bir işsizin günlüğü

1 /
peace sells and i m buying peace sells and i m buying
lan günlük;

ulan günlük;

geçen sene bu zamanlardı hatırlar mısın, film, dizi izlemekten, facebook'ta tanımadığım insanların profillerini gezip "vay amına koyayım millet nasıl yaşıyor lan" demekten sıkıldığım artık yavaş yavaş bi işe kapak atayım dediğim dönemler. bir işletme mezunu olarak işe girebilmek için önümde bir adet kpss sınavı bulunmaktaydı. kpss'de iyi puan almanın bi boka yaramadığını ikimiz de biliyorduk aslında, kpss'den sonra iş sınavları, iş sınavlarından sonra mülakatlar, mülakatlardan sonra güvenlik soruşturmaları falan derken uzayıp giden bir süreç vardı. abi halledersin ya dediğinde, seni "siktir lan gaz verme" diye tokatladığım günü de hatırlıyorum dün gibi.

süreç beklendiği gibi geçti, kpss'den sonra kazanılan sınavlar, girilen mülakatlar, açıklanan "kazananlar listesi", ismin orda hiç olmayışı. beraber yola çıktığımız 6-7 arkadaştan ismini kazananlar listesinde hiç görememiş 2 kişi kaldı. biri en çok sınav kazanıp en çok mülakattan elenme rekorunu elinde tutan bahtsız ben biri de bizim mal serhat. hangi serhat mı? serhat'ı nasıl hatırlamazsın lan günlük, hani şu im juli filmini izledikten sonra "ben de gezgin olacam lan" diye yola çıkıp antep'e giden, 2 gün sonra da bizi arayıp "para yollayın lan kaldım burda" deyip geri dönen serhat. arada sırada onlara gidip film izliyoruz, içiyoruz beraber. ikimizin de işsiz kalması bizi baya yakınlaştırdı, geçen gün odasında bi çekmeceyi açıp "abi ben paralarımı burda saklarım, istediğin zaman alabilirsin" dedi, yanına gidip çekmecenin içine baktım 4 lira 70 kuruş vardı. "sağolasın serhat, lazım olursa alırım" dedim. aslında 10 lirası olduğunu ama eve gelirken kocaman scarface posteri aldığını söyledi. scarface posterini duvara yapıştırırken, "abi yamuk yapıştıralım" dedi, yamuk yapıştırdık ayak üstü marjinal olduk, sonra da altına geçip posterdeki tony montana gibi pozlar vermeye başladık, saat gecenin 3 buçuğuydu. evdeki diğer 2 kişi sabah işe gideceği için uyuyordu, işi olmayan serhat'la ben tony montanacılık oynuyorduk. tam işsiz aktivitesi. tam işsiz eğlencesi. tam bi işsiz gecesi.

25 aralık'ta son mülakat da açıklandıktan sonra üzerimi kaplayan o karamsarlığı atmak için günde 4-5 film izlemeye başladım. geçen gün baktım günde 11 saat film izlemişim. 8 saat uyku. geriye kalan 5 saatte ne yapıyorum onu bilemedim. 1 saatte yemek yesem, geriye kaldı 4 saat. bilgisayar başında mal gibi otururken 4 saat geçiyor demek ki. ne şekilde geçtiğinin önemi yok aslında. aylardır sıradan günler yaşıyorum. hayatımı renklendirmek için bazen erken kalkıyorum, bir şeyler yiyip geri yatıyorum. geçen gün bi çılgınlık yapıp sinemaya gittim, avatar hatta. ulan böyle kalabaklık falan bi tuhaf oldum. kendimi milli eğitim bakanlığı tarafından hakkari'den istanbul'u gezmeye getirilmiş, "biz hiç deniz görmedik" modundaki çılgınlar gibi hissettim. filmin sonunda aylardır uzak olduğum popüler kültüre bi nebze de olsa tutunmanın getirdiği mutluluğu yaşadım, ulan bakıyorum ezeller, geniş aileler, ugg botlar falan. hepsi çok yabancı, sözlüğe yazacak, biriyle oturup konuşacak bi bokum kalmamış. şimdi gene "abi 3 boyut böyle gerçek gibin, gavur yapıyor amına koyim eheh" falan diyorum "avatar abi" diyorum, "titanikin şeysi yapmış" diyorum, ortamlarda tutunmaya çalışıyorum.

