çarpık kentleşme

sukura bamka sukura bamka
özellikle büyük şehirlerin problemi. bunun yanında bir de yetersiz alt yapı gelir ki bunların karşısında insanın sevincinden kendini tutamayıp çiftetelli oynayası gelir.
naringergedan naringergedan
emlak piyasasındaki canlanmayı fırsat bilenlerin şehrin olur olmaz (bulunan herhangi bir boş alan) yerlerine diktiği yüksek binalarla katkı sağladığı oluşum. bir yanda yükselen alışveriş merkezleri, diğer tarafta kuleler ve ortasında hapsedilmekten kaçamayan insan. görünürde insanlar binaları satın alıyor ama çarpık kentleşme sayesinde aslında para şehri satın alıyor.
dont disturb dont disturb
ya bunun için oyun var yahu.şimdi oyunla e alakası var amına gömiyim diyeceksiniz ama var.

(bkz: simcity 4) veya (bkz: simcity 2013) bu oyunlar öyle sikimsonik oyunlar değil.yapılışları için çok uğraşılan harbi yönetim oyunlarıdır.abartısız söylüyorum bazı ülkelerde hocalar 4 oyununu şehir bölge planlamacı öğrencilere tavsiye ettiği baba bir oyundur.

olay şu artık bizde de bu bir teste tabi tutulsa bu işleri yapanlar bu ve bunun gibi planlamacı ve başkan'lar similasyonlarda puan alsa da yeterlilik olsa fena olmaz mı ?

neyse sesli düşündüm size saçma gelecek şimdi de bilmeyen bir oynasın sonra konuşalım.
endip endip
son 50 yılda başlayıp bugün zirveye çıkan, ancak insanların yeni bir şeymiş gibi keşfettiği, büyük çoğunluğun ise geçmişle bugünü kıyaslayamadığı için bundan haberdar ve rahatsız olmadığı durum.
dedektif gibi dedektif gibi
plansız kentleşmeye deniyor oysaki çarpık sıfatı gereksizdir çünkü kentleşme denen şeyin kendisi çarpıktır. doğadan kopmuş, sanayileşmiş, dar bir alanda sıkışmış insan kalabalığından oluşan özellikle büyük kentler çok fazla enerjiye ihtiyaç duyar: yüksek binalara asansörle çıkılır; amvlerde, alt-üst geçitlerde yürüyen merdivenler her yerde trafik lambası, sokak lambası, ışıklı tabelalar vardır; arabalar, halk otobüsleri, çöp kamyonları, beton mikserleri, tramvaylar, metrolar... bu enerji ihtiyacını karşılamak için santraller, barajlar yapılır. bütün bunların maliyetini kentte yaşayanlar karşılar. çoğu ücretli çalışandır. genellikle karın tokluğuna sevmedikleri işlerde mutlu azınlık için çalışırlar.
bütün bunlar ne için?
elcordobez elcordobez
ruhlarımıza kadar sirayet etmiş korkunç çarpıklığın gözle görülür halidir.
bugün kentler öyle bir hale gelmiş ki, kent desen değil, köy desen değil. bir ucube lumpen meskenler halini almışlar. aynı bizim ruhlarımızdan da fışkıran binlerce lumpen irin gibi.
zaten artık yaşadığımız kente de hayata da oldukça yabancıyız. ruhumuz var mı, kaldı mı diye bir derdimiz bile yok.

ülkemin bir çok kentini gezmişimdir. dünyanın da bir çok coğrafyasında bulundum. kendi ülkem kadar cennet imgesinin yakışacağı şiirsel coğrafyalara çok az rastladım. tabii bahsettiğim hâl 18-20 yıl evvelde kaldı. bugün ülkemde ne kadar şiirsel ırmak biliyorsam üzerine bina yapıldı. yahut şirketlere satıldı ve şirket 3 senede kuruttu o güzelim suları.
aynı malum partinin ülkemizi kurutma hızında yaptılar bunu.

kentler bugün olmuş sıkışık zipli dosyalar. bu hâle biz getirdik.
bu virüs daha iyi günlerimizin içinden geçtiğimizin uyarısıdır.
ten letters ten letters
çarpık olan sadece kentleşme olsa..

o kentlerin çoğunu yönetenlerin zihniyeti de çarpık, zihinleri düzensiz olduğu için bu kentler de düzensiz, bu yüzden çarpık çurpuk hep.
acarabi acarabi
doymak bilmeyen insan ruhunu dizginleyebilmek adına insanlığın üzerine karabasan gibi çöken, plansız programsız içinde bulunulan zamanı kurtarmak adına yapılan kentleşmedir.
jack ecstein jack ecstein
"kentleşme denen şeyin kendisi çarpıktır" denmiş. itiraz ediyorum; değildir. bu, son zamanlarda karantina döneminde yaşadığımız vıcık romantizmi andırıyor. aaa boğazda yunuslar var, doğanın sahipleri gelmiş :)))) napalım yani! flipperlar ürkmesin diye deniz taşıtlarını bırakıp yüzerek mi geçelim karşıya? yahut hiç geçmeyelim mi? olmadı şehri terk edelim. ayasofya da ne kilise ne cami, dev bir kuş kafesi olsun.

şu "doğadan kopan insan" vurgusuna da ayrı bir kılım. olm doğada aslan yiyordu lan bizi. sırtlanlar pusu atıyordu. ben şuncacık odadaki bir adet sivrisinekle mücadele ederken ne sıkıntılar yaşıyorum, doğaya dönüp aslana mı siktireceksin bizi nedir?

valla doğa bizden geçmiş arkadaş. bakın, doğaya aşeren biri varsa gitsin 1 hafta fındık bahçesinde çalışsın. her çalının altından, her yaprağın kenarından değişik değişik canlılar fırlıyor. hadi bakalım doğayla bütünleş. bütünleş de soktuğu gibi davul gibi şişirsin kolunu bacağını o doğadaki paydaşların. ve hiçbir şekilde medeniyetin meyvesi merhemden, ilaçtan yararlanma. hadi.

kentleşme mühimdir. önemlidir. iyi planlanmaması bir organizasyon sorunudur. bak sana bunları yazdığım cihaz keçi sütünden yapılmadı. has mı has sanayi ürünü. sanayinin doğurduğu, birbirini besleyen kent-sanayi ikilisinin mahsülü.

he "ne için?" sorusu dev bir karadeliktir. dünyayı ilgilendiren her şey "ne için" sorusuyla boşa çıkartılabilir. çünkü yaşamda her şey "hiç"e çıkar. ama madem varlığımıza bir son veremiyoruz, ben mağaraya geri dönmem aga. dönecek olana da önce fındık bahçesinde bir staj öneririm.