çanakkale şehitleri

1 /
braveheart braveheart
yaklaşık olarak 250bin kadar olan yiğitlerdir. sadece 18 martlarda akıllara gelenlerdir. günün herhangi bir saatinde onlar üç beş şiiri okunur. çeşitli videolar paylaışılır. ya da duygu e-mailler gönderilir. hepsi bundan ibarettir. diğer günler kimsenin aklına bile gelmez. akıllarına gelmez yedikleri her lokmada onların payı olduğu. onlar orda şehit olmasa bizim babalarımızın bile belli olmayacığını. zaten bunlar başka günlerde birlerinin kafasından geçseydi daha başka olurdu ortalık. daha çok vatanını seven insanlar yönetirdi buraları. daha mantıklı insalar daha mantıklı işler için uğraşırdı ortalıkta...

zaten çanakkale ile ilgili girilen entry lerin büyük kısmının 18 martta olmasından kolayca anlaşılmaktadır.
fitnefücur fitnefücur
vurulup tertemiz al­nından uzanmış yatıyor.

bir hilâl uğruna yarab ne gü­neşler batıyor.

ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker.

gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

gömelim gel seni tarihe de­sem sığmazsın

bu taşındır diyerek kabe'yi diksem başına

ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına

sonra gök kubbeyi lâhdine yapsam da tavan

yedi kandilli süreyya'yı uzatsam oradan

tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana

yine bir şey yapabildim di­yemem hatırana!

mehmet akif ersoy
simetrik yara simetrik yara
şu an eğer rahat istediğimiz şeyleri yapıyorsak ülkemizde rahat bir şekilde, bunu onlara borçluyuz. sanatsal anlamdaki özgürlüğümüz, az ve ya çok kısıtlı bir şekilde olsa da, yadsınamaz derecede iyidir. onlar sayesinde şu an konuşabiliyoruz hür irademizle. mekanınız cennet olsun. umarım borcumuzu size iyi bir şekilde veriyoruzdur.
breadwars breadwars
alman imparatorluğu için savaştığını bilmeden vatanı uğruna tereddüt etmeden şehit olmuş sayısı 250.000 değil 57000 olan (gelelkurmay arşivi) kelimelerle ifade edilemeyecek kahramanlıkları destan olan , 1915 te savaşarak vermedikleri topraklar bugün parsel parsel satılmış kemikleri sızım sızım sızlayan yiğitlerdir.
pembeleopardeseni pembeleopardeseni
"bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor" daki güneşler.*
"allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) "ölü" demeyin.zira onlar diridirler! fakat, siz farkında değilsiniz." deki gerçek diriler aynı zamanda. *
antalya rüzgarı antalya rüzgarı
içlerinde benim dedeminde savaşmış olduğu şanlı türk askerleridir, yaptıkları klavye başında yazılarak anlatılamayacak kadar değerli olanlardır, yemek listelerine bakınca kimi zaman hiç bir şey yemeden savaşmış olanlardır ve bütün savaş boyunca kaynatılmış üzüm hoşafı içerek hayatta kalmış bir çok kişinin atalarıdır.

alman imparatorluğu için değil o günlerde başkent olan vatan toprağı istanbul'un işgal edilmemesi için savaşmışlardır.
cd temizleme bezi cd temizleme bezi
"ben 1960-1961 yılında edirne'de öğretmen okulundan mezun oldum ve çanakkale savaşlarının en yoğun geçtiği gelibolu yarımadasının ucunda bulunan eceabat'a bağlı alçıtepe köyüne öğretmen olarak tayin edildim.köylüler savaş sonrası (1934) romanyadan göçmen olarak gelmiş, buraya yerleştirilmişlerdi. köye vardığımda bana:
'hoca hanım, bir buraya geldiğimizde yağmur yağdığı zaman yerden kırmızı su fışkırırdı. bizim köyümüzün her karış toprağı şehit kanıdır. bunun için olur olmaz yerlere çöp dökmeyin, hele besmelesiz, abdestsiz hiç gezmeyin, onlar için dua edin' dediller.

bu sözden çok etkilenmiştim, her gece yatmadan önce şehitlerin ruhlarına bildiğim bütün duaları okur öyle yatardım. bu durum aylarca devam etti. bir gece, gecenin ilerlemiş bir saatinde at sesiyle, yüzlerce atlı, nal sesiyle uyandım.o anda camdan dışarı bakmak istedim. fakat cesaret edemedim. evim cadde üzerindeydi. aynı zamanda köy, askeri bölge olduğu için bir askeri deniz taburu vardı. herhalde bir alarm vardır diye düşündüm. ertesi gün babaları subay olan öğrencilerime sordum, 'bu gece alarm var mıydı ? babanız evde miydi ?' diye. onlar da babalarının evde olduğunu, alarm falan olmadığını söylediler.

