bir işsizin günlüğü

2 /
olea olea
bu sabah uyandım, bilgisayarımı açıp bağımı bahçemi tasımı tarağımı hallettim, heryere 10001 tame cv yolladım.

kahvaltı yaptım tv karşısında oturdum, sokağa çıktım, yürüdüm boş boş cebimde boş o yüzden oturamadım hiç bir yere eve döndüm,
televizyon izleyip, msn de takıldım, kitap okudum biraz, yemek yapmaya çalıştım olmadı...
akşam oldu, yemek vs...

yine herşey bitti yine televizyon ve bilgisayar uyumak istemiyorum, çünkü sabahları erken uyanmak istemiyorum, çünkü yapacak hiç bir şeyim yok

herkes bugünleri ararsın diyor bense bugünleri arayacağım günleri arıyorum.
kaç yazar kaç yazar
sevgili günlük;

bugün çok mutsuzum karım bugün de iş bulamazsam eve almayacağını söyledi. dediğini yapar biliyosun yataktan atalı altı ay oldu. o da haklı aslında neys bu önemli değil. ben aslında şey biliyorsun tek arkadaşım sensin eğer evden atılırsam sana gelirim ok.
karyatid karyatid
merhaba gene ben. her gün her gün yazmıyorum hem defter bitmesin diye hem de yazacak şeylerin yaşanan şeylerden bile az olmasından dolayı. unuttum sanma yani...
gecen gün canım çikolata istedi. markete gitmeden önce elimi cebe attım. boşluğa parmak atmak bu olsa gerek. feci bir hismiş lan günlük. neyse sonra o hisle avcumu yaladım çikolata isteğini unuttum.

sonra dün bir arkadaş uzun bir aradan sonra mesaj attı. yazmış şurdayım şunu yapıyorum. sen iş bulabildin mi? duydun mu özlemin kızı olmuş bla bla bla. yaşıtlarımın iş, aşk ve evliliklerine dair uzun mesaja karşın yazacak cümlelerim " ben iyiyim, yaşıyorum. ah ah çok sevindim bu habere " şeklinde olucaktı. lakin onu da yazamadım. kontür yok çünkü.

yoksullukla işsizlik birleşince boş cebe parmak atmaktan daha garip bir his kaplıyor insanın içini. parmak yiyen ben oluyorum sanki o an.

neyse
bu kadar. arabesk olmamak lazım ama insan varoş şarkıcıları dinleyerek kendini buluyor işsiz kaldıkça. en büyük eğlencem bas bas paraları leylaya bir daha mı geleceğiz dünyaya şarkısı. param olsun bascam leylaya parayı, bir daha mı gelcez lan diyeceğim ve dünyanın bir yerine atıcam parmağı.

saygılar...
işsizliğinin 2. yılını bitirmek üzere olan bir işsiz kız.
tek sahip olduğu sadece bu defter.
yazaryazamazyazaryazamazyazaryazamaz yazaryazamazyazaryazamazyazaryazamaz
günlerden pazartesi
saat 13:06

dün ne güzel şeyler söylenmişti halbuki iş hayatına dair. istihdam, yol+sigorta, esnek çalışma saatleri. bugün konuşacak adam yok, baygın bakma bana öyle hiç. dönmeyecekler. benden çıktılar ya dönmezler artık, dönerse bil ki senindir zaten. ama yok, dönmezler. televizyondaki adamlar bahsediyor aslında. bugünlerde bazıları dönebilecek kıvamda diyorlar, birinin ağzından bile referans kelimesini duyamamak gurur verici. gerçi benim referansım var, ohoo referans nedir ki? geçen gün babam bana referans aldı. bizim referansımız var böyle kocaman. ama dün aradım açmadı referans, meşguldu galiba. bu saate işi bitmiş olmalı. hala dönmedi. dönmeyecek galiba.

bugünlerde kimsenin kimseye dönesi yok. farkettin ama sende. bi yerlerde bi döneklik var. evet, farkettin. farkettik. kesin var.
çatapat çatapat
sabah gördüğüm saçma sapan rüyanın ardından gözümü açtığımda aklıma şu yaşıma dek sahip olmak istediğim meslekler geldi sevgili günlük. eh aylardır iş istiyorum ben yeaa diye kıvranırken aklıma bunların gelmesi gayet doğal değil mi? neyse günlük gel bakalım ben ne olmak istermişim ne olmuşum, zaman yelpazesinde fiti fiti dolanalım seninle:

