beş şehir

1 /
gülümsün gülümsün
ahmet hamdi tanpınar'ın kitabıdır.

ankara, erzurum, konya, bursa ve istanbul'u anlatır.

"canlı hayata, yaşayan ve duyan insana, cansız madde karşısındaki bir mühendis gibi değil, bir kalp adamı olarak yaklaşmayı istedim. zaten başka türlüsü de elimden gelmez. ancak sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar."
tommelise tommelise
"yüzyıllardır uçurumlarına sarktığımız" medeniyet değişmesine tanpınar'ın gözüyle bakmak...
önsözünden kısa bir alıntı,
"gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. fakat yol uzadıkça ayrıldığımız alem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. irademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.
sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetlerin de asıl mana ve hüviyetini, çekirdeğini tarihilik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganmaz. mazi daima mevcuttur. kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz."
usuyitik usuyitik
onur ünlü 'nün 3. ve bazı kaynaklara göre 4. filmi. (onur ünlü çocuk ' u çekmiş olabilir mi? )
meraklanmayın edebiyat hafiyeleri filmde tanpınar'a gönderme yokmuş, ölüm, ölüm karşısında insan, ölme öldürme öldürülme biçimleri üzerine birtakım fikirler varmış. belki kışa belki güze gösterimdeymiş.
kaymak: klark
carlos jacques carlos jacques
onur ünlü kendisine göre 3., başkalarına göre 4. filmidir; çünkü çocuk filmini kendi filmlerinden saymaz. bunu filmin yapımcısının * fazlaca müdahaleleri sebebiyle ifade eder.

13 kasım 2009 tarihinde gösterimde olacağı söylenmektedir.

polis ve güneşin oğlu'ndan sonra ciddi bir onur ünlü hayranı olarak vizyona gireceği tarihi iple çekmekle beraber, filmin galasına davetli olduğumu belirtmekle, affınıza sığınarak, havamı atarım.
şorşak kirpi şorşak kirpi
gösterime girsin diye sabırsızlıkla beklediğim onur ünlü filmi. esasen "ah muhsin ünlü"süne kurban olduğum onur ünlü'nün beyincağzındaki bu dram merkezinden çıkan ilk film olacaktır bu. heyecanlanma da naaap heyhat!

hemencik edit: portakal dedi ki, en iyi senaryo bu imiş bu sene! oh, mis!
kaplankaplan kaplankaplan
ahmet hamdi tanpınar'ın, neredeyse dev romancıların düzeyine vardırdığı olağanüstü yetkinlikteki üslubu, sınırsızmış gibi görünen musiki ve tarih bilgisi ile kendine hayran bıraktığı, türkçe yazılmış kitapların en güzellerinden, en önemlilerinden biri.
carlos jacques carlos jacques
film gösterime girmeden seyredebilen şanslı kişilerden birisiyim. o sebeple izlenimlerimi aktarmak isterim.

son dönemde çokça işlenen “farklı insanların kesişen hikayeleri” teması onur ünlü’nün elinden bir başka güzel.

bülent emin yarar, beste bereket, tansu biçer, ahmet rıfat şungar resmen döktürmüşler. hele bülent emin yarar ve ahmet rıfat şungar süper. şebnem sönmez’i pek değerlendiremeyeceğim keza kendisi bir kediyi canlandırmakta. ipek erdem sönük kalan tek isim bana göre. bir de ege tanman var ki bu çocuğa kanım bir türlü ısınmadı gitti ne hikmetse

unutulmaz film sahneleri için birçok örnekler barındırıyor ki, bunları sinema sahnesinde izlemek ayrı bir keyif olacaktır. muhteşem planlar var filmde. fevkalade güzel bir görsel şölen. (görsel şölen deyince avatar gibi değil)

filmi ben çok beğendim. siz beğenir misiniz bilmem. belki de beğenmezsiniz. sadece filme giderken bir onur ünlü dünyasına gireceğinizi ve bu dünyanın yaşadığımız dünyadan çok farklı olduğunu bilin.

46 ncı antalya altın portakal film festivalinden en iyi senoryo ödüllü bu filme; en iyi yönetmen ödülü verilmediyse bendenize sadece şaşırmak kalıyor. daha ne yapacaktı ki onur ünlü?

bir de unutmadan filmin pek müziği yok; fakat bir ahmet kaya şarkısı var ki aman allahım ne güzel olmuş.

