charlie chaplin

2 /
1101001 1101001
londra'nın fakir bölgelerinden birinde doğup büyüyen, 1913 yılında ailesi ile bir oyun için gittiği abd'de sinemaya başlayan, 1914'te çekilen "kid auto races at venice" filminde; bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük numara ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ile gülünç mizansenler oluşturan şarlo tiplemesini yaratan büyük usta.. şarlo makineleşmiş yaşamın içinde kimliksizleştirilen insanın sessiz çığlığı olmuştur adeta.

filmlerinin gösterildiği her ülkede insanların hayranlığını toplamasına rağmen, abd vatandaşlığını reddetmesi sebebiyle bu ülkede kendisine yönelik büyük bir karalama kampanyası başlatılmış, "gold rush" adlı filmindeki bazı sahnelerin komünizm propagandası olarak yorumlanması bu kampanyayı başarıya ulaştırmıştır. chaplin, ailesi ile birlikte sınırdışı edilerek abd'ye girmesi yasaklanmıştır.

charlie chaplin'n "sessiz" ama sisteme karşı son derece açık kavgasıyla adeta bütünleşmiş olan "modern zamanlar" filmi; kapitalizmin giderek gelişmesiyle insan doğasında belirmeye başlayan tek tipleşme ve makineleşmeyi çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. 1930'lu yıllarda abd'de yaşanan ekonomik krizi ve bunun yol açtığı sosyal ve insani çöküntünün yarattığı dramı, komedi formunda ve trajik bir biçimde beyaz perdeye taşımıştır. bantlarda ve dev makineler arasında çalışan insanların, sistemin işlemesi adına birer makine parçası haline gelmesi, kapitalist üretim ilişkileri içerisinde metalaşan insan yaşamı filmin ana temasını oluşturmaktadır.

dar bir kapıdan toplu olarak çıkan koyun sürüsüyle, metro merdivenlerinden çıkıp işyerlerine yönelenler arasındaki açık benzerliğe bir gönderme yaparak tektipleştirilmeye çalışılan insanı en yalın haliyle anlatır. en çarpıcı sahnelerinden birisini ise, işçilerin yemek arası nedeniyle makinelerinin başından ayrılmalarını önlemek amacıyla, işçilere çalışmaya devam ederlerken yemek yemelerini sağlayacak ahtapota benzer yeni bir makinenin devreye sokulması sırasında yaşanan görüntüler oluşturur. üretim ilişkilerinin toplumsal düzenin şekillenmesinde belirleyici bir etmen olduğunu gözler önüne seren film "modern çağın" insan hayatına ve gündelik yaşamın gereklerine nasıl hakimiyet kurabildiğini tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır.

chaplin'in yarattığı karakter, kapitalizm ve onun ana çarkları olan kurumlarla ve altında yatan ideolojiyle kavga içerisindedir. sisteme gösterilen karşı duruş sisteme kanalize olmama çabası "sessiz" ama derin çığlığı ile karışıyor. onun için sessizlik sürekli bir hareketliliği dayatan kapitalizme karşı önemli bir direniş aracı olmuştur.. sinemanın onda simgeleşmiş sessiz haykırışıyla yaşamları metalaştıran sisteme karşı verdiği mücadelesinden dolayı chaplin'in önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.
jetonnn jetonnn
lucky number slevin(sanslı sleven)filminde bruce willis'in fılmın basında racon keser vari konusmasında
şöyle bi konusma gecer;
karsısında tanıyamadıgım aktör:
_bla bla bla(hatırlayamıyorum tam kurguyu)
bruce baba;
önemli olan bu değil..charlie chaplin,charlie chaplin'e benzeyenler yarısmasına katılmıs
ve 3.olmustur..
trajı komıktır ayrıca ilk kez duyuyorsanız gülmekten konsantrenız dagılabılır tüm fılm boyunca..
şimdi ben ne desem şimdi ben ne desem
ara güler'in fotoğrafını çekemediği ingiliz oyuncu.
bir röportajında chaplin'in evinin önünde günlerce yatmasına rağmen bir poz bile çekemediğini belirtmiştir.
chaplin ara güler'e "yarattığım karakteri yok etmemek için fotoğraf çektirmiyorum." demiştir.
bes kirkdokuz bes kirkdokuz
""üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. bu benim işim değil. ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum. elimden gelse, herkese, ister yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun tüm insanlara yardım etmek isterim.

hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. bütün insanlar böyledir. karşımızdakinin mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. bu dünyada herkese yetecek yer var. ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.

hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. makineleşmeden çok insanlığa gereksinimimiz var. zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz.

uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın. üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. insanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. insanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır.

askerler! sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. kafaları ve kalpleri makine gibi olan bu adamlar a boyun eğmeyin. sizler birer makine değilsiniz. sizler insansınız! kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! nefret etmeyin! yalnızca sevilmeyenler nefret eder... sevilmeyenler ve anormal olanlar!

