ben bir eylül sen haziran

eni eni
dağ rüzgarı gibi alıp yere vuran öyle gerçek ümit yaşar oğuzcan şiiri.

bir eylüldü başlayan içimde,
ağaçlar dökmüştü yapraklarını,
çimenler sararmıştı,
rengi solmuştu tüm çiçeklerin.
gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı,
katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara,
deli deli esiyordu rüzgar,
dağılmıştı yazdan kalan ne varsa,
yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar..

neydi o bir zamanlar
sevmişliğim, sevilmişliğim?
o heyheyler, o delişmenlikler neydi?
ne bu kadere boyun eğmişliğim,
ne bu acıdan korlaşan yürek,
ne bu kurumuş nehir; gözyaşım.
önümdeki dizboyu karanlıklar da ne,
ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım..

beni kötü yakaladın haziran,
gamlı, yıkık eylül sonuma
bir ilk yaz tazeliği getirdin,
masmavi göğünle,
cana can katan guneşinle.
pırıl pırıl engin denizinle girdin içime,
çiçekler açtı dokunduğun,
çimler büyüdü yürüdüğün
ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde..

başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi,
öldürdüğün yemişlerin ağirlığından
dallarım yere değiyor,
güneşi batmadan saçlarının,
bir dolunay doğuyor bakışlarından.
gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma,
uykusuz gecelerim seninle apaydınlık,
başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan,
ölebilirim artık..

ölme diyorsan; gitme kal öyleyse,
sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma.
baksana; parmak uçlarım ateş,
lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden,
hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
benimle meydan oku her çaresizliğe,
benimle uyu, benimle uyan,
birlikte varalım onüçüncü aylara,
ben bir eylül, sen haziran…