bernardo bertolucci

1 /
chaghdash chaghdash
kafamdaki "acaba dünyanın en iyi yönetmeni kimdir?" sorusunun cevabı olan yönetmendir.

kendisi uzun süre darren aronofsky ile yarıştı, başbaşa gitti. ama kısa bir deneyim bazı şeyleri ispatlamak için yeterli oldu:

bu yönetmeni anlayabilmek için, 4 gecenizi ve 30 milyon paranızı ayırın. o kadar da zor değil.

(önemli not: 30 milyon, yettiği kadar şarap almak için kullanılacaktır. asma, tavsiyemdir.)

önce oturun, bir gece, sabaha kadar 1900'ü izleyin. 5,5 saatlik bir sinema şöleninin tadını çıkarın. ertesi gece, yine uykunuzdan fedakarlık yapıp godfather serisini baştan sona izleyin. ilk filmden başlayıp üçüncü film bitene kadar.

böyle büyük bir yönetmeni anlamak için bunlar yeterli olmayacaktır. üçüncü ve dördüncü gecelerinizi, aynı filmleri aynı sırayla tekrar izlemek için ayırın. herhalde, 30 milyonluk şarptan da birşeyler kalımştır, bunları da aynı amaçla kullanın.

sonra da, oturup ağlayın. ağladığınız şey, filmlerin neden bu kadar acıklı olduğu olmayacaktır. ağlamanızın nedeni şu olur: "neden ben evde tek başıma film izlerken şapka takmıyorum? neden ben böyle bir yönetmenin karşısında şapkamı çıkaramıyorum, neden kafamdaki şapkayı havaya fırlatamıyorum?"

dalga geçmeyin, deneyip görün.
absinthe absinthe
1941 parma doğumlu dünyaca ünlü yönetmen.

1972 ultimo tango a parigi yönetmenin çıkış noktası olarak bilinir. bu filmden sonra 1976' da robert de niro' nun başrolünü oynadığı 1900 gelir ki, döneme siyasi açıdan oldukça ses getirmiştir. işte bu filmden sonra 3 er yıl arayla çekilen ve benim de arşivimde bulunan oryantal üçleme : the last emperor (1987) - the sheltering sky (1990) ve little buddha (1993) bernardo bertolucci' yi tanımak için izlenmesi gereken ve hayatımda izlediğim sıra dışı filmlerin başında gelen üçlemedir. ayrıca o dönemde the last emperor, 9 dalda oscar kazanmıştır. the sheltering sky, her ne kadar pek az konuşmalı ve ağır olsa da özel bir filmdir*. 1996 stealing beauty ise, liv tyler ı bu dünyaya kazandıran işlerin başında gelir şüphesiz. 1998 besieged ve 2001 the triumph of love ise, bernardo bertolucci' nin yönetmenlik bi yana senaryosunu da hazırladığı filmlerdir. ve son olarak 2003 the dreamers izlediğim en en sıra dışı film olup, ölmeden önce izlenmesi gereken filmler kategorisinde mutlaka bulunmalıdır.
hülya çokyiğit hülya çokyiğit
kürt asıllı iranlı yönetmen bahman ghobadi ile bi söyleşisinde "kaige chen ve yimou zhang'ın the last emperor filminde asistan olarak çalıştıklarını " belirtmiş auteur.

filmlerindeki dans sahneleri kanaviçe gibi işlenmiştir; hayranlık uyandıracak denli zarif ve inceliklidir. genel olarak faşist italyan siyasası, modern yaşamın boğuculuğu gibi temalara eğilmiş, filmlerinin çoğu büyük tartışmalar yaratmıştır. başrolünde marlon brando'nun oynadığı ultimo tango a parigi böyle bi filmdir.

bir başka söyleşide de en sevdiği yönetmenin jean luc godard olduğunu ifade etmiştir.
isparoz isparoz
özellikle 2003 yapımı the dreamers filminde sinema sanatının teknik olarak her açısından döktürmüş olan, çağımızın sinema dehalarındandır. fotoğraf karelerinden kurgu yapar ve film çıkar ortaya neredeyse. sosyolojik olarak anarşist olmayı çok işlemiştir filmlerinde. yani alabildiğine kendi özgürlüğüyle yaşayan, alabildiğine bağımsız ve başkalarını takmayan insanlardır temel karakterleri. filmlerinde "çıplak" olma olgusu "özgürlük" olgusuna tam anlamıyla karşılık gelir. bu çıplaklık görsel ve estetiktir ki, özgürlük temasını iyi (pozitif) yönde simgelesin.