askerler! kölelik uğruna savaşmayın! özgürlük için savaşın! st luke'un incil'inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. siz insanlar güçlüsünüz. makineleri yapacak güce sahipsiniz. mutluluğu yaratacak güç sizdedir! bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve birleşelim. yeni bir dünya için savaşalım. herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım.

zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. ama yalan söylediler! sözlerini tutmuyorlar. hiçbir zaman da tutmayacaklar! diktatörler kendilerini kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. askerler, demokrasi adına birleşelim!

hannah beni duyuyor musun? nerede olursan ol, başını kaldırıp bak! bak, hannah. bulutlar dağılıyor! güneş çıkıyor! karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! yeni bir dünyanın eşiğindeyiz. insanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir dünyaya yaklaşıyoruz. başını kaldırıp bak. hannah! insan ruhu kanatlandı ve uçmaya başladı artık. gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru uçuyor. başını kaldırıp bir bak hannah! bir bak!""

the great dictator , ekim 1940
umur samaz umur samaz
karşınızda charlie chaplin. o ne yüz ifadesidir, o nasıl danstır. adam tek başına filmin tamamı zaten.

şarlo asla bir şaklaban, pinokyo, cem yılmaz tarzı bir komedyen değil. modern zamanlar filminde kapitalizmi komik noktalarıyla eleştiriyor ve komedisi gerçek hayattan geliyor. filmlerinde simgeleri çok kullanıyor. bu filminde de bu çoğu yerde geçerli. filmleri tam bir eleştiri. bu yüzden şarlo cezalar almış ve bir süre yurt dışında yaşamıştı. tekrar döndüğünde ise tam bir kahraman olarak karşılanıyor amerika'da.

çok iyi dans ediyor, paten kayıyor, şarkı söylüyor. oturun izleyin gülün.
burasi neresi burasi neresi
hitler'e olan benzerliğini yazıp yönetiği büyük diktatör isimli filminde hitler'i canlandırmakta kullanmış komedyen. komediyi kullanarak hitler'in (adenoid hynkel) ne mal olduğunu göstermeye çalışmıştır. bir çok yapımcı onu bu filmi yapmaktan hitler'i kızdırmak istemedikleri için caydırmaya çalışmıştır ancak roosevelt kendisini cesaretlendirmiştir. filmde sadece hitler'le değil aynı zamanda mussolini (benzino napoloni) ile de taşşak geçmiştir. film chaplin'in en pahalı ve en güzel filmidir. kendisi ise eğer hitler'in yaptığı vahşetin boyutunu bilse idim bu filmi asla çekmezdim demiş.

yahudi olduğunu naziler karalama kampanyası olarak ileri sürmüşler (`der ewige jude). kendisi bu iddiaları uzun süre cevapsız bırakmıştır, ta ki otobiyografisini yazana kadar. biyografisinde yahudi olmadığını ancak üvey babasının ve annesinin üvey babasından olan oğlunun yahudi olduğunu açıklamıştır.


çingene kanunları çingene kanunları
mizahını ezilenlerin silahı olarak ifade edebiliriz. onu silahlaştırmak sınıfsal bir bilinç işi olsa da kirlenmemişliğin, ezilmişliğin, içtenliğin insani derinliklerinden damıtılan kendiliğinden muhalif bir yanı da vardır hep. baskı, sömürü, işkence, savaş vb. insanlık dışı uygulamaların toplamı olan acıların gözyaşlarının arasından mizah/gülmece yaratır.

amerikan sineması içinde var etti kendini, ölümsüzleştirdi; ama hiçbir zaman amerikan vatandaşı olmadı. yeryüzü vatandaşı olarak yaşadı hep. onun için kapitalizmle, emperyalizmle ve faşizmle sorunu oldu. onun için baskılarla, karalama kampanyalarıyla uğraştı.

çocukluğu hep yoksulluk içerisinde geçti. üç yaşındayken anne babası ayrıldı. birlikte yaşadığı annesi psikolojik sorunları yüzünden akıl hastanesine yatırılınca başka bir kadınla yaşayan babasının yanına gitti.on iki yaşına gelince babasını kaybetti ve yine annesiyle yaşamaya başladı. annesinin hastalığı artınca verildiği bir yetimhanede yaşamaya başladı.

büyük bir komedi ustası olmasında doğumundan itibaren yoksullukla, sokakla ve sıkıntılarla tanışıklığın etkisi büyüktür. bunun yanında müzikhol ve tiyatrolarda rol alan anne ve babasından dolayı sahneyle erkenden tanışması da onu beslemiştir. eserlerinde bu tanışıklıklarının izlerini görmek zor değildir.

sayısız sessiz komedi filmleri; yumurcak, altına hücum, şehir ışıkları, modern zamanlar, büyük diktatör, new york'ta bir kral ...