şimdi bakıyorum da "geçen sene bu zamanlar" diye nitelediğim boş günlere aynen dönüş yaptım. gene bi işe kapak atayım halet-i ruhiyesi. önümde gene sınavlar, ayrıca askerlik var. o zaman gene "abi gireriz bi yere ya koy götüne" modu vardı şimdi kısa yoldan zengin olma planları yapan gurbetçi yakınsaması. şubatta, martta falan bi ton sınav var gene, kim çalışacak günde 10 saat film izleyip yatmak varken. işe giren arkadaşların artık ders çalışmaya ihtiyacı olmadığı için onların kitaplarına çöktüm, şu an odam hukuk, iktisat kitabından geçilmiyor. yer yer savrulmuş dvd'ler, sınav giriş belgeleri, sınavlara başvurmak için onlarca defa fotokopisi çektirdiğim nüfus cüzdanımın siyah beyaz suretleri de odanın zeminini süsleyen ufak karakterler. nüfus cüzdanındaki halime bakıyorum, katıksız mal. orta 3'e gidiyordum o zaman, dert yok tasa yok. tek derdim championship manager'da takıma aldığım yeni santrforun 6 ay sakatlanması. insan büyüdükçe "keşke büyümeseydik" deme sıklığının artarak arttığı bilinen bi gerçek ama insan işsiz modunda, içinde "keşke" geçen cümleleri daha sık kurmaya başlıyor. keşke o santrforu almasaydım amına koyim.

işsiz de değilim aslında. konduramıyor insan. yapacak işi olmayan aylak, ayak takımı, ibne, godoş gibi bi anlamı var. iş sınavlarına hazırlanıyorum diyerek azıcık yumuşatıyorum birisi ne yaptığımı sorduğunda. çünkü çok işsiz moduna girmek tehlikeli, sinemaya gidelim teklifi geldiğinde "abi işsiz işsiz ne geziyoruz sinema'da ya, oturup ders çalışalım" diye başlayan muhabbet bi süre sonra "abi çay da içmeyelim işsiziz" noktasına kadar gelebiliyor. işsizsek insan da mı değiliz amına koyayım. şurada kaldı 4-5 ay, dananın kuyruğu inceldiği yerden şiddetli biçimde kopacak, ya askere giderim ya da sırf bi işe girmiş olmak için hiç istemediğim bi işe girerim. sağım solum önüm arkam hiç belli olmaz.

öğrenciyken bize hocalar hep bi hikaye anlatırdı, kpss'de türkiye birincisi olan bi herif, her sınavı kazanıp hepsinin mülakatından elenmiş. daha sonra "yeter ulan" deyip, her şeyi bi kenara atıp malatya'da düz memur olarak işe başlamış. sonra bi gün hocası yani bizim de hocamız olan kişi arayıp sormuş "oğlum neden böyle yaptın, bekleseydin güzel bi yere girecektin" o da demiş "hocam çok sıkılmıştım, şimdi iyiyim, hiç olmazsa kafam rahat".

o zaman baya gülmüştük. şimdi düşünüyorum da hakketen kafa rahatlığı en güzeli. ben de kendimi o senaryoda görüyorum. boktan bir iş, sikten bir maaş ama rahat bi kafa. böyle mis gibi efil efil.

neyse bir işsizin günlüğünden ziyade bir işsizin hönkürmesi oldu bu ama idare et. sen idare ederken ben de film izleyeyim. kendime geleyim. sıradanlığıma döneyim. hadi bakayım.

not: tam şu anda iş bankasından "bankamıza olan borçlarımızı ödemede çözüm yolları arıyorsanız" diye başlayan bir sms gelmesi bu yazının yazılma amacını daha ulvileştirdi. aşağıdaki evet'e daha rahat tıklayabilirim.