the dreamers filmindeki 2 si kardeş 3 arkadaşın komün yaşamı da tümçıplaklığıyla öyle bir vurgu yapmaktadır işte her açıdan gerçek özgürlüğe..
obladioblada obladioblada
bu yönetmene bayılmamın iki sebebi ,(bkz: the sheltering sky); filmin adı geçince bi durup "off" çekiyorum anlatılmıyor muhakkak izlenmesi gerekiyor. sadece sunu söyleyebilirim "bi gün bi kitap okudum ve bütün hayatım değişti" demişti ya yazar .bu da öyle bir film..onu amaçlamış ve başarmış bir film..tam bir sinema şöleni ,sapına kadar sanat filmi bu tabiri her ne kadar sevmesemde başka bi kelime bulamadım ..ilk yarıda sıkılırsınız ikinci yarıda sinemanın büyüsüne kendinizi kaptırırsınız.. anlatımdaki sadeliğe hayran kalmamak elde değil..aynı yönetmenden çıkan diğer bir şaheser (bkz: paris te son tango)
timbuktu timbuktu
italyan sinemasının en büyük yönetmenlerinden biridir. yaşı hayli küçük olmasına rağmen (1941 doğumludur), ismi ustaların ustası roberto rossellini ve beş oscar ödüllü federico fellini gibi büyük italyan yönetmenlerle beraber anılır. ultimo tango a parigi filmiyle ününü dünya çapında duyurmaya başlayan yönetmenin, doğu kültürüne eğildiği sonraki dönem üç filminin her biri bugün başlı başına klasiktir.
the last emperor (l'ultimo imperatore), son çin imparatoru pu yi'nin otobiyografisinden senaryolaştırılmış; gösterime girdği yılda, yani 1987'de 9 akademi ödülü almıştır. pu yi'nin anılarını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki; yazılı bir eserin sinemaya uyarlanmasında -mario puzo'nun romanından sinemalaştırılan, francis ford coppola'nın the godfather filmini saymazsak- bu kadar kusursuz yetkinlikte bir sanat eseri tanımamaktayım.
kuzey afrika kültürüne meylettiği the sheltering sky en hüzünlü aşk filmleri arasında sayılır. ve şimdiden sinema okullarında ders olarak gösterilen bir kült olmuştur.
little buddha (il piccolo buddha) ise hint budist kültürünün, daha doğrusu budizm coğrafyasının bir portresinin sunulduğu daha naif ve diğer eserlerine nazaran görece daha zayıf bir yapımdır. son imparator'dan sonra uzakdoğu işlerine tekrar bulaşması, beklentiyi oldukça yükseltmiş olduğundan, sinema dili bir nebze hayal kırıklığı yaratsa da; ustada görmeye alıştığımız, kostüm, dekor, makyaj gibi görsel detayların harika kullanımıyla şekillenen atmosfer yaratma becerisi bu filmde de üst düzeydedir. özellikle buddha'nın hayatını oynayan keanu reeves gayet başarılıdır. keanu'nun the matrix'den yıllar önce mimarla buluşması, kahine gitmesi, aslında kaşık yok nakaratlarına kulak vermesi ilginç bir seyirliktir.
benkendimveben benkendimveben
1989 da bologna da italya 1990 dünya kupası belgeseli de çekmiş italyan şair, yönetmen ve senarist.

1961 de accatone filmini çeken pasolini nin yardımcı yönetmenliğini yaptı.

once upon a time in the west filminin senaryosunu yazdı.

1971 de komünist parti nin seçim kampanyası filmini yönetti..

siyasi filmlerden yüzünün akıyla çıkmış siyaseti, sinemayı, cinselliği içiçe geçirmeyi başarmış ve bunda da başarılı olmuş ender yönetmenlerdendir.
1 /