yumurcak'la yoksulluğu,sevgiyi, her şeye rağmen var olmayı... altın'a hücum'la umudu, çaresizliği,direnci... şehir ışıkları'yla iyiliği, duygusallığı, mutluluğu... modern zamanlar'la işçi sınıfını, emeği... büyük diktatör'le faşizmin acımasızlığını...new york'ta bir kral'la kapitalizmin insansızlığını hatırlatır.
pötü pötü
beden dilini en iyi kullanan kişilerden birisidir ve bu yeteneğinin küçükken geçirdiği çok ciddi bir hastalıktan sonra kazandığı rivayet edilir.sokağa bile çıkamayacak kadar hasta yatar ve annesi de oğluna dışarda olanları camın arkadasından görsel olarak anlatır.çocukların oynamasını, yağmurun yağışını ve sokakta insanların neler yaptığını beden dilini kullanarak anlatır annesi.bu deneyim ile beraber charlie chaplin'nin bu yeteneği kazandığı rivayet edilir.doğru mu yanlış mı bilinmez...
çingene kanunları çingene kanunları
şarlo hakkında ''sex manyağı'' dır diye bir şey duydum birinden ve ona bu kadar bağlı, onu bu kadar seven, hayranı olan biri olarak okuyup ya da duyup geçemedim bu yargıyı. biraz araştırdım; ama bununla ilgili bir şey bulamadım. aman bir iddiadır diyip geçtim. daha sonra nazım hikmet 'in kendisini anlattığı bir şiire rastladım ve orada tesadüfen şarlo geçiyordu. hemen paylaşayım :

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı

sonra dedim ki hımm olabilir, nazım acaba bu şiirde neyi ima etmiş. olsa da olmasa da bu kimseyi ilgilendirmez. nasıl ki nazım 'ın kadınları onun ustalığını, harika bir şair, düşünür olmasını değiştirmiyorsa ; şarlo için de bu aynıdır.
çingene kanunları çingene kanunları
konumuz charlie chaplin , emre kongar ' ın bunun üzerine cumhuriyet'te yazdığı bir yazıyı aktarmak istiyorum : ... ünlü aktör charlie chaplin de komünist olmakla suçlanmış, anılarında hayatında hiç komünist olmadığını belirtmesine karşın, '' komünist olmak en doğal hakkımdır '' demişti.

1952'de kırk yıldır yaşadığı abd'den hala vatandaşı olduğu ingiltere'ye giderken başsavcı thomas mcgranery, amerika'ya geri döndürdüğü takdirde mccarthy soruşturmasında ifade vermesi için göçmen bürosu'nda alıkonulacağını belirtti. ( mccarthy de size şöle söleyim; bütün komünistleri, komünist düşündüklerini içeri tıkmıştır bu adam ve başta hollywood yıldızları gelir. ) '' ben ihtilal değil, yeni filmler yapmak istiyorum '' diyen chaplin, amerika'ya girişine ambargo konulması üzerine isviçre'ye yerleşti.
delicaponcadı delicaponcadı
güldürürken düşündürmek bu olsa gerek. şimdinin bir çok komedyeni(!) kendisinin hem güldürüp hem de düşündürdüğünü iddia ediyor. mesela yılmaz erdoğan. programına üç beş şiveli insan koyunca, insanlar tarafından hassas konulara parmak basan komik şakacı insan gibi görüneceğini zannediyor sanırım. ama charlie chaplin öyle mi? fimlerinin her biri ders gibidir. bir tarafı yüceltmeden, duygu sömürüsü yapmadan anlatılmak istenenin anlatılabileceğini göstermiştir ve onun üstüne şimdilik başka biri gelmemiştir. kendisi bana göre bir dahidir. kapitalizmin ne olduğunu görmek isteyenlere belli dozlarda charlie chaplin almalarını şiddetle tavsiye ederim.
balefulwhisper balefulwhisper
sinemada güldürü türünü en üst noktaya taşıyan ingiliz yönetmen, oyuncu ve senaristidir.üstüne etiketletip filmlerinin ana teması haline getirdiği şarlo tiplemesi toplumun ezdiği, kenara ittiği bir serseridir.bunun bilincinde vardığından, toplumdan intikam almanın peşine düşer.felsefesi, topluma ve onun para, din, çalışma alanı gibi mitlerine karşı çıkmaktır.iyi niyetlidir ama her zaman yanlış anlaşılır, kadınların yaklaşımını yanlış değerlendirir ve bu da trajikomik olaylar dizisine yol açar.
güldürü türünde filmler yapsa da, chaplin'in filmlerinde mutlu sona nadiren rastlanır.altına hücum, şehir ışıkları, sirk, sahne ışıkları, büyük diktatör ve asri zamanlar en önemli yapıtları arasında gösterilmektedir.
director director
türk olsa atatürkü sevmek istemedi diye yerin dibine sokulacak olan bir sanat dehası olurdu, ne de olsa türkler geleceğe değil geçmişte kalmış bir noktada yaşarlar,

ben bir dünya vatandaşıyım ve atam charlie chaplin diyebilene de eksi oy verirler
2 /