bir sinemada yaşanabilecek en dumur olaylar

1 /
feklavye feklavye
perdenin önünden geçen ve kedi zannettiğiniz beyaz gölgenin, yüksekçe olan platformdan diklemesine duvara tutunarak inmesi, bu sayede onun aslında kedi kadar bir sıçan olduğunu anlamanız.

yine de filmi izledim sonuna kadar.
one thousand and one nights one thousand and one nights
sinemaya arka kapıdan girmeniz, yani biletinizi göstermeme gibi bir salaklık yapmanız sonucu görevlinin salona girip biletini göstermeyen var mı demesiyle içinizden hass... deyip sonra koltuğunuzda hayatınızda büzülebileceğinizi düşünemediğiniz kadar büzülmeniz, o görevliye bileti uzatmanız ve müthiş kırmızı bir suratla filmin başlaması için yalvarmanız.
nereye koyduysan ordadir nereye koyduysan ordadir
sinemaya anneyle gidersiniz, anne film ara verince sigara içmeye çıkar. dönüşte de karanlık olduğu için koltukları karıştırır başka bir kızın yanına oturur. sonra mı? sonrası gülme krizleri.
bsrkknn bsrkknn
filmi zehir eden yanımdaki hatundur net.
pek yakında adlı filmi izledikten sonra sinirle kalktım o koltuktan.hatun komedi filmi diye özümsemiş.- hop dur burda ağlaman gerekiyor- diyemedim. hunharca her sahneye kahkaha attı. üstelik yorumları beni benden aldı.
-bak bak şimdi bak
-çok ince mesajlar var aslında burda
-filmin son sahneleri bunlar yaa
-cem yılmaz mükemmel ya.

ota bıka gülen insan ben buna derim. son çare olarak arkadaşımla yer değiştirdik,fayda yok. filmin sonunda ise tek yorum şu oldu: ben bu hatunun sevgilisi olsam ağzına bi tane şaplatmıştım. yanındaki adama selam olsun.
sabah mavisi sabah mavisi
önümdeki koltuga isvec'li bir zürafanın oturması ve film boyunca alt yazıları okuyacagım diye boynumun tutulması.

bir kisinin daha basina gelmis filmini de yapmislar

shotbar dağı shotbar dağı
yatılı okulda kalıp kız arkadaşıyla haftasonu 2 günde 4 filme giren bir arkadaşım vardı. sinemada ne yaptıklarını az çok tahmin ediyorsunuz. fimleri hızlı hızlı say desem birini unutuyordu illa ki. sinema sektörüyle bu kadar iç içe olup bu kadar uzak olan insanlardı.

bunlar yine bir gün sinemaya gidiyorlar. her zamanki gibi katılımın az olacağı bir film seçiyorlar. madagaskar yanlış hatırlamıyorsam.

salona girip en arka köşeye oturuyorlar. içeride onlardan başka bir yaşlı teyze ve torunu var. tam film başlayacağı anda kapı açılıyor ve bir kadın giriyor içeri. "hadi çocuklar hızlı olun biraz tek sıra halinde girin" diyor. içeri 20 30 tane çocuk giriyor. "öğretmenim biz en arkaya oturcaz" diye bağrışıyorlar. bizimkiler de filmin yarısına kadar oturup mutsuz bir şekilde çıkıyorlar.
mindrust mindrust
3d filmlerin daha yeni yeni moda olmaya başladığı zamanlarda, bileti alırken gözlük parası vermemek için ''yok yaa gözlüksüz izlerim ben'' diye düşünen bir arkadaşımızı tüm çabalara rağmen ikna edemememiz, olum bak bulanık oluyor izleyemezsin gözlerin bozulur tarzındaki uyarılarımıza kulak asmaması ve seansa girmesi. sonrasında bize olan isyanı :

-olum altyazılar neden çince mk türkiyede yaşıyoruz lan, film çok kötü, hay sizin seçeceğiniz filme sokayım. off başım ağrıyor akşam çok içtim ondan oluyor herhalde seste çok açık, ben gidiyorum siz izleyin, bok gibiymiş film.
purepain purepain
yer kadıköy sineması film school of rock

