barcelona

11 /
ingenieur und musiker ingenieur und musiker
6-10 mart arası eşim ve arkadaşlarımla ziyaret ettiğimiz telaşesiz insanların yaşadığı şehir. neler yaptık surda anlattım:

barcelona sablonu - telasesiz ınsanlarin rahat sehri - 1.gün - 06 mart 2015 eger tecrübeli bir yazilim mühendisiyseniz, basinizdaki proje yöneticisi müsteriye kisa zamanda yapilmasi cok zor sözler vermisse, proje yöneticisi... canacarblog

barcelona sablonu - gaudi'nin sehri - 2. ve 3. gün - 07-08 mart 2015 - 1.kisim yarinlar bizimdir demis miydim? :p o yüzdendir ki yarindan sonraki yarin, yani bugün yaziyorum bu yaziyi. blog yazmak zor zanaat. aslinda zor degil... canacarblog
filante divinita filante divinita
yaklaşık 15 gün sonra 1-2 yıllığına taşınacağım şehir. şu an orda olan, kankalarına kiralık oda sorabilecek olan, veya genel küçük ama etkili bilgilere sahip olanların dmden yürümesini rica ediyorum.
gofretmafyası gofretmafyası
eyyy barcelona'ya gidecekler! gideceğiniz yeri öyle her gördüğünüz yere yazmayın. çok küfür yersiniz, aramızda boşa oksijen tüketilen ülkelerde yaşayanlar da var ag.
wondrous wondrous
içine daha ne kadar turist basacaklar merak ediyorum. daha geçen sene şehrin içlerinde turistik merkezlerden uzak kendi halinde bir et lokantası vardı bosque palermo diye, evde yemekten sıkılınca radiance'la gidip epey ucuza yiyip içiyorduk sonra bir anda, ama bir anda mekanı çekik gözlüler ingilizler amerikalılar basmaya başladı ve o zamandan beri yer bulamaz olduk, zaten sahipleri de fiyatlara 1,5 kat zam getirdiler. allah sizi inandırsın az önce demin sözlüklerden birinde bosque palermo çok iyi kesinlikle orada yemek yiyin diye halis muhlis türkçe yorum gördüm mübarek nasıl keşfetti bilmiyorum. bu arada mekan esnaf lokantası gibi ayrıca antrikotu çok yağlı oranın biz ucuz diye gidiyorduk bu turistler de otantik bulup gidiyor.

ayrıca 2,5 senede tüm şehir içinin airbnb'ye peşkeş çekildiğini görmek de cabası. bu şehirde nedense ilk kata principal ikinci kata primero (birinci) adı veriliyor, katalunya dışından gelen herkes de ispanyol bile olsa bunu karıştırır. benim daire birinci katta olduğu ve üst katımdaki çakallar da airbnb yapmaya başladığı için iki günde bir birileri ikinci kata geldiğini sanarak kapımı çalıp ingilizce bir şeyler soruyor. bir üstümü giyindim kapıyı açtım iki üstümü giyindim kapıyı açtım artık donla bornozla çıkıyorum. tripadvisor'da barcelona'ya vardığımızda karşılaştığımız manzara muhteşemdi, kalacağımız yeri ararken esmer bir ispanyol erkeği bize yarı çıplak kapıyı açtı diye şişman bir alman kızdan yorum okursanız o muhtemelen benimdir. halbuki erci-e ile aynı genlere sahip olduğumu bilse böyle demeyecek böyle düşünmeyecekti.
2
yazdık ama yazdık ama
ilk kez bir ay önce gidip görme fırsatı bulduğum katalan şehri. ispanya veya ispanyol şehri dememek lazım buraya. çünkü her kaldırım taşı katalunya kokan bir şehir burası.

