bootleg

three hours three hours
bootleg ingilizce'de birtakım malların yasadışı olarak alımını, satımını ve taşınmasını, yani kaçakçılığı belirten bir kelimeydi. ancak daha sonra anlam genişlemesine uğrayarak her türlü korsancılığa, taklitçiliğe, karaborsa işlerine verilen bir ad halini almıştır.

bootleg'in tanımlamak için en çok kullanıldığı durumlar şunlardır:

- bootleg recording/bootleg kayıtlar: müzik endüstrisinde sanatçının izni olmadan yapılan kayıtlar. bunlar provalar, konser kayıtları vs. olabilir.
- bootlegging veya rum running: alkolik içeceklerin vergi kanunlarına aykırı biçimde taşınması ve satılması.
- bootleg radio: yasadışı frekanslar, ekipman ve prosedürlerle yapılan radyo yayınları.
- bootleg liquor veya moonshine: kaçak içki üretimi
noscho noscho
eğer internetten bootleg bir canlı albüm indirecekseniz, albümün infosunda "soundboard" kelimesini arayın öncelikle. bootleg kayıtlar iki tiptir, ilki seyirciler tarafından kaydedilmiş "audience recording", diğeri de miksaj ünitesinden alınan kayıt olan "soundboard recording". takdir edersiniz ki soundcard daha kaliteli oluyor.

ha ama bazen öyle kaliteli seyirci kayıtları oluyor ki, insan ayırt edemiyor. fakat işinizi garantiye almanız için soundboard'dan vazgeçmeyin.

edit: nedense soundcard yazmışım hep. soundboard. evet.
valiente valiente
nme dergisi 30 bootleg albums you need to hear listesini yayınlamış.

aralarından blur – glastonbury 2009 en iyisi olabilir. (hatta o glastonbury 'nin de dahil olduğu 2009 yılındaki turnelerinin görüntülerinin de bulunduğu no distance left to run filmi çekilmiştir. aslında o konserler resmi kayıt olarak geçiyor ama yanılıyor da olabilirim.)

30 bootleg albums you need to hear view the latest photos of 30 bootleg albums you need to hear from nme.com nme