-ilkokuldayken bilim çocuk alırdım her ay. sınıfa götürüp orda okurdum. bu yüzden kendimi sınıfın en entel kızı ilan etmişim bir de. yok lan, aşık olduğum çocuğu etkilemek için sınıfa götürürdüm. yoksa deli miyim külçe gibi ağır çantaya bir de dergi sıkıştırayım? işte o dönem karar verdim, ben astronot olacağım. uzaya çıkacağım, bulutların üstünde gezeceğim, yıldızlarla sek sek oynayacağım. böyle geçen günlerim oldu be günlük.

-sonra acı gerçeğin farkına vardım. türkiye'de bu meslek iş yapmıyordu. hemen kendime yeni bir meslek bulmalıydım. evraka! kimyager olacaktım. bu yüzden evde çamaşır suyu, bulaşık deterjanı, kolonya, sabun rendesi ve bilumum gözüme çarpan garip şeyleri maşrapanın içine dökmek suretiyle deneyler yapmaya başladım. amacım o karşımın patlamasıydı. çünkü dünya için çok önemli bir keşif yapmış olacaktım, ah o çizgi filmler beni hep siz yaktınız. ha bir de hababam sınıfındaki kimyacı şevket altuğ. ortaokula kadar gitti böyle.

-ortaokulda tam bir maldım be günlük. arkadaşların en acımasız olduğu dönemde bu dertlerle uğraşmaktan ne istediğime karar verememiştim. sadece sayısal okuyacağıma karar vermiştim. sayılar, formüller falan çok çekici gelmeye başlamıştı.

-liseye geldim. sayısal bölümü seçtim. elime bir yerden geçmiş olan öss puan rehberine bakarak kendime meslek seçmeye başladım. o dönemlerde aktüerya diye bir bölüm vardı, hala var mı bilmiyorum. puanı düşüktü ve ne iş yaptığını kimse bilmediğinden çok gözdeydi. hala da bilmiyorum aktüerya ne lan?! yok yok benim gözüm yoktu o işte, ben mimar olmaya karar vermiştim. önce iç mimar olayım yeaa çok güzel derken, kendimi sokakta gezerken binaların tasarımına bakarken bulduğumda (evet ben kendimi sık sık kaybeder böyle bir vitrinin önünde içerde yemek yiyenlere bakıp yalanan sezercik gibi bulurdum) vazgeçtim iç mimarlıktan. kendimi mimar olacağım diye o kadar inandırmıştım ki evde çizimler yapmaya başlamıştım. dersanedeki hocama götürüp çizimimin nasıl olduğunu sorardım. o da bana bırak bunları da iki soru daha fazla çöz derdi. eah yemişim soruyu derdim içimden. mal çatapat, çözsene soruları, salak!

-geldi geçti öss. ben yarrak gibi bir puan bekliyorum. bir de girdiğim seneden sonra sınav sistemi değişecek bir okula kapak atayım derdindeyim. yine malım anlayacağın. tercih döneminde yazdım bir sürü mühendislik, mimarlığa puanım yaklaşamıyor bile. eşit ağırlıktan da tercihler yapıyorum. bir baktım, ekonometri diye bir bölüm var. oha dedim ben bunu istiyorum. neyse yazdık bakalım. nah girersin sen çatapat ekonometriye o puanla. sonuçlar açıklanır, jeoloji mühendisliği. lan jeoloji nedir, ne iş yapar bu, bilmiyorum. neyse gidince öğrenirim dedim. ne öğrenmesi amına koyim daha ilk dersten başladı adam bir sürü mineral ismi saymaya, formasyonları sıralamaya. sikilmiş götün davası olmaz dedim, paşa paşa gittim okula, bitirince bakarız artık dedim.