öncelikle belirteyim turist olarak, tur - rehber organizasyonu ile gitmedim. toplamda 1 saat sürecek bir iş görüşmesi amacıyla gitmiştim fakat özellikle 3 günlük rezervasyon yaptım. şehri tanımak ve gerçekten orada olduğumu hissetmek istedim. sadece la rambla'da , camp nou daveya park güel'de selfi çubuğuyla fotoğraf çektirip dönmek aslında şehri tanımak değil bence.

hiç taksiye binmedim, mesafeler çok çok uzak değilse trene bile binmedim. yürüdüm! en işlek caddelerden en ıssız sokak aralarına kadar girdim. ilk dikkatimi çeken sokaklardaki katalan ruhu oldu, sokak isimleri ve neredeyse bütün binaların balkonlarından asılan katalan bayraklarından anladığım buydu.

popüler turistik yerlere de gittim tabi ki, fakat en çok keyif aldığım yerler arka sokaklarda yerel halkın gerçek hayatının döndüğü yerler oldu. sants ın içlerinde yapılmış eski bankların bulunduğu 8-14 çocukların gölge tarafı kapmak için mücadele ettiği basket sahalarında oturup izledim insanları. öğlen sıcağı fena kavurur çünkü insanı barselona'nın. tabi ben de kendimce sıcağa karşı bu önlemi almıştım. oranın bim i sayıla bilecek bir ara sokak marketinden birkaç çeşit yerel bira almıştım yanıma hem tatmak hem de serinlemek için. (estrella fena değil)

yine ara sokaklarda tahminimce mağrip kökenli bir arkadaşın işlettiği küçük manav dükkanını ziyaret ettim. ilk dikkatimi yassı biçimli şeftaliler ve gayet uygun gözüken fiyatlar çekti. türkiye şartlarına göre pahalı bir şehirdir normalde barselona, fakat meyve sebze ve daha sonra ziyaret edeceğim balıkçıda da gördüğüm üzere deniz mahsulleri türkiye'den bile ucuz (yarı yarıya neredeyse). aynı zamanda o muhteşem çeşitlilik te insanı 'yerleşsem mi lan acaba buraya' demeye itiyor.

küçük ama tarih kokan çok güzel kafeler var bu şehrin arka sokaklarında. genelde bar tarzı yapılmış içerisi. içinde beş altı adet yaşlı , yüzleri buruşmuş insan barındırır. ingilizce bilmez bu esnaf, pireney çocuğudurlar, terleri toprak kokar asdfdgslk. ama olsun insanız sonuçta anlaşmayı başarıyoruz. kahvemizi içip etrafı kesip, insanları izleyip efendi gibi ayrılıyoruz.

öğlenleri açık mekan bulunmaz bu memlekette. ideal çalışma saatleri var heriflerin. sabah 10-11 gibi açarlar mekanları, öğlen 2-5 arası kepenkleri indirip yatmağa giderler. bu sebepledir muhtemelen kepenkleri güzel grafitiler süsler hep. madem kural böyle ben de oteldeki sığınağıma çekileyim dedim. bu arada belirtmeden geçmemek gerekir, ruslar bu memleketi de bayağı sevmişler herhalde. öyle turist gibi falan değil, yerleşmişler resmen buralara. her yerinde göre biliyorusunuz steplerin çocuklarını burada. nitekim kaldığım oteli de rusların işlettiğin farkettim, onlarla da güzel diyaloglarımız oldu tabi.

geceleri de güzelmiş bu şehrin. gerçi hafta içine denk geldim ben. couchsurfing buluşmasına davet etmişlerdi falan caddede filan barda, flamenko gecesi hesabı. gidelim madem dedim. traveller tabi her kes ortamda. dünyanın değişik coğrafyalarından gelmiş arkadaşlarla şehri ve dünyayı yatırdık masaya, iki metre ötemizdeki abla uzun hava gibi bişeyler söylerken duraksadık tabi, kulak kestik sahneye. etkileyici bir gösteri oldu. bir türlü anlayamadım tabi bu abla üzülüyor mu seviniyor mu diye ama olsun soluksuz izledik hep beraber. sonrasında biralar güzel muhabbet te koyulaştı tabi, dalmışız, bir baktık otuz kişiden biri madagaskar kökenli iki fransız bir de ben kalmışım ortamda. saat gecenin üç buçuğu olunca metro falan hak getire tabi. garsonların da kafasını yeteri kadar siktiğimizden emin olduktan sonra olaysız dağılmaya karar verdik. yolum uzundu ama yürürüm amk ne var ki dedim buradan otele, 7km koymaz bana. gereksiz bir özgüven olmakla beraber zevkli geçti iki saatlik ıssız barselona gecesi yürüyüşüm. garip bir makinaya 5 öyro sokuşturarak almış olduğum camel paketi de otele varana kadar bitmiş oldu. hayır ben içmedim, yoldaki junkie lerin nazik ricalarını kıramadım sadece. sigara paketi dışında fazla bir kayıp vermeden iki saatte tamamladım. sonrası malum şeyler.

