar ya da sarhoşlar ki bu konuştukları herşeyi anlaşılamaz kılıyor. ama seda akman sayesinde bile seyredilebilir bi film olamamış.
easy company easy company
parasını nereye harcayacağını bilemeyen teoma'nın kendini tatmin etmek için yaptığı şey. o kadar parayla bir otobüs firması kur, lahmacuncu zinciri aç, vatana daha hayırlı! olurdu belki.
centrocampista centrocampista
teoman'ın senaryoyu yazdığına ve yönettiğine göre çok da birşey kazandırmayacağını bile bile, "hadi izleyelim bakalım napmış bizimoğlan" diyerek izlediğim filmimsi. burak sergen ve bülent kayabaş gibi iki nadide oyuncu nasıl olmuş da rolü kabul etmişler anlayamadım. o değil, seda akman bu kadar aptallık derecesinde çıplaklık içeren sahneleri nasıl kabul etmiş onu da anlamadım. sinan çetin'in sanat filmi olarak nitelendirdiği bu yapım, hakkaten bi tarafımın yapımı olmuştur. teoman'ın "çok sigara içiyorum ben, bakın size karizmatik ses yapayım" diyerek gıcırdadığı bütün film boyu, garibim bülent kayabaş'a (heralde yoğun ısrarları sonucu) yazdığı sloganımsı sözler de itici geliyor. "abi bak burda cool yap, 'yaşam herkesin anladığı kadar' de, seyirci tapmazsa adam değilim" diyerek motivasyon sağladığı kanaatindeyim. bülent polat da, ilk ciddi sinema deneyimini çok basit bir filmde harcamış. ilk ciddi sinema deneyimi olarak saymaz olur biter. filmde resmen bir piçi oynayan orbay sayü isimli şahsın hayat hikayesini, filmin resmi sitesinden kendi kalemiyle okuyun derim. adam kendini oynamış demek ki.

http://www.balansvemanevra.com/sub.php?module=cast§ion=orbay

tüm karakterlerin ayrı sonu olacağını sezdiren filmde, filmin sonu her ne kadar merak ettirse de, olmamış teoman diyor, bununla da yetinmiyor, ybsg teoman diyoruz.
dedi ki normal dedi ki normal
“kalbinde nasılsa, öyledir...”

teoman’ın filmi hakkında bir şeyler yazabilmek için, öncelikle filmde çok sık olduğu gibi bir sigara yakmak ve yazarken birkaç teoman şarkısını dinlemek gerekiyor. balans ve manevra, teoman’ın bütün parasını yatırdığını, sinan çetin’in de kalkıp “türkiye’nin ilk sanat filmi” dediği bir film olsa da, önyargısız yaklaşmak pek mümkün değil. zira film teoman’ın şarkılarıyla başlıyor, öyle devam ediyor ve aynı şarkılarla bitiyor. sanki teoman, bu şarkılarım bu manalara geliyor demek istemiş ve filmdeki sahnelere göre, sözleri uygun şarkılarını yerleştirmiş. film boyunca teoman’a görüntü, ses ve şarkılarıyla fazla fazla doyuyoruz. teoman’ı biraz geride bırakıp filmin diğer yanlarına bakarsak, bülent kayabaş, burak sergen ve seda akman’ın her şeye rağmen iyi oyunculuk çıkardıklarını, özellikle burak sergen’in ve seda akman’ın rollerini pek güzel oynadıklarını söyleyebilirim.
filmde, belli bir konu olmasa da, aslında insanların içinde bulunduğu dünyada tek bir nokta olmalarının hangi anlamlara gelebileceği iyi anlatılmış. çağımızda pek çok insanın farkında olarak ya da olmayarak yaşadığı kişisel bunalımlar, depresyon ve hatta bunun çift kişilik olan ilişki çıkmazları çok doğal bir dille ifade ediliyor. sokağa çıktığımızda görebileceğimiz her insan, bu filmde bir karakter olarak seçilmiş ve bazıları pek de başarılı olmuşlar. bazıları ise filmin web sitesinde de söylendiği gibi birilerinin tavsiyesiyle kameranın önüne geçmiş, bir de kişisel düşüncem olarak teoman’ın arzularını bastırma isteğinden ötürü.
depresyondaki bir adam, uyanır, tabancasını alıp banyoya gider ve silahı şakağına dayar. gözlerini kapatır, tetiği çekmek fiziksel olarak çok kolay ve sadece bir anlık iştir, ama bu dünyadan gitmek o fiziksellik kadar kolay değildir ve aynaya bakarken kendine şöyle der: “karar verdim kalmaya, baktım dedim ki aynaya: ‘acelen ne, olacaklar olacak birgün nasılsa... yaşa, yaşa, yaşa.. seni sevenler var burda hâla.’”... sonra sadece bu sözlerle vazgeçer ölümden, indirir tabacayı ve çıkıp gider. başka bir yerde de, sevdiceğiniz alkolü fazla kaçırıp sadece sizi umursamazlıklarınızdan ötürü cezalandırmak için tanımadığı bir adamın koynuna girer. acınız artar, sevginizin boyu uzar ve aynı masada otururken onun hazırladığı yemekten yiyemez, bacaklarına kadar eğilip yanağınızı dizlerine bastırıp af dilemek istersiniz, yapamazsınız ve bu tüm yaşadıklarınızın acısını hayatınızda yer eden başka insanlardan, olaylar çıkartmaya başlarsınız.
birileri bu yoğun, aynı evde yaşayıp da birlikte ve ayrı yapamayan iki insanın içindeki uçurumu yaşayıp karın ağrısı çekerken, siz mahallenin delisi olabilir, hatta bu deliyle uğraşıp kendinizi eğlendirebilir veya sadece uçkurunuzun peşinden koşmaya diretebilirsiniz.
hayat, karşınıza neler çıkatırsa çıkartsın, balans düzgünse, manevranız da zaten düzgündür, önemli olan balansın düzgünlüğünü doğru zaman ve doğru yer olarak ayarlayabilmekte. ve bir denizin dalgaları yüzünüze çarparken ve ensenizi güneş yakarken bile olsa, “kalbinde nasılsa, öyledir...”

“sevdiğinde çekip gitme zamanı gelmiştir
göğüslerin arasına başını sakla
nefes al, yürü, çek git.
...
hayat sürprizlerle dolu
eczaneden çıkıyorum
teraziden şimdi indim
seksen kilo çekiyorum
seni seviyorum”
lazarushadow lazarushadow
ne balansını ne de manevrasını tutturamayanların filmi. zaten teomanın şarkılarında da bir tutunamamazlık, bir ayar bozukluğu varken aklı selim bir film beklemek ne derece doğru olurdu bilmiyorum. sanki biraz zamparanın ölümüyle, biraz da en güzel hikayem karışımı bir senaryo.
jamesdean jamesdean
balans ve manevra arkadaşımla edirne'de gittiğim ve rahatsız bir sinema salonunda izlediğim arıza film. zaten bir şey beklemiyordum, ancak bu kadar boş olacağını da bilmezdim. gittiğime pişman oldum. en başta karakterler ve senaryo anlatımı oldukça kopuk. aralarında uçurumlar var ve bunlar pamuk ipliği gibi diyaloglar ve bir iki sahneyle birbirine bağlanıyordu. sahneler arası geçişler son derece kaba. bir olay olduktan sonra hemen arkasından, aynı olayla alakasız çok daha farklı bir çekim geliyor. bülent kayabaş ve burak sergen gibi oyuncular oldukça iyi iş çıkarmışlar. seda akman'da onların yanında fena değil. tarkan'nın baldızı berna öztürk ve teoman ise oyunculukta berbatlar. zaten teoman bir daha oyunculuk yapmayacağını ve yönetmenliğe devam edeceğini bir röportajında da söyledi. filmden aklımda kalan tek an teoman'nın son sahnede kafasına kurşun sıkılıp beyninin dağıtılması oldu. bunun dışında ipe sapa gelmez, birbirinden kopuk ve alakasız sahneleri, boş diyalogları, kurgudaki hataları ve uçurum karakterleriyle başarısız bir filmdi.
tırtılın sonu fırfır kelebek tırtılın sonu fırfır kelebek
bir gün mutlaka bir film çekme hayalini kuranlara "hop ağır ol o iş senin harcın değil" dedirten film. teoman da uzun yıllar film çekme hayalini kurduktan sonra hevesini almak için giriştiği sinema macerasından boynu bükük ayrılanlardan... tanrı herkesin hayallerini bu yüzden gerçekleştirmiyor ama nasıl olduysa teoman'ın hayaline evet demiş. belki o da filmin ismine aldanmıştır...
1 /