-en çok merak ettiğin yere geldik değil mi günlük? evet okul bitti, evde kös kös oturuyorum. jeoloji yapmak istemiyorum diyordum, artık seçme lüksüm olmadığını fark edince ne iş olsa yaparım abi demeye başladım, valla bak, parası iyi olsun tuvalet bile temizlerim. zaten evde her gün temizliyorum, üstüne para alsam fena mı? kariyer net, yenibiriş com, secretcv com falan evim oldu artık. ooo yine mi siz geldiniz çatapat hanım diye uyarı mesajları bekliyorum buralardan. ha bu arada geçenlerde bir seminere gitmiştim de ordan aldığım bir kaç sertifika oldu, onları ekledim cv me. yok yok çok şık olmadı ama en azından bomboş bir cv den iyidir. bir kaç iş görüşmesine gittim, olmadı tabi. şimdi de thy kabin memuru arıyormuş, onun görüşmesine gideceğim bakalım. benden hostes mi olur lan? yastık isteyeni yastıkla boğarım, öyle lanet biriyim. neyse bakalım göreceğiz. o değil de param olsa aşçılık kursuna giderim, elim yatkın yemek yapmaya. tek korkum mutfakta cinnet geçirip et bıçağıyla birilerini doğramak olur. böyle işte günlük, her günüm bir önceki günümden farklı değil. bir iki dostum dışında benim en büyük dostlarım: çamaşır suyu, bez, bıçak ve kesme tahtası. ev kızı olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. sigortası olsa evlere temizliğe giderim bak, onlar iyi kazanıyor. hem 4 bilemedin 5 saat çalışıyorsun günde. ben bunu da bir düşüneyim bence.
hadi be dötünü teveyim hadi be dötünü teveyim
sevgili günlük;

iş bulmaktan bi' süre önce umudumu kesmiştim.uzun zamandır da iş aramıyorum.günlerimi acınası halde geçiriyorum.insan işsiz kalınca arkadaşlarının yanına bile uğrayamaz oluyor.ya biri sorarsa ''işler nasıl?'' ''iş yerinde herşey yolunda mı?'' diye ödüm kopuyor.ya biri gel takılalım derse ne yaparım ben??bu yüzden arayanların telefonlarını kapatıyorum, muhabbet çok uzamadan.

-iyiyim, şu an çok meşgulüm ya...sonra arasan???

işsizken vakit bol, herşey için yapılacak çok zaman var fakat imkan yok.sokağa çıkarken insanın cebinde 5 kuruş para bile olmaması ne acı...isteklerini gerçekleştirmek için büyük bir engel.artık asosyal biri oldum, gocunmuyorum da bundan hem.kabullendim artık, kendimle uzlaşmanın yollarını arıyorum.

tüm bunların yanında sabahları amaçsız uyanmak insana daha da uyku veriyor.dayayıveriyorum kafayı yastığa yeniden.yeniden uyandığımda vakit, öğleyi çoktan geçmiş oluyor.uyandığımda yine bir amaç yok.düşünüyorum ne yapsam diye ama yeni yok benim için.yine kendimi internet başında buluyorum.

ailemin gözüne yavaş yavaş battığımı farkettim.evde tartışmalar yaşanıyor ve yine odama kapanmış buluyorum kendimi.çok sıkıldım artık.uzun süren işsizlik ve ayrılık acısının üstüne şimdi de bu mu???daha iyi anlıyorum herşeyi.düşenin dostu olmuyormuş tecrübeyle sabit artık benim için.ne yapıyorsan kendin için yap.aykırı bile olsa yap.sen başarınca kendini herkese kabul ettirebilirsin ben bu gün bunu öğrendim.

karar verdim izmir bana dar.eylül'de istanbul'a gidiyorum yeni bir umutla.bana umut veren şeyse istanbullu firmanın cv'me cevap vermesiydi.gitmedim...istanbul'da oturuyormuş gibi yazmıştım ama oturmuyorum işte. ne olursa olsun.belki de macera ama deneyeceğim kararım kesin.artık yorulmayı özledim.ben de pazar günlerini iple çekmek istiyorum.artık bu gün günlerden ne olduğunun önemi olsun benim için.yorulmadan tatil olmuyor bu hayatta.

bi' garip ama tatili özledim ben.
trink trink
şöyle bir özet günlük çıkartmıştım;