ertesi gece aynı saatlerde yine yüzlerce atlı camımın önünden geçiyordu. atlı sesleri, zincir sesleri öylesine çoktu ki, gidiş yönlerinin bugünkü şehitler abidesinin bulunduğu morto koyu'na doğru olduğunu hissettim. o tarafa doğru gidiyordu atlılar. ve ben tekrar kalkıp oturuyor ve o sesi dinliyordum. hemen ardından sabah ezanı okunmuştu, yarım saat geçti geçmedi o at sesleri bu sefer ters yöne, nuri yamut paşa anıtına doğru gitmeye başladı. bu durumu anneme anlattım, o da bana 'yok kızım öyle şey mi olur, çok korktuğun için sana öyle gelmiştir dedi. ben de kendisine bir daha sesleri duyarsam onu uyandırıp göstereceğimi söyledim.

bir süre sonra bir gece yine at sesleriyle uyandım. sanki birisi beni dürtüyor, sarsarak uyandırıyordu. hemen anneme seslendim, o da uyandı ve dinledi. o da aynı sesleri duydu, o da cesaret edip bakamadı, korktu. öylesine huzursuz olmuştum ki kulaklarımda daima sesler vardı. bir gün bir aile toplantısında konu şehitlerden açıldı. şehitlerle ilgili olarak herkes birşeyler anlatıyordu. bu konuyu en iyi bilenin o sırada morto koyunda fransız mezarlığını inşa eden mühendisin annesi olduğunu söylediler. kadın dininde diyanetinde bir hanımefendiydi. durumu anlatınca bana dedi ki:

'ah evadım, niye korktun ? korkulacak birşey yok ki. eğer perdeni açıp baksaydın yüzlerce binlerce atlının üzerlerinde bembeyaz kefenlerle morto koyuna doğru gittiğini görecektin. ben de buraya ilk geldiğimde şantiyede aynı sesleri duydum. birden perdeyi açınca ne göreyim, şehitler abidesinin denize bakan tarafında yüzlerce, binlerce beyaz kefenli namaz kılıyordu. bende onlarla namaz kıldım. namazdan sonra hepsi atlarının üzerine binip kaybolup gittiler. sen onlara çok dua okuduğun için görünmüşler. eğer korkuyorsan, görmek istemiyorsan dua okuma.'
bende o teyzenin dediğini yaptım, dua okumayı bıraktım. bir daha da ne seslerini duyabildim, ne kendilerini görebildim."

**********************

"1980'li yıllardayız. çanakkale savaşlarının cereyan ettiği topraklarda insanımız tarlasını sürmekte, toprağıyla meşgul olmaktadır. böyle günlerden birinde bir köylü tarlasını sürerken bir asker naaşıyla karşılaşırç bu askerin vücudu hiç bozulmamış, gözleri uyur gibi yumulmuş ve elinde bir mavzer vardır. köylü bu manzara karşısında çok şaşırır ve biraz da korkar. asker sanki diriliverecekmiş gibi bir vaziyettedir ve elindeki mavzeri de sıkı sıkı tutmaktadır. naaşı bulan vatandaşımız merakını yenemez ve mavzeri incelemek ister ama askerin elinden mavzeri almak mümkün olmaz. onu bu halde bırakıp unutamayacağı gün gibi ortadadır. bu hadiseyi yetkililere bildirmek gerektiğini düşünür ve aklına ilk gelen kişi olan muhtara gider. muhtar da hiç vakit kaybetmeden yetkilileri arar ve hep beraber şehidin başına giderler. tekrar silahı almaya çalışırlar ama başaramazlar. çaresizlik içinde oradakilerden birinin aklına askeri yetkililere haber vermek gelir ve kısa süre sonra bir komutan gelmiştir. komutan askerin üzerindeki elbiselerden şehidin 1. dünya savaşından kalma bir asker olduğunu hemen anlar. tüfeğin alınamadığını söylerler. komutan hadiseye vakıf birisidir. bir mehmetçiğin vazife şuurunu bilmekte ve şehitlerin hayat hususiyetlerini anlamaktadır. ona ölü muamelesi yapmak son derece yanlıştır. allah yolunda vatan müdaafasında öldürülen kişi elbette ki şehittir ve ölmemiştir, hala yaşamaktadır, sadece bizim bilmediğimiz bir alemde.
komutan askere emir verir bir eda ile şehide hitap eder:

'asker! vazife bitmiştir. silah bırak!'

işte o anda gözler dolmuştur. o nasıl bir vazife şuurudur ki aklından vatan müdafaasını çıkarmayan mehmedimiz o haleti ruhiye de ölmüş ve hala vatanını müdafaa ettiğini düşünmektedir. komutanın gür nidası karşısında elleri yavaş yavaş çözülür ve mavzer elinden alınabilir."

**********************

"allah yolunda öldürülenlere ölüdür demeyiniz, aslında onlar diridirler fakat siz bunu bilemezsiniz." (2/154)

"cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde olan her şey orada vardır. ancak şehid böyle değil. o, mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder" hz. muhammed.

**********************

tanım yapmak gerekirse öylemeyenlerdir.
allah rahmet eylesin diye ölülere deriz ya o yüzden "allah başımızdan eksik etmesin" diyorum.
1 /