çocuk sahibi olmak

1 /
compasino compasino
hiçbir şeyle ölçülemeyek kadar yüce birşeye sahip olmak. araba sürerken aklınıza her geldiğinde ayağınızı gazdan çekmenize nedendir. sigarayı her yakışınızda tekrar düşünmenize sebep olandır. bir gülümsemesi, sizi kucaklaması dünyaya bedeldir. prozac kullanmakla eş değerdir.
bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazdım bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazdım
sen olmasaydın eğer geceleri kesintisiz uyuyacak ama her kalkışımda seni öpme duygusunu tadamayacaktım. istediğim her akşam, sinemaya, bara, dürüm yemeğe,sahilde dolaşmaya gidebilecektim ama 'anne bende geleyim' diye bacaklarıma yapışan minik ellerinin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

yeni boyanmış duvarlarımda kalem izi ve yemek izi olmayacaktı ama ben silerken anneciğim ne kadar iyisin diyen sesini duymayacaktı kulaklarım.babanla belki daha az kavga edecektim ama her kavga sonrası üzülme ben seni çok seviyorum diye beni göğsüne bastırmayacaktın.

belki başım daha az ağrıyacak, daha az yorgun olacaktım ama kanepeye uzanıp minik ellerinle yaptığın o büyülü dokunuşların etkisiyle dirilemeyecektim.

hastane odasında, lohusa kurdelası ile çekilmiş fotoğraflarım olmayacaktı.

otobüse bindiğimde kimse yer vermeyecekti.

her gece bıkmaksızın baktığın düğün fotoğraflarıma belki yılda bir kez bakacaktım.annemi bu kadar sevdiğimi anlamayacaktım.seni seviyorum demeyi hep erteleyecektim. annelik duygusu ile donanamayacaktım.doğum izni prosedüründen haberim olmayacaktı.

aynı cinsin rekabetinin ne demek olduğunu anlamayacaktım.elim senin elinde dolaşırken bir sahil kenarında, dalga seslerinin bize şarkılar mırıldandığını duyamayacaktım.gece senle ilgili korkulu rüyalar görmeyecek, ızdırapla uyanıp yatağının yanına gelip, derin derin nefes alışını izleyemeyecektim.

38.5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.

anneler gününde kimseden hediye alamayacaktım ama ertesi gün bana küsüp geri hediyesini isteyen bir yavruya gülümseyemeyecektim.sabrı, merhameti, önseziyi, özveriyi, duyarlığını, öğrenmeyi, öğretmeyi tam randımanlı kullanamayacaktım.

gece 4:30 da gözü kapalı mutfağa kadar gidip, bardağa su doldurup yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.minicik evimi mama sandalyesi, otomobil koltuğu, ana kucağı, rengarenk emzikler, muhtelif boyda biberonlar, onlarca çeşit barbie, yapbozlar, tüylü-tüysüz envai çeşit oyuncakla ve şişelerce çocuk ilacı ile doldurmayacaktım.her çıktığım alışverişten sana alınmış paketlerle dönemeyecektim.

hamilelik esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp, tartıyı kırma eğilimi gösteremeyecektim. çocuk doktorları ile ilişkim, sokakta gördüğüm tabelalardan ibaret olacaktı.

aşkın ve sevginin bir erkekle kadın arasında yaşanan o önlenemez sevgi olduğunu sanacak ve yanılacaktı.torun bakma şansım olmayacaktı.

ben kanepede sızmış uyurken, koşa koşa yatağının örtüsünü alıp, üzerime sermek için nefes nefese kalışını göremeyecektim.üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.sulu köftenin köftelerini fındık büyüklüğünde yapmak için sabrım hiç olmayacaktı.

