black books

1 /
guanoapes guanoapes
muhteşem bir ingiliz dizisi.kitap satmaktan nefret eden bir kitabevi sahibinin başından geçen olayları konu alır.30 dakikalık 6 bölümden oluşan 3 sezon.yapılmış en komik dizilerden biri.belki de en komiği.
usuyitik usuyitik
keyifle izlediğimiz nadide dizilerden biridir. özellikle kapı kapı gezen incil satıcılarını evine alıp saatlerce şarap eşliğinde incil konuştukları bölümde çok eğlenmiştim.
tatito tatito
the sopranos'un 3x07 bölümünün sonunda çalan bir nils lofgren şarkısı. mnskym. adeta beyinden vuruyor. dinlenmeli. sözleri de şöyle;

one last time from freddy's joint
we drove out to lover's point
shared our last kiss eye to eye
spoke of tender times long past
said they weren't meant to last
too many different dreams to satisfy

she wants
new shoulders to cry on
new backseats to lie on
and she always gets her way
she wants to see other guys
get lost in other eyes
baby's in the black books
yes she's in the black books today

ı've yet to find a dreary bar
where whispers don't drift from afar
about her wild and wicked ways
the hardest truths don't have a why
often true love will just die
and leave a grief to haunt
the lonely nights and days

she wants
new shoulders to cry on
new backseats to lie on
and she always gets her way
she wants to hurt other guys
put tears in other eyes
baby's in the black books
yes she's in the black books today

she wants to hurt other guys
put tears in other eyes
baby's in the black books
yes she's in the black books today
fak badi fak badi
komedi dizisi nasıl olur sorusuna verilebilecek en iyi örneklerden biri. kısa ve net. hikayeyi uzatmadan, dozunda güldürüyor. bi de o kadar şarap sigara tüketmeseler keşke. canımız çekiyor izlerken.
ekmekarasıköfte ekmekarasıköfte
bernard ın koy götüne rahvan gitsin edası yüzünden her izleyişimde hayatı sevmeme yol açan dizi.

ıspanağı yoğurtlu mu yoksa yoğurtsuz mu yemeliyiz tartışmalarının yapıldığı televizyonun , başka bir kanalında bi yerlerde bernard ın sigara ve alkolle olan muhteşem birlikteliği uzaktan da olsa bir fight club etkisi yaratmaktadır.
pitoresk pitoresk
komedide bir everesttir. yalnız saçmalık dozu yüksektir, absürd kıvamdadır. güldürme tekniği buna dayanır. laçka taklitler, geri zekalı şiveler (bkz: türk komedi standardı)yerine son derece ciddi ciddi yapılan kopmuş gitmiş işlerle yürür. bu açıdan bakıldığında geleneksel bir komedidir, şahanedir.
nothing suits me like a suit nothing suits me like a suit
the it crowd'u beğendiğim ve ingiliz dizilerine ısındığımı belirtmem üzerine sözlükten bir arkadaşın tavsiyesini dikkate alarak ilk 2 bölümünü izledim. henüz the it crowd kadar sarmadı ama umarım beğenirim ilerleyen zamanlarda. bir de tarihi eski bir dizi sanırsam onunda etkisi olabilir yani zaten ingiliz komedisine uzağız.
diye düşünüyorum diye düşünüyorum
o kadar övülmesine rağmen, çok çok komik diyemeyeceğim ingiliz dizisi.
tamam güzel dizi. 3 sezon zaten 6'şar bölümden. 1 haftada izledim ama kahkahalar attığım bir sahne yoktu.
güldüm, gülümsedim, izlerken zevk aldım ama şimdi düşünüyorum, en komik sahnesi neydi diye. birkaç sahne hariç bir şey gelmiyor.
ingiliz dizilerini severim. coupling falan gayet iyiydi.
ama bence bu filmde kahkahalar atmak için, ingiliz kültürüne mi hakim olmak lazım nedir bilmiyorum.
bir de en iyi ingilizi dizisi diyenler var.
ben anlamadım herhalde diyorum.
o c o c
gecenin bu saatinde kalkıp bana yazdirdigina göre öncelikle derin iz birakmis bu dizi. hem de derin iz birakacak bir sayıda bölümü de yok. komedinin güldürünün kralı ingilizlerdir diye çıkarım yapmak istiyorum fütursuzca, coupling, it crowd, black books, ve komedi olmaması gereken dizilerde bile normal bir komedi dizisinden daha konsantre mizah unsuru bulundurulması, ayrıca 6 bölüm sezon yapıp diziyi 3 sezonda bitirip ah vah etmeye sebep olmak. bu ingilizler işi bilmiyorsa nedir arkadas?

black books tahminen 1 en fazla 2 haftada bitirdigim bir dizi olmasına ve aylar geçmesine rağmen nedense bir iki gündür aklımda. zaten hafızam kötü oldugundan bölümün yarısı anlatilmadan haa o ne komikti be diyemem ama o atmosfer, kitap satmaktan nefret eden, müthiş aksan ve konuşma biçimine sahip(aksan bunu karşılamıyor, adamın değişik bir konuşması var) her daim leyla dylan moran ve fena halde tanıdığım birine benzeyen manny'yi asla unutamam. sanırım her kofti entelin icinde yatan hem asi hem ulaşılamaz hem de kendi icinde mutlu şarap kadehiyle ayrılmaz dylan moran bu diziyi benim için bir diziden ziyade, bir roman okuyormusum gibi hissettirdi. o hareketleri ve umursamazligiyla kahramanım oldu kendisi bir daha belirteyim.

gercekten her güzel seyin bitmesi ve çabuk bitmesi lanetine kapılmış bu saheseri hasretle hatirlarken, herkese bernard gibi keyifli izlemeler dilerim efenim.
1 /