özet olarak güzel şehir barselona. ama onu daha da güzel yapan gavur kardeşlerimizin söylemiş olduğu gibi going into the unknown yapmak, bilinmeyene yürümek, keşfetmek. turist olmamak. gezgin olmak.
absimiliard absimiliard
turist, turist, turist olan şehir. bana bile gına geldi aşırı turistten. yerel halkı düşünemiyorum bile. yaşlanmış triplerine girmek istemem ama 1 sene de ergen patlaması yaşamış gibi. dediğim gibi yaşlanmış ta olabilirim.
lord melkor lord melkor
bir şehir düşününki eksik arayıp bulamiyorsunuz işte orası barcelonadır. plajının ortamı çok övülmüştü öncesinde ama kaldığım 4 günde de hava deniz için pek güzel olmayınca o ortamı tam göremedim ama şehir dizaynı mükemmel olmuş. gördüğüm en yaşanılası yer. tek bir çöp göremiyorsunuz. kendinizi yüzde yüz güvende hissettiren bir halkı var. yollar hep 4-5 şerit ve tek yön. yayalar için tek yön mükemmel bir kolaylık. geniş yollar yüzünden şehirde de zerre trafik yok. kendine has yapıları eski binaları parkları kesinlikle görmeye değer. şu an ki tecrübemle nerde yaşamak istersin dense canım ülkemden sonra ki ilk yer. avrupa programınız vs varsa barcelonaya bolca gün ayırmanızı tavsiye ederim.
tanıdık biri tanıdık biri
kırk yılda bir yenildi orospu çocukları oda benim iddaa oynadığım zamana denk geldi. amcıklar ligin altlarında oynayan takıma zar zor penaltıdan gol attılar siktirler mi lan götünüzü ibneler. kesinlikle overrated.
thor thor
eğer orada yaşamayı düşünmüyorsanız yada uzun süre kalma planınız yoksa sakın ola metro bileti almayın, paranızı çöpe atmış olursunuz.
şehir haritası edinin bir tane ve her yere yürüyerek gidin, merak etmeyin eskimezsiniz.
eğlenceden ne anladığınıza bağlı olarak değişir ama ucuz ucuz içeyim ve milletle tanışayım falan derseniz, arka sokaklara yönelin...maddi durumunuza göre port civarında bir limuzin içinde kopabilirsiniz de...
muhtelif saatlerden sonra iç kısımlarda torbacılar ve hayat kadınları takılmaya başlar, siz kendinizi bilirseniz salça olmazlar ama arada bir kısa ve komik diyaloglar da yaşayabilirsiniz.
kısıtlı zamanınız varsa az uyumayı göz önüne alın mutlaka, iyi eğlenmeye bakın, bol bol fotoğraf çekin.
hava alanında iki terminal vardır, dönüş zamanı thy yada pegasus'a göre hangi terminali kullanacağınızı bilin.
en az bir defa daha geleceğinize dair kendinize söz vereceğinizi düşünüyorum.
festinalente festinalente
barcelona'da bahsedilecek çok daha önemli gündemler var biliyorum. kentsel dönüşümün kenti bıçak gibi bölmesi, olimpiyatlar sonrası dönüşümün tetiklediği her türlü berbat kent politikası,işsizlik, turizmin korkuç bir şekilde 'insan'ı kirleten bir endüstri olduğunun ispatı olması ve bir turistin barcelonada ortalama 2,9 gün geçiriyor olması gerçeği gibi. enerjim olduğu bir vakit bunları incelediğim bir girdide toparlarım.