kimseye bu kadar sık sarılamayacak ve yalayıp yutarcasına öpemeyecektim... sen olmasaydın eğer ben asla 'ben' olmayacaktım...
jassmine jassmine
ağacın meyvesi gibidir çocuk, bir insan için. varlığınızın ispatı, arkanızda bıraktığınız izdir. her türlü sıkıntısına rağmen mutluluk kaynağı yaşama sevincinizdir.
blaberus blaberus
sahibi olduğumuz çocuğumuzun "hello world" demesine üç ay kaldı ve eşimle ben memleketimizin güzide sağlık sistemi içerisinde nurtopu gibi bir "sinir sahibi" olduk. birincisi, hamilelik öncesindeki ve doğum sırasındaki her türlü anomali, test ve sinir bozucu bilumum şey ile ilgili engin bilgi birikimine sahibiz. ikincisi, tıbbın, doktoruna göre değişen esneklikte bir yapıya sahip olduğunu ziyadesiyle tecrübe ettik. üçüncüsü, bir şeyi sonuna kadar inceleyip deşmekle ve bir konu hakkında fazla şey bilmekle insanın düşünmekten, olasılık hesabı yapmaktan helak olduğunu; bilginin o kadar da menem bir şey olmadığını anladık. tüm bunların dışında ben, bir çocuğum olacağını düşündükçe içim içime sığmıyor ve arada bir ne yapacağımı sapıtır gibi oluyorum; sanıyorum hayatımdaki en inişli çıkışlı duygusal halleri yaşıyorum ve bunun henüz başlangıç olduğunu iliklerime dek hissediyorum.
sine qua non sine qua non
sevdiğiniz insan ve sizden hayat bulmuş bir varlığa duyduğunuz açlık,merak.. ve diğer yandan o çocuğun da size sahip olması.. sahip olmaya değil de, sahip olunmaya değer misiniz bakalım?
tembel tembel
geçen akşam, çekirdek çitleyerekten deniz kenağrında voltalarken, çocukların tırmanma ve hoplama ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak tesislenmiş bir zımbırtının en tepesine çıkmış, avazları yettiğince "bas gaza yavrum bas gaza"yı söylerken bir taraftan dan dun metallere vuran altı-yedi yaşlarındaki "three amigos" çarptı gözüme. ortalığı inletmek deyiminin hakkını vermeye uğraşır gibiydiler. hanıma dönüp "biz çocuk yapmıycaz di mi lan?" diye bir soru yönelttim. cevap ise beklentim hilafına "yapçaz olm kaçarı yok." şeklinde geldi. o an, sırtıma ata biner gibi oturmuş, tepine tepine "bas gaza baba bas gaza" diye ünleyen bodur ve sevimsiz bir yaratık canlandı gözlerimin önünde. apansız bir korku kapladı içimi.
heidi heidi
en radikalinden bir karar. sonrasında aileye bir katılan olmaktan çıkıp, kapsayana dönüşen çocuğunuzu düşünmeden bir süre geçirme talebiniz olsa da geçiremeyecek bir sevginiz ve bağımlılığınız oluyor. sonuna dek müebbet kollama hapsi. ama dışarıdaki hayata adım atmaya kalkışamayacak türden. sonunda;çocuk büyüyüp yoluna bakıyor, eski alışkanlığınız olan yapışık kalma arzunuza sinirleniyor. siz de avucunuzdan yitenle kalakalıyorsunuz muhtemelen.
boleynkızı boleynkızı
ömrü ipoteklemektir çocuk sahibi olmak. tüm hayatınızın artık öznesi o olur, o geldikten sonra hiç birşey eskisi gibi olmaz eskininde çok önemi yoktur.çocuk sahibi olmama rağmen tüm ailelerden çocukları ne kadar kötü olursa olsun duyduğum şey hayatta yaptığım en güzel şey çocuk sahibi olmak diyorlar. en güzel zorluk, en büyük dert, en büyük yaşama sevinci,övünebileceğin, yenilebileceğin, işte bu benim parçam diye gösterebileceğin birşeye sahip olmak.
jade jade
şansızlıktır. insan doğası gereği bencildir ve bencil kalmalıdır. halbuki sürekli amip gibi bölünme ihtiyacı içinde olan kadınlar yüzünden insan doğasının gerektirdiği gibi bile davranamaz. yanı bu çocuk yapmanın külfeti kadında ama hep de kadınlar ister, aman pek ironik. yanı toplum içinde " ben eve gelince rahat rahat oturmak istiyorum, geceleri zırlamayla uyanmak istemiyorum, sevgilimle mutlu mesut dolaşmak, takılmak, hayatımı doya doya yaşamak istiyorum " