bedri rahmi eyüboğlu

4 /
yosif visaryanoviç yosif visaryanoviç
aydemir gülerin türkiye sol tarihi üzerine yöntem ve tartışmalar kitabının sunuşunda yazan, bedri rahmi şiirinin bir bölümü .

(...) en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
canımın içi demesini
canım ağzıma geldi demesini
kırmızı gülün alı var demesini
nerden ince ise ordan kopsun demesini
atın ömrü arpadan olsun demesini
keçiyi yardan uçuran bir tuttam ottur demesini
insanın insanı sömürmesi
rezilliğin dik alası demesini
ne demesi be
gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernuş
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun

bedri rahmi eyüboğlu - üç dil
dumpsterworld dumpsterworld
1949’da bir gün istanbul büyük kulüpteki bir toplantıda, davetliler bedri rahmi eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. eyüboğlu ayağa kalktı ve karadut’u okumaya başladı.

" karadutum çatal karam çingenem
daha nem olacaktın bir tanem
gülen ayvam, ağlayan narımsın
kadınım, kısrağım, karımsın…"

bedri rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı eren eyüboğlu. çünkü şiirde "kadınım - kısrağım - karımsın" dediği kadın, karısı değildi. bu şiir’i 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı. mari gerekmezyan için.

"kara saplı bıçak gibi" mari, bedri rahmi’nin asistanlık yaptığı güzel sanatlar akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. o dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine "kara saplı bir bıçak " gibi saplanmıştı.

mari, bedri rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. bedri rahmi bu büstü, mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. artık aşklarından bütün istanbul haberdardı. bedri rahmi sanatında tam bir patlama yaşıyor, eren eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.

yorgun yürek "karadut" 1946´da menenjit tüberküloz kaptı. iyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. bedri rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl istanbul alman hastanesi’nden mari gerekmezyan´in ölüm haberi geldi.

bedri rahmi yıkılmıştı. sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi eren olacaktı.

eren eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu. onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı. başardığını sanıyordu. ta ki büyük kulüp’teki o geceye kadar…
"karadut"u okurken, bedri rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. bunun üzerine eren, bir süre paris’te yaşamaya karar verdi. oradan eşine yazdığı bir mektupta "o geceyi" hatırlattı;

4 ocak 1950 paris
canuşkam;
kulüpte bir gece, bir şiir okumuştun hani! hatırladın mı? gözlerinden birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. sesin nasıl titremişti. hey! bütün bunları hatırlıyor musun? sanki böğrüme kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum.
o gece...
senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım. bedri’nin ruhuna, insanüstü bir gücün acıyıp ona güç vermesi için dua etmiştim. ruhun çektiği acıları allah dindirsin. allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan mutluluk duyabilmeni sağlasın.

eren

bu dualar işe yaradı. bedri rahmi 11 yaşındaki oğluyla eşine geri döndü.

1974´deki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. öldüğü gün, eşi eren cenazeden dönüşte artik 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu.
"babanı uğurladık" dedi, "ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. yaşadığı ilişkiyi unutmadım. hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. buna katlandımsa, bil ki sadece senin hayatın kararmasın diyedir."
lebezelye lebezelye
eskiden yeterdim kendime
artardım bile...
şimdi ne yapsam nafile...!
ve
kim demiş "can eskimez " diye
bu can tedirgin tende...
can da eskimiş
ben de..
kuş sütü kuru hüzün kuş sütü kuru hüzün
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
en azından üç dil
birisi ana dilin
elin ayağın kadar senin
ana sütü gibi tatlı
ana sütü gibi bedava
nenniler, masallar, küfürler de caba
ötekiler yedi kat yabancı
her kelime arslan ağzında
her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
kök sökercesine söküp çıkartacaksın
her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
her kelimede bir kat daha artacaksın

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
canımın içi demesini
kırmızı gülün alı var demesini
nerden ince ise ordan kopsun demesini
atın ölümü arpadan olsun demesini
keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
insanın insanı sömürmesi
rezilliğin dik alası demesini
ne demesi be
gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

(bkz:üç dil)
elcordobez elcordobez
yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
rabbim ne güzel çıldırır.
yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
sevincinden titreyerek.
yılda bir kere kendini verir toprak
yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
rabbim ne güzel yarılır.
biz de bir kere sevinebilseydik.
çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
kimbilir belki bir gün sulh olunca
biz de deliler gibi seviniriz,
ağaçları ve baharı taklit ederiz
renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
renkli ampuller asarız pencerelerden
kimbilir belki bir gün sulh olunca
biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
ağaçlar gibi.

muhteşem dizelerin yazarıdır.
4 /