yalnız şimdi hazır tatil sezonu yaklaşıyorken belki birilerinin işine yarar diye barcelonada neler yapılmalı ne yemeli temalı gezi notlarıma dönüp bakarak bulduğum bazı maddeleri paylaşayım istedim;
-gaudi'nin casa mila, casa batllo ve park guell'ini gezin mutlaka.
-tarihi kent meydanı placa real'i sabah mümkünse çok erken saatlerde gezin (burada genelde kötü restoranlar olur)
-montjuic tepesini gezin
-montjuic tepesindeki miro müzesini gezin
-la sagrada familia kilisesi şimdi ne durumda bilmiyorum girilebiliyorsa içine girin, girilemiyorsa da etrafını tavaf edin. gerçekten çok etkileyici.ben ki sırf avrupada olmanın yüzü suyu hürmetine gereksiz gereksiz kilise dolaşmaktan hiç hoşlanmam (yine de dolaşırım malum mimarız) ama görmeden gelmeyin yani.
-museu nacional d'art de catalunya müzesini gezin , neredeyse bir gününüzü alacaktır sanat meraklısıysanız. sanırım yakınlarında bir meydanda belli günler geceleri çok büyük gösteriler oluyor akşamına da orda takılırsınız mesela.
-picasso müzesine gidin, bir miktar hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz yine sanat meraklısıysanız çünkü en çarpıcı eserleri yok, koleksiyonerler el koymuş bildiğin.
-bütün gurme bloglar en iyi paellayı 'can mojo'da yiyebileceğiniz söylüyor, gerçekten de güzel sangriası da çok güzel ama gereksiz pahalı ve en iyisi de değil sanki.
-en sevdiğim tapas barlar ve adresleri;
ceveceire (mallaorca 236)
sagardi (corner de ı'argenteria 62)
con romonet ( placa de la maquinista 17)
-balık meraklıları için 'la paradeta' en ucuz ve taze balık restoranı zinciri. tezgahtan seçip balığınızı isteğinize göre pişirtebiliyorsunuz, ancak sahilde de çok güzel balık restoranları var zaten
-'cal pep' sade ve gerçek bir katalan lokantası, garsonlarla anlaşmak zorlayabilir belki
-camp nou, fc takımı müzesini gezin burası avrupanın en büyük stadı, stadın içinde de zaman geçirebiliyorsunuz (meraklısı için söylüyorum)
-staddan dönerken yürüyün mutlaka şimdi hangi yöne olduğunu bilmiyorum haritayla bulursunuz bir botanik park gibi bir yerin içinden geçerek merkeze ulaşın
-doğa tarihi müzesi var mühendisler falan zaten çok sever ama hiç ilginiz yoksa bile mutlaka gidin. belli bilimsel temaları çok eğlenceli anlatımlarla göstermişler. oldukça büyük buraya da 4 saat falan ayırmak gerekiyor. bir malzeme mühendisiyle falan giderseniz zaten o günü unutun.
- en sevdiğim pub 'bomba bar cova fumada' burası bir aile lokantsı-bar dünyanın en iyi patates kızartmasını yiyebilirsiniz (benim gibi meraklısı vardır belki)
-trene atlayıp yarım saatlik yolculukla sitges sahil kasabasına gidip gün boyu plajda takılabilirsiniz.
-yine meraklısı vardır en iyi kruvasan yapan pastane zinciri 'paul'da sahile yakın bir yerde var. neden fransada değilim diye üzülmenize gerek yok.

aklıma gelenler bunlar. çok tüketim odaklı gibi görünebilir ancak yürünerek keşfedilecek sokakları da yazsam sonu gelmeyecekti.
edit:imla
11 /