benim adım kırmızı

1 /
abbas yolcumu abbas yolcumu
can yücel bu konuda şöyle yazmıştır:

sepetinde üç dirhem pamuğu olmayan takımı
fena halde tebelleş oldu orhan pamuk'a...
yok efendim, bu nışantaşı çayır züppesi
-romancılık ne gezer serde!-
reklâm yazarıymış düpedüz
veya son model helikopteriyle kapı kapı dolaşan
post-modern bir seyyar satıcı...
ben ki pre-modern bir şairim, diyorum ki size:
bakmayın orhan'ın hep geçmişe mazilerden dem vurduğuna
harem dairelerinde oryantal göbekler attığına!
o mu sanki edebiyatımızda tek yağmur kaçağı
üslubu bihoş mesleği nakkaş muşambası makintoş!
bakmayın sokaklarda bir müze bekçisi gibi dolaştığına
o tam günün adamı
antika olan biziz asıl
gırtlağına kadar beyaz eşyaya kara paraya batmış
bu tüketim toplumunun has çocuğu o!
bir kalemde yeni bir kalem sürdü piyasa ekonomisine
kitapsızlar mahallesinde salyangoz bellenen, o yasaklı
o tu kaka kitap kapış kapış gidiyor sapamarketlerde
orhan eskiden yok olan bir şeyi yok satıyor
biz ne kızıllar gördük kızılı yok pahasına satan...
varsın o da kırmızı'yı okutsun ateş pahasına

31.12.1998 datca
halfelf halfelf
benim adım kırmızı isimli kitabı 59 hikayeden olusmakta olup mutlaka bi osmanlıca türkçe bir sözlükle okunması gerekmektedir kitabın girisinde kur'an ın bakara(bir adam öldürürler ve aralarında tartışırlar),(dogu da batı da allahındır) ,fatır (körle gören bir olmaz) surelerinden ayetlerle başlar...

şeklenen deneysel, bilgi yüklü, ama elden bırakılmayan romanları orhan pamuk'a uluslararası bir ün kazandırmıştır der the new york times
anky anky
bir yahudi-kabala metni olarak 'benim adım kırmızı'
geçtiğimiz günlerde tarihçi reşat ekrem koçu ' nun “ alkolik ve eşcinsel ” olduğu yolundaki açıklamalarından ötürü prof. dr. semavi eyice ' den büyük tepki gören orhan pamuk ' a, prof. dr. yalçın küçük ' ten de ağır eleştiriler geldi. “ kar ” adlı romanında mevlana ' ya ağır eleştirilerde bulunan pamuk ' la ilgili, ünlü yazar yalçın küçük ' ün kısa süre önce yayımlanan şebeke adlı kitabı, edebiyat dünyasını sarsacak nitelikte, son derece ilginç argümanlar içeriyor.
bilindiği gibi orhan pamuk ' un; “en renkli ve en iyimser romanım. ” , dediği
benim adım kırmızı , 1591 yılında, yani iii. murat döneminde, istanbul ' da karlı dokuz kış gününde geçiyor.
“ benim adım kırmızı ” , ilk bakışta, herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik üzerine bir kitap gibi gözüküyor. oysa yalçın küçük ' e göre durum son derece farklıdır. küçük, orhan pamuk ' un kitabını analiz edebilmek için, ibranice öğrenmeye başlamıştır, zira,
“ benim adım kırmızı ” tamamıyla bir tür yahudi mistisizmi olan kabalistik sabetaycılık ' ın etkisiyle yazılmıştır ve pamuk ' un bu kadar popüler ve ünlü olmasının ardında, sabetaycı kimliği yatmaktadır: “ yahudi mistisizmi, kabala ve bunu ayrı bir din olarak geliştiren sabetayizm ” de, ölümden sonra yaşam, eskatoloji, çok güçlü bir külttür ve bu, pamuk ' un incelediğim iki kitabında da nerede ise temel anlatım olmaktadır. ”
(şebeke, sf. 37)
kitabın isminin “ benim adım kırmızı ” olması tamamıyla bir yahudi manifestosudur.
zira romandaki hikayenin geçtiği iii. murat döneminde, ekonomik güçlüklerin baş gösterdiği bir sırada yahudi bir kadının 40.000 duka değerinde bir elmas takıp gezmesinin yarattığı büyük tepki üzerine sultan, 27 nisan tarihli bir fermanla yahudilerin bundan böyle kırmızı bir şapka giymelerini emreder.
“ üçüncü murat dönemiyle ilgili bir roman yazma iddiasındaki bir kimsenin murat ' ın bu çok yankı yapan icraatını bilmediğini düşünmek çok zordur. bu ayrı, lizi behmoras ' a “ yahudilerle birlikte büyüdüm. ” diyen ve yurtdışında “ sen yahudi misin? ” ve yur t içinde “ sen selanikli misin ” sorularıyla pek sık karşılaştığını açıklayan birisinin de yahudi tarihinin bu çok kaba olayını bilmemesi imkansızdır. ”
(şebeke, sf. 41)
bu nedenle pamuk ' un bu kitabını görenlerin, kitabın içindeki kısa ve hiç anlaşılmayan benim adım kırmızı ” bölümünü açıp,
“ kırmızı olmaktan mutluyum! içim yanıyor, kuvvetliyim, fark edildiğimi biliyorum, bana karşı koyamadığınızı da. ” veya bunun arkasından “ ohh ne güzel kırmızı olmak. ” cümlelerini birer dinsel metin tarzında okuduklarını t ahmin edebiliyoruz. pamuk ' u bir dinsel metin olarak saymak verimlidir."
(şebeke, sf. 43)