edit: tamam, sakin. 16 nisan itibariyle işe girmiş bulunmaktayım. herkese benden çay. şakir'e bile.
jackismyhero jackismyhero
sevgili günlük,
bugün kendime tatil verdim,iş aramadım onun yerine bi arkadaşla buluştum.bişeyler yiyelim dedik.tabii ikimizde işşiz olduğumuz için ekonomik bişeylerde karar kıldık.bir porsiyon pilav üstü tavuk yedik.daha doğrusu tavukları o yedi pilavı ben!
hempenaltıhemgol hempenaltıhemgol
sevgili günlük bugün beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattın.bu sana son kez yazışım. sana verdiğim sırların açığa çıkması beni inanılmaz zor durumlara soktu. evet bugün seni babam bulmuş. oysa ben son beş aydır her gün işe gidermiş gibi sabah evden çıkıp akşam dönüyordum. kimselerde bilmiyordu hikayenin aslını. ne yapayım söyleyemedim, biliyordum aile baskını kaldıramayacağımı ve bunun için kendimce çözüm ürettim.her gün mesai yaparcasına arkadaşlarla buluşup pes turnuvaları, kafelerde arkadaşlarla olmadı karı kızlarla sürtmeler, bitmedi kahvede yapılan batak, king, okey, koz maça, dost kazığı, pis yedili gibi hemen hemen her oyun, işte bunların hepsi artık açığa çıktı. oysa sadece sen biliyordun kahvedeki anılarımı. hem sahibi yani santim abi onla olan anılar ne biliyim başkaları anlamıyor ki, kahvedeki insanlar oysa ne entellektüel ne şeker ne hoş sohbet insanlar. bugün babam seni bulduktan sonra etrafında toplanıp her şeyi okumuşlar. sanırım artık bunalıma girip hüzünlü şarkılar eşliğinde intihar edeceğim zamanı bekleyebilirim. sen bilmezsin aile baskısını bi bilsen ah bilsen okutmazdın kendini.
sawar sawar
sevgili günlük;

bugün işsizlikteki 6.5 ayı geride bıraktım. insanların artık bana ezik gibi davranmasından bıktım. "hâlâ iş bulamadın mı?" tarzı sorulardan sıkıldım. insanların gözünde benim mesleğime sahip birisinin işsiz kalması imkansız. ancak başvurduğum her 10 ilandan ancak ikisine cevap alabildiğimi, onların da sürekli bende olmayan nitelikler istediğini, illa ki tecrübe aradığını bilmiyorlar. ben de biliyorum her ilana atlayıp yalan söyleyerek -geçerli tabiriyle "kendimi satarak"- bir yere kapağı atmayı. gerçekten sıkıldım.

edit: anlam kayması
de te fabula narratur de te fabula narratur
sevgili günlük,

sabahlar nasıl oluyor artık merak eder oldum.
kalktığım saatlerde insanlar günlerinin ortasında oluyorlar.

son zamanlarda cüzdandan bağımsız ilişkiler konusunda marx ile aynı yerde buluyorum kendimi.
ben konuştukça müridlerim artıyor. tarikat mı kursam?

bağırsaklarım isyanlarda, bir çorbanın etkin maddesi nedir, unutalı çok oldu.
annemle artık iş ve işçi bulma temalı diyaloglar halinde süren bir ilişkimiz var.
babama banka hesabı muamelesi yapıyorum.
istanbul'u sanırım 9'uncu kez terk edeceğim, ne kadar ağlak bir kaltak bu şehir, dayanamıyorum, gitsin başka sevgili bulsun kendine, öyle söyle sen ona.

işsizlik değil de enflasyonmuş bu ülkenin sorunu sevgili günlük.
1970 chicago okulu temmeli aptal philips eğrisine neden ayet muamelesi yapıyorlar, sevgili günlük?
hayek bile şaşırdı tezlerinin hayat bulmasına, friedman'ı es geç, o kendini tanrı zannediyor.
sweezy'inin bazen dirildiğini görüyorum rüyalarımda, sence bu normal mi?

iş kur temalı monologlara maruz kalıyorum sevgili günlük, bazen bir terör örgütü kurasım geliyor, sence tarikatı örgüte mi çevirmeli?
robinson crusoe robinson crusoe
sevgili günlük nerden başlasam nasıl anlatsam hiç bilmiyorum işsiz geçen günlerimi. kocaman bir 5 ayda iş bulmak için denenmedik yol araya sokmadık torpil bırakmadım ama olmayınca olmuyor sanırım. bir ülkede bu kadar çok muhasebecinin olmasına mı yanarsın bu mesleği seçerken bunları hiç düşünmediğime mi? artık insan öyle bir halde geldi ki ilkokul mezununun benden çok maaş alması artık bana koymuyor günlük. halbuki ben bu yola başlarken ne hayallerle başlamıştım ama ne oluyormuş piyasanın içine girince herşey bok oluyormuş.

normal bir insan için çok fazla şey vardır yapılacak gün içerisinde. çalışan insanlar haftasonunun gelmesini iple çekerler. çünkü gezmek dolaşmak sosyal aktivitelerde bulunmak onların en buyuk hakkı. peki bir işsiz ne yapabilir? bir kere parası olmadığı için önündeki seçeneklerin bir çoğu kalkıyor. en ucuz yapılacak şeyler kahveye gidip oyun oynamak, avm'lerde boş boş gezinmek veya evde takılmaktır. ama tabii ki işsiz arkadaşınız yok ise mecburen evde takılmak zorunda kalırsınız.