günlerin her biri ayrı güzel
her biri ayrı bunaltıcı
pazartesi, cuma ayrımı olmadan her biriyle aynı seviyeli ilişki
haftasonu demeden gece gündüz tatil
19 mayıslar, 23 nisanlar anlamsız,
9 günlük kurban bayramı tatilleri evde gereksiz kalabalık
hangi günde olduğumuz, bugün ayın kaçı olduğu unutulmuş
gelecek belirsiz, gelecek temiz; ama yer yer umutsuz karalanmamış bir sayfa
bazen sabırlı, bazen kendi kendinin psikoloğu
bazen asabi, aileye çevreye terör estiren
"ne olmalıyım" sorusuna cevap aranan nice saatler, günlerin her biri ayrı düşünceli
eşe dosta verilen kaytarmaca cevaplar aynı rutinlikte
iş başvuruları feci sıkıcı, mülakatlar her şeyden beter
inşallah çağırmazlar diye oluşan mülakat fobisi ise kara günlerin habercisi
bazen çok gelir zaman ne yapacağını bilemezsin
bazen öyle hızlı geçer ki "yavaş ol işsizlik sürem gittikçe artıyor" der bunalırsın
kısacası her gün "zamanla" yaşanan gerilimli bir ilişki
karyatid karyatid
her gelen, giden günde ne zaman iyi olacağız sorusunun sorulduğu günlerin yazıya aktarılmış halidir bir işsizin günlüğü...

insan yapamadıklarına yanar, kendini asalak hissetmeye başladığında ruhunu sıkarken bir şeyleri kelimelerle kusmaya çalışır.

işte o an alır eline günlüğü ve başlar,

merhaba gene ben, dün yazdığımdan farklı bir şey yok.
uyandık gene pek uyunmamış bir geceden. sonra sıcakta olsa kendimi pc başında buldum.

iyi değilim. mutlu olduğumda söylenemez. bugün kendim için ter dökmedim, sıcaktan akıtılan terinde maddi bir kazanç sağladığını söyleyemem.

alın teriyle kazanılmamış bir ekmeği yedim gece ve yarın gene aynı lokmadan besleneceğim.
sıkıldım.

sıkılmak bu ara en büyük işim oldu.lakin hala işsizliğim son bulmadı...
mavi erkan mavi erkan
15.08.2010
bugün pazar. arkadaşlarla mangal yaptık. top oynadık. akşama kadar eğlendik. çok güzel bir gündü.
22.08.2010
bugün pazar. sana bir haftadır yazmadığımın farkındayım. ama bugün çok güzel şeyler oldu. denize gittik arkadaşlarla. kerem'in bir arkadaşı vardı gamze. çok tatlı bi kız. gece geç saatlere kadar muhabbet ettik. okuldan yeni mezun olmuş. iş arıyormuş. galiba ondan hoşlanıyorum.
29.08.2010.
bugün pazar. yine arkadaşlarla beraberdik. sana bir haftadır yazmadığım için üzgünüm...

günlük değil haftalıktır.
nuller nuller
sevgili günlük;

ilk kez işsiz kalıyorum, bu işsizlik beni sıkmaya başladı. son işimde proje bazlı çalıştığım için şu proje bitse de izmir'de yatsam birazcık deyip duruyodum. eşek gibi çalıştık işi bitirdik. sonra firmam bana başka bir şehre gidermisin dedi. gidermiyim hiç! izmir varken, gitmedim tabi günlük. yatarım biraz izmir'de bana iş mi yok tecrübeli mühendissin dedim kendi kendime. galiba günlük biraz götüm kalkmış sen ne dersin?

neyse ağırdan başladım iş aramaya ama iş beğenmiyorum, proje beğenmiyorum, izmir firmaları teker teker çağırmaya başladı görüşmelere. görüşmeye gidiyorum her şey güzel gidiyo ücret kısmına gelince en son bu ücrete çalıştım diyorum bir sessizlik oluşuyor. tabi izmir piyasası kötü o kadar veremeyiz de falandı filandı biz sizi ararız deyip gönderiyorlar beni. sonra arayan olmuyor tabi. kafamdaki ücret gittikçe düşmeye başladı. adamlar bedava çalış diyecek nerdeyse izmir diye. bu izmir piyasası neden düşük onu da anlamıyorum günlük. kütahya piyasası bile burdan daha iyiymiş.

az önce yine bir iş görüşmesinden geldim, nasıl geçti dersen günlük, hiç bilmiyorum hava buz gibiydi götüm dondu sadece onu hatırlıyorum. allahtan eşim evde sıkılmama fırsat vermiyor pek. evi süpür, bulaşık yıka, banyoyu temizle derken akşam oluyor, iyice ev erkeği moduna girdim günlük, yakında örgüye başlarsam şaşırma.
işsizliğimin 28. gününde bana dert ortağı olduğun için teşekkür sevgili günlük.
2 /