yalçın küçük ' e göre, pamuk ' un romanının önce ibraniceye çevrilmesi ve yahudi ansiklopedisi yayınevi tarafından basılması da rastlantı değildir. küçük ' e göre pamuk, türkiye ' nin en çok okunan yazarı değil, aksine hiç okunmayan belki de tek yazarıdır.
küçük şöyle diyor:
“ bu kitabı yazmak için zorla ve zorlanarak okuduğum iki kitabından çıkardığım sonuç; pamuk, türkiye nüfusu içinde yazar olacak en son birkaç kişiden birisidir. türkiye ' de hiç okuyucusu yoktur. ”
küçük, diğer taraftan orhan pamuk ' un “ ben yarattım ” dediği pekçok yerde, yahudi rivayetlerini okuyucusuna “ kaktığı ” sonucuna varıyor.
örneğin romanın kahramanlarından ester, pamuk ' un yarattığı bir karakter değil, y ahudi ansiklopedisi ' nde geniş yer ayrılan gerçek bir kişidir. küçük, kitapta kullanılan isimlerin de tamamıyla ibrani literatüründe karşılıklarının olduğunu iddia ediyor.
kitabın 113. sayfasında ise pamuk ' un, güncel yayıncılık tarafından ocak 1996 ' da yayım lanan fuad carım çevirisi “ pedro ' nun zorunlu istanbul seyahati ” adlı kitaptan yaptığını iddia ettiği intihaller bulunuyor ki bir yazar için en ağır itham herhalde bu olmalı.

peki orhan pamuk bu iddialara ne diyor? telefonla görüştüğümüz pamuk, yalçın küçük ' ün kitabını okumadığını, iddialara cevap vermeyeceğini, bu tartışmalara girmeyeceğini söyledi.

aydoğan vatandaş - 24.05.2002 -zaman
iki blok otede iki blok otede
bir kurgu şaheseri olan orhan pamuk romanı.

yalçın küçük beyefendi buyurmuşlar; yahudi-kabala metniymiş, romanda dinsel metin gizliymiş, zartmış, zurtmuş. ömrü hayatında tutturabildiği tek teorisi sabetayizm olan, öyle ki, bizim sokağın kedilerini bile sabetaycılıkla itham etmiş, başka da ele gelir tek bir üretimi olmamış beyefendinin bu saplantılı determinizmini anlamak güç değil.