rock müzik sever iki insan olarak sevgilimle beraber filmin konusunun ilgi alanımızın içine girmesi yüzünden bu filmi seçmiştik ve maalesef ki bu film kadıköyde sadece kadıköy sinemasında gösterimdeydi. salonda bizle beraber 3 kişi daha vardı yani salon boş sayılır biz daha arkalardan gayet normal bir şekilde filmi izliyoruz. film arası olmuş filmin ikinci yarısında arkamızdaki koltuğa yer göstericinin çocuğunun oturması sanki bişey yapacakmışız gibi sürekli koltuğu tekmelemesi tam ayağa kalkıp çocuğu tokatlayacakken abi özür dilerim deyip 2 sıra arkaya gitmesi.
overload overload
2007 yapımı başrollerinde nicole kidman , daniel craig , sam elliot vs vs gibi isimlerin oynadığı süper fragmana sahip the golden compass filmine gitmek için yaptığım lobi faaliyetleri sonuç vermiş ve filme gitmiştik. sinema salonuna girdiğimiz and etrafta koşuşturan çocukları ve onların annelerini filan görünce utanmadan öteye şok geçirdik. bir yanım hala çocuk filmine gelmiş olabileceğimize inanmıyordu ama diğer yarısı çoktan intihar etmişti. umudunu koruyan diğer yanım ise fillm başlayınca intihar edene katıldı. işin kötüsü para verdik diye filmi baştan sona izlemiştik.
bir diğeri ise: yeni başlanan iş yerinde herkes sanki festival filmi izliyor anasını satayım. bu durumda öğle yemeklerinde , çay- kahve molalarında sürekli isveç- italyan sinemasına atıflar yapılmaktadır. böyle bir ortamdan çıkıp sevdiceğin ısrarı üzerine the groods filmine gidilir. salonda hatırı sayılır çocuk nüfusunun üzerine bir de o high level ortamdan satış departmanı ayaklı gazetesine pişti olunur. o piç bizi görünce " çocuk istedi yeaa " dedi yırttı da ben yırtamadım be sözlük.
iyiyi sona sakladım. 1999 yılında (sözlüğün büyük çoğunluğunun daha doğmadığı yıllar) 1998 yılında gösterime giren titanic filminde o zaman ki kızların sevgilisi leonardo di caprio'nun yeni filmi the man in the ıron mask filmine gitmiştik arkadaşla. biz o zaman lise 1 deyiz tabii. tam yanımıza yaklaşık 6-7 tane liseli olduklarını tahmin ettiğimiz kız grubu oturdu. film başladıktan sonra her leonardo göründüğünde bir alkış bir tezahürat kopardılar. leonardo giyiniyor şak şak şak leonardo bir şey söylüyor şak şak şak. leonardo mala vuruyor oooo şak şak şak. arkadaşım birkaç kez sessizlik konusunda uyarıda bulunduysa da pek fayda etmedi. ışıklar açıldığında tüm salon bu manyakların arkadaşımız olduğunu düşünmüş olmalı ki herkes bizi uyardı. ( arkadaşlarınıza biraz sakin izletin gibilerinden) biz onları tanımıyoruz dediysek te kimseyi inandıramamıştık. şimdi düşününce neden benimde herkes gibi sevgilimle oynaşırken ışıkların aniden yanması gibi bir anım yok lan!
belbereth belbereth
haftalardır beklediğiniz filme bilet almışsınız, tam yerinize oturdunuz önünüzdeki koltuk boş, film başlamak üzere, oh ya her yer tıklım tıklım benim önüm boş rahat rahat izlerim kafasındasınız.

bu düşünce akıldan geçer geçmez.
bir anda iki metre boyunda biri merdivenleri yürüyen ağaç misali çıkıyor , nolur benim önüme geçmesin diye yalvarırken gelip tam önünüze oturuyor , kaya kafalı, ağaç görünümlü insan kırması, işte bütün film boyunca bir sağa, bir sola yamulmaktan alabora olur, sinirden filmi yarım bırakır çıkarsınız.

işte öyle bir şey...
şuh pakize şuh pakize
filmin adını unuttum çünkü yanımdaki koltuktaki çift sevişti bir keresinde. filme odaklanamadım bir türlü. şapırtılara ön koltuktakilerden dönüp bakan oldu bir kaç kez. ama benim konsantrasyon tammamen çöktü. çıkışta paramı istemeyi düşündüm gişeden. bildiğin seviştiler amına koyim. olan filme oldu.
bak hala filmin adını hatırlamıyorum iyi mi?
mor sümbül soğanı mor sümbül soğanı
uzun süredir beklediğim bir film vardı, aldım biletimi heyecanla bekliyorum. gişenin oralarda beklemek yerine salona geçip bekleyeyim, dedim. salon karanlık, sadece filmden evvel gösterilen diğer filmlerin fragmanları aydınlatıyor ortalığı, yani o zaman öyle düşündüm.

filmin başlamasına daha epey bi vakit olmasına rağmen salon bi hayli kalabalıktı. yerimi bulmak için insanların önünden mi geçmiyorum, telefonun ışığını insanların suratına mı tutmuyorum. ama insanlık hali, normal şeyler bunlar, diyerek kendimi teselli ediyorum bi taraftan. yerleşip gözümü sahneye çevirdim, biraz zaman geçince izlediğim şeyin bir fragman olmayıp filmin kendisi olduğuna kanaat getirdim. meğer nasıl şaşkınsam önceki seansın son 5-10 dakikasında salona girmişim. bi taraftan gülüyorum kendi kendime diğer taraftan da gözümü kapatıp olacakları görmemeye, duymamaya çalışıyorum. gerçekten ne gördüm ne duydum, güzel şartlamışım kendimi, sadece güldüm sessizce. hayır, kimse de "kardeş nereye gidiyorsun? orada film izleniyor, gel seni şuraya alalım." demiyor ki. filmini mahvettiğim tüm seyirciden buradan özür dilerim. allah'tan benim koltuğum boştu da minik bir yer kavgasının üyesi olmadım.
mgun mgun
dumur değil de en sinir bozucu şey, filmin jeneriği akmaya başlar başlamaz içeceğini pıssssst diye açanlar... ya amk insanı iki saniye bekle de oyuncuları gör bari ondan sonra pısst'latırsın!

ha bu arada aklıma gelen iki detay var; birisi shrek 2'nin sonunda peri anne'nin şarkısından sonra tüm salon alkış tutmuştu, o olaydan sonra da bi daha animasyonlara fazla gitmemeye başladım, bu ne lan? bir de return of the king'in hüküm dağı sahnesinde "atacaksan at şu yüzüğü be" diye bağırmıştı sığır bir adam...

o zamanlar homurdanıyorduk ama şimdi özlüyor insan o günleri... amk çinlileri!

götler!
1 /