“oysa ben bu gece, yüreğim elimde
sana bir sırrımı söyleyecektim
şu mermi içimi delmeseydi eğer
seni alıp götürecektim”

ne kadar övgü varsa bana göre hepsini hakkediyor. sadece bir iki sahne önce bitseymiş böyle lönk diye… daha mı güzel olurdu?
tembel tembel
ahmet hamdi tanpınar'ın gezi yazısı adı altında yazdığı uzun şiiri. hayali diyarların öyküleriyle, elflerle, cücelerle zihnini şekillendirmiş her genç kuşak mensubunun, bizzat üstünde yürüdüğü toprağın fantazyasının da o hayali diyarlardan aşağı kalmadığını duyup hissetmek için mutlaka okuması gereken, türk dilinde yazılmış kitaplar içinde, nadir mutlaklardan. “hanlar, kervansaraylar... işte eski yolculukların sihrini yapan şeyler... bir kervana katılmak, bir handa gecelemek... bir gece için tanışmak, ertesi sabah ayrılmak, hayatına bir şey katmak şartıyle görmek...”
gamzee gamzee
ahmet hamdi tanpınar'ın, adından da anlaşılacağı üzere 5 kentimizi anlattığı yapıtıdır. deneme demek uygun düşer sanırım. ankara, erzurum, konya, bursa, ıstanbul kentleri, elbette, kuru bir gezi rehberi gibi yazmamıştır. aşağıdaki en yaygın olarak alıntılanan açıklama kendisine ait: "beş şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beşlenen iştiyaktır. ilk bakışta çatışır gibi görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. bu itibarla, onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha doğru olur.(...)sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetlerin de asıl mana ve hüviyetini, çekirdeğini tarihilik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganmaz. mazi daima mevcuttur. kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz. beş şehir iste bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır. bu çetin konuşmayı, aslı olan meselelere, daha açıkçası, biz neydik, neyiz ve nereye gidiyoruz suallerine indirmek ve öyle cevaplandırmak, belki daha vuzuhlu, hatta daha çok faydalı olurdu. fakat ben bu meselelere hayatımın arasında rastladım. onlar bana anadolu'yu dolduran selçuk eserlerini dolaşırken, süleymaniye'nin kubbesi altında küçüldüğümü hissederken, bursa manzaralarında yalnızlığımı avuturken, divanlarımızı dolduran kervan seslerine karışmış şu seslerinin gurbetini, ıtrinin dede efendinin musikisini dinlerken geldiler."

bu şehir adli denemede ahmet hamdı tanpınar en çok istanbul üzerinde durmuştur.

ahmet hamdı tanpınar, ıstanbul'un tarihini, sosyal yaşantısını, mimarı özelliklerini, ticaretini, din ve tasavvuf yönünü, edebiyatını, sanatçılarını okura aktarmıştır.

ıstanbul'un eski ve yeni halını karşılaştırmış, benzetmeler, telmihler, örnekler vererek zengin bir üslup ortaya köymüştür. yazar en çok ıstanbul'un tarihine, görünümüne ve güzelliklerine değinmiştir. çamlıca'dan, boğazdan, üsküdar'dan ve padişahlarından bahsetmiştir. boğaz vapurlarının başlaması, şehrin yarısının mehtaplı gecelerde suya "gümüş servi" seyrine çıkması gibi birçok bilgi vermiştir.

dönemlerin özelliklerinden tutun da üçüncü selimin boğazı sevmesine kadar en ufak bilgiyi atlamadan, üşenmeden kaleme almıştır. ıstanbul şehrinin son ikinci paragrafında işe, türk cemiyetinin yeni bir hayatın eşiğinde olduğunu ve ıstanbul'un da bu hayatın içinde, yenilikler peşinde olduğunu dile getirmiştir. bu demektir ki ıstanbul her yeni dönemde daha da yaşanmışlıklar, değişiklikler ve güzellikler katacaktır hayata. zaten bilindiği gibi eserde en çok ekleme ve değiştirmenin yapıldığı şehir ıstanbul'dur.

ıstanbul sadece mimar sınanın inşa ettiği yapılarla değil, içinde yaşayan unlu kişileriyle de unlu bir şehirdir. ıstanbul'a bir nesne olarak değil, yaşayan, canlı bir varlık gibi bakıyor.
büyük yangından, muharebelerden, meşrutiyet inkılabından, malı bunalımdan, imparatorluktan bahsetmiştir. ıstanbul'un her dönemde yeni bir kimliğe büründüğü bu eşer sayesinde ortaya çıkmıştır.

(alıntı değildir)
1 /