orhan pamuk'un türkiye'de okuru yokmuş, yazar olacak en son birkaç adamdan biriymiş. ayıp! cin ali cümlelerinden mütevellit kitaplarını, körün sikini bellemesi gibi, popüler olmuş sabetaycılık teorisine yaslayan bir popülistten de bu beklenirdi. orhan pamuk'u kişilik olarak sevmeyebilirsiniz sayın küçük -tıpkı benim sevmediğim gibi- ancak söz konusu olan kriter yazarlık olduğu zaman, onun yanında soyadınız gibi küçücük kalacağınız aşikar.

deneyin, birlikte görelim: "türkiye'de bir milyar ermeni, yarım milyar kürt, en az yüz milyon da kızılderili öldürüldü!" deyin, size nobel değil, cağaloğlu anadolu lisesi edebiyat kolu yılın yazarı ödülünü bile vermezler. her konuda atıp tutun, serbest, ancak bugüne kadar kıyısından bile geçemediğiniz "yazarlık" konusunda haddinizi bilin.

benim adım kırmızı, alkışı hak eden tutkulu-saplantılı bir emeğin ürünü, mükemmel bir romandır. marquez ve saramago, bu roman için "tek kelimeyle mükemmel!" dediğinde, orhan pamuk malum lafları etmemiş, sabetaycılıkla itham edilmemiş alelade bir romancıydı yanılmıyorsam. yinelemekte fayda var, ayıp!
tonamisko tonamisko
ülkemize okunmayp abd ve avrupa da basımı yapılan orhan pamuk kitabı..dünya bu kitapla beyfendiyi tanıdı arkasından nobel geldi. sn: prof yusuf halaçoğlu bunlar için kuluçkaya basılmış yumurtadır zamanı gelince civciv olarak çıkarılırlar ve asli görevlerini yapmaları için yetiştirilip piyasaya bırakılırlar diyordu.karar milletimin.
nisan cadısı nisan cadısı
okurken yer yer okuyucuyu gereksiz detaylara boğmak suretiyle sıkan, sonu gelmeyen, bir türlü sonuçlanmayan tümce ve olaylarla boğan bir yapıt. pamuk bu kitabıyla okucusuna sabırlı olmayı öğretmiş, zira zaman zaman heyecan doruğa ulaşsa da kurgudaki durağanlık kitabı yarım bırakma isteği uyandıyor. osmanlı motifi yeterince derin ve ustalıklı işlenmemiş, adeta geri planda kalmış, sadece hafifçe duyulan bir fon müziği gibi olmuş. yine de bittikten sonra damakta hafif bir osmanlı tatlısı tadı -vişneli saray muhallebisi örneğin- bırakan bir eser.
endoplazmik retikulum endoplazmik retikulum
aralık, 1998'de iletişim yayınlarından ilk baskısı yayımlanan orhan pamuk'un en başarılı eserlerinden biridir. kitap, türk edebiyatında tipik bir postmodern roman örneği olarak göze çarpmaktadır. eserin en önemli özelliklerinden biri her karakterin hatta ölüler ve cansız nesnelerin bile kendi dilinden konuşmasıdır. kitap, 46 değişik dile çevrilmiştir.
noluyoruz yahu noluyoruz yahu
ilk paragrafını okurken adeta vurulduğum roman.
herkes diyeceğini kendi sesinden söylüyor bu kitapta, biz romanı okurken karakterler bir bir karşımıza geçip anlatıyorlar olan biteni. ölüm de dile geliyor, para da, ağaç da, köpek de... bu açıdan bakıldığında okuması elbette çok keyifli lakin arka planda işlenen konu ve ayrıntıları biraz sabrınızı zorlayabilir.
1 /