camelot

1 /
age of aquarius age of aquarius
camelot, kral arthur'un yönetmiş ve yaşamış olduğu ülkedir.

camelot ; sadece bir yer değildir; ilahi adaletin hüküm sürdüğü, insanlık zihninde kaybolmuş bir idealin yansımasıdır. orası, eflatun’un ideal “devlet” kavramı gibi, bir arketiptir ve buna yaklaşılmaya çalışılır. orada tüm formlar mükemmeldir. insan zihnine arketipsel bir devletin ve ülkenin merkezi şeklinde kazınmıştır. camelot’un duvarları yıkılabilir, ama camelot fikri yaşar çünkü o içimizdedir. adalet ve umudun toprakları olan camelot, gökteki arketipinin yeryüzündeki yansımasıdır. göksel her şey gibi de ölümsüzdür ve mükemmeldir. yuvarlak masa şövalyeleri’nin kardeşliği, camelot halkına da yansımıştır. ışık, oradaki kardeşlikten yayılmaktadır; yani bir merkez özelliği taşır.
noryth aquanum noryth aquanum
kral arthur'un efsanevi şehridir.
kral arthur(gerçek arthur, mitlerden arınmış olanı), camel kenti civarında cadbury şatosu adı verilen yerde yaşamıştır. 60'lı yıllarda cadbury şatosu'nun platomsu zirvesinde yapılan kazılar sonucu o bölgede büyük bir yapının olduğu anlaşılmıştır. bundan sonra birazcık efsaneler giriyor araya. camel'e "lot" eki eklenerek "camel sarayı" manasına gelen "camelot" ortaya çıkıyor. hatta kral arthur'un 21 müttefikinden oluşan "yuvarlak taşları ve adamları" da "yuvarlak masa şövalyeleri" haline gelmiş.
bridget jones bridget jones
hukuğun sadece ve gerçekten tek geçerli güç olduğu, insanlarının birbirlerine hizmet etmek için yaşadıkları, ilk şövalye filminde bir kadının 2 erkeğe aynı anda aşık olmasının bile büyüleyici göründüğü şehir.
yubermis yubermis
arthur'un excalibur'u aldıktan ve kral olduktan sonra yapmaya karar verdiği altın şehir: "the land of peace and prosperity"

arthur'un hikayesinde yer alan bir çok ayrıntı, çok farklı kaynaklarda çok tipik yanlarıyla işlendiği için aslında bir kez daha yazmak istemiyorum. hikayedeki her şey az çok biliniyor, yuvarlak masa şövalyeleri'ni bir çırpıda ezbere sayabilecek bir dolu insan bile var. ama herhalde en az bilinen konu camelot kalesi. birçok filmde dönemine göre oldukça büyük bir saray olarak gösterilen kaleyi en son başrollerinde sean connery, richard gere ve julia ormond'ın oynadığı first knight filminde görmüştük, richard gere'ın boş bakışlarından fırsat bulup da camelot'a ilgi gösteremeyenler kenara çekilsin.

asıl ilginç olan, camelot'un hangi şehirde, hatta hangi ülkede bulunduğu konusunda bile bir fikir birliğine varılamamasıdır. kale bazılarına göre ingiltere'de, bazılarına göre de fransa'dadır. hatta "hiçbir yerde olmadığı için her yerde olabilir". özellikle romantik yazarlar için belki de bu camelot'a en yakışanıdır. efsanenin gerçek olduğunu varsayarsak, hikayenin geçtiği dönem göz önüne alındığında camelot'un aslında eski bir roma kalesi ya da yerleşkesi olma olasılığı daha yüksek. tabii ki bu varsayım aslında tamamen hayal ürünü olabilecek bir kaleyi var etmek anlamına da geliyor bence.

bugün ilyada'yı okuyup ardından truva'ya giderseniz şehrin yerleşiminde kendi hayal gücünüze göre kimin evinin nerede olduğunu ya da kralın tüm savaşı nereden seyrettiğini kafanızda canlandırabilirsiniz. fakat camelot için ne böyle bir ayrıntı var ne de bir kalıntı. her şey dizilerde, filmlerde, şiirlerde, resimlerde gördüklerimizden ibaret.

camelot kimi resimlerde yalçın kayalıkların üzerinde bir kale, kimilerinde ise bir hendeği olan tipik bir ortaçağ kalesi gibi gösterilir. bazı çizimlerde ise bir göl kenarında resmedilir. her nerede olursa olsun bugün birçok yerde turistik malzeme olarak kullanıyor. şu anda herhalde kalenin en gerçek olduğu yer dark age of camelot adlı mmorpg. beta'sından edindiğim tecrübeyle söyleyebilirim ki kalenin inanılmaz detaylı çizimleri yapılmış.

camelot aslında hayallerimizde, adalet dağıtan şövalyelerin toplandığı, güzel kadınların dolaştığı, arthur'un ve büyücü merlin'in yaşadığı, yıkılmaz ama aynı zamanda ulaşılmaz bir kale.
kellemakası kellemakası
ingiliz bilim insanlarının günümüzde de aramaya devam ettikleri ingiliz efsanesi şehir, nitekim arthur'un yaptıklarıda henüz ispatlanamamıştır.
nefertari nefertari
az önce izledim ilk bölümü; fazla ciddi bi dizi olmuş, iyi güzel tamam da, ne bileyim; bi sevemedim pek. mölinle karşılaştırmıyorum tabiki, onu asla yapamam ama buna rağmen bi yadırgadım. eva green'i iyi görmeye alışmışken, morgan gibi bi rolda görmek de ilginç geldi, nedense pek yakıştıramadım onu da. neyse, diğer bölümlere bakacağız, belki sevmeye başlarım.
1 /