ben mi ne yaptım bu 5 ayda? hepsini yaptım evet bir işsizin yapması gereken herşeyi yaptım belki de. bu yuzden misyonumu doldurduğumu düşünüyorum.kahveye gidip ne kadar oyun varsa oynadım hem de hepsinin butun hilelerini öğreninceye kadar. istanbul'da gezmediğim avm kalmadı (soğuk günlerde sıcak oldukları için para vermeden zaman geçirilecek tek mekan). pc başında yapılmadık şey kaldı mı peki film izlemek desen imdb top 250 neredeyse bitecek, dizi desek sezonlar su gibi akıp geçiyor, oyun desek yeni çıkan her oyuna atlamak boynumuzun borcudur.

internetteki sitelerin hepsi yalan ben bunu anladım günlük. 200 tane ilana başvurduğunda sadece 1-2 tanesi dönüyorsa hepsi yalan demektir zaten. insan bazen işsizlikten depresyona giriyor bende girdim ne rüyalarıma girmediği kaldı ne sahile gidip 2 saatte 1 paket sigarayı bitirmediğim kaldı. günden güne kaybolan ümitler, yaşama karşı olan mücadelede tükeniş artarak devam etmekte. insan ilk işsiz kaldığı zaman hayallerle umutlarla yaşıyor. ticarete mi atılsam şu mesleği mi yapsam bunu mu yapsam ne yapsam da kısa yoldan para kazansam diye binbir türlü yol deniyor. ama hepsinin sonu başarısızlıkla bitiyor günlük hep başarısız hep başarısız

geceleri artık benim gündüzlerim oldu. sabah ezanını duymadan uykum gelmiyor. ben anladım ki bu işsizlik insana herşeyi yaptırıyormuş günlük. işsiz olan insan intihar da eder kafayı da yer hiç de şaşırmam bu saatten sonra.artık tek nefret ettiğim cümle 'biz size olumlu ya da olumsuz bir şekilde döneceğiz' oldu günlük. doldurduğum başvuru formlarını toplasan 180 yapraklık defter olur. kendi kazandığım parayı harcamayı ne kadar özledim bir bilsen.
hempenaltıhemgol hempenaltıhemgol
sevgili günlük tamam sana son kez yazmıştım geçende ama bir işsizin yapabileceği kısıtlı şey var, dönüp dolaştım yine sana ulaştım. öncelikle yalnız değilmişim ki, yani bu kadar umutsuz olmaya gerek yokmuş. ülkede milyonları bulan işsizlik ordusu varmış. hem yani çoğuz, kalabalığız güzel. bir de baksana çalışsan ne kazanıyorsun ki. şimdi en azından birilerinin direktifinde sefillik çekmiyorum. iş çok kötü lan, iş arkadaşlarının bir birine tavırları, kuyu kazması, arkadan yatarak kayarak müdahaleleri. ya tamam biraz kıskandığımdan da karaladım da yalan şeyler değil konuştuklarım. bu kez sır tutmasını becerirsen ayrıca çok sevineceğim, geçen ki gibi babam bunu da okursa elime verecek boya sandığını. o kadar tiksindi beni evde görmekten artık. en zor yanı bir işe yaramadığını hissetmeye başlamakmış.şimdi sana türkiyenin içinde bulunduğu durumdan, ona paralel olarak sektörlerin ilerlemesinden veya iş gücünün azalmasından işsizlik ordusunun artmasından, ekonomideki dalgalanmadan tut da forex di çapraz kurdu piyasaydı anlatıp dururdum da yani bi işsizim gerek yok.
hempenaltıhemgol hempenaltıhemgol
sevgili günlük, o kadar gücüme gitmiyor artık aylaklık. hem lehime kullanıyorum da yani. biri bir şey dediğinde işim gücüm yok seninle mi uğraşacağım diyorum. lakin sanırım ki orada kasdedilen iş ile çalışmak aynı şey değil. olsun sonuçta çirkefleştim anlayacağın. sevgili günlük işe yaramazlık duygusu tamamen içimi kaplamak üzre. kara bir delik gibi bu düşünce her gün beni daha da içine çekiyor. sanırım benim için işsizlik ilk günlerdeki eğlencesini yitirmiş durumda. ama dünyanın en büyük ordusunun, işsizler ordusu olduğunu bilmek bir an için içimi rahatlattı. tek değilim demek ki beni anlayan milyonlarca insan var, hissettiklerimi hisseden düştüğüm bunalımlı günlere eşlik eden. daha ne yapmalıyım? kaç yere daha cv bırakıp yarın ararızlara kanmalıyım. ah be günlük sen bile beni yarı yolda bırakabiliyosun ya ne diyim. geçen seni babam okuduktan sonra artık en ucuz kalabildiğim yerde, evde dahi oturamaz oldum. bir insan bunu hakedecek ne yapmış olmalı. keşke çok fena yaratıcı olsam da alsam senaryo falan yazsam ordan bulsam parayı diyorum onda da yokum. arkadaş acaba ben bunların hepsini yaşamayı hakediyormuyum. ah be günlük uykum geldi, umduğum kadar güzel olmayan hayatım artık benimde umurumda değil.


daha öncesi için (bkz: #4766377)
amansabahlarolmasın amansabahlarolmasın
1. gün: sevgili günlük negzel lan iş yok güç yok bööle yatışlar falan iiimiş heeeaa !!


son gün : ipne günlük iş bul lan bana ev sahibi göte göz dikti mahallenin lonca teşkilatı eskitecek lan beni ..... bari bi simit parası at lan günlük günlüüüüüüüüüüüüük yakarım ulan bu günlüğü.... tertemiz yepyeni bir sayfa açsana bana günlük ....günlük şşşşşşş leyn ... bugün olmaz başım ağrıyo günlük.... noldu bize günlük...... şemmame şemmame bukeee....
de te fabula narratur de te fabula narratur
sevgili günlük,

kendimi küçük bir şehre mahkum ediyorum.

ama insan düşünmeden de edemiyor, para kazanmaya başladıktan sonra diğerleri farkı neyle kapatacak?
kendime kızamıyorum bile.
öfkem daha işlevsel özellikler göstermeli.

aynalar arası bir boyut bulmak zorundayım.
kendi görüntüme tahammül edemiyorum.
zira birbirimize çok yabancıyız.

daha pahalı ayna alınca insan işin içinden çıkabiliyor mu ki, paralel bir yaşamda kendimden tiksinmeyeyim?
edip cansever diyor ya: iki eşya arası bir hiçlik diye.
koordinatlarım bunlar.
de te fabula narratur de te fabula narratur
sevgili günlük,

hastayım ve halsizlik artık kıvranma seviyesini arşılamaya başladı.

kızacak kimsem kalmadı.
arkadaşlarımdan düzenli ve seviyeli olarak kaçıyorum.

kime baksam alnında yıllık maaş bordrosu görüyorum.
herkes her hareketiyle bana tikel-zavallı ve çağ dışı insan ilişkilerinin türevlerini sergiliyor gibi geliyor.

askerlik kapımda pinekliyor, birkaç ay sonra daha da sürtükleşip beni koynuna alacak, kendisinden tiksiniyorum.

insan ilişkilerine doğum günleri ekleneli kaç yıl oldu merak ediyorum.

"hediye al, meta ile ilişkini tabi kıl" ne kadar zavallı, şunu desek ya karşımızdakine "sana yılın 365 günü zaman ayıramıyorum onun yerine sen al bu hediyeyi koy".

goethe der ya: "3000 yılın hesabını göremeyenler için kendini üzme" diye, işte ben bazen neden zamanın ve varoluşun sancısını bu kadar ucuza çekiyorum diye düşünüyorum, bari bir maaş bağlasalardı, hiç para ve az para ayrı şeyler sevgili günlük, az para ile bir şeyden kısıp diğerine yatay geçişler yapabilir insan ama hiç para ile sadece koltuk altının deodorant alamayış kokusuna bölünür insan.
karyatid karyatid
dün bugün yarin hepsinde ayni etiket ismimin önünde. iyi kiz, akilli kiz, evde ama ya yazik tüm gün...
tüm bunlari hakedip etmediğimigeçtiğimizde elimde yine o sifat kaliyor. işsiz.
beş parasizlik deyimlerini ariyorum sözlüklerde . ve bulduklarimin yanindabakiniz veriliyor ismimle.
böyle olunca işte delleniyor insan.
tek işim yazmak oluyor. baksana, akil sağliğim bozuldu ona dair birgünlüğüm var. yalniz kaldim ona dair günlüğüm var.işim yok boşluktayim bak işte işsizlik günlüğüm var. ama tüm b u günlüklere dair sistemli bir çalişma yapiyorum. acaba günlükçülük mü benim işim? yoksa artik bir işim var mi?yemek içmek yatmak yaşamak dişinda yeni faaliyetim günlük tutmak mi yoksa?
söylesene günlük. yeni işim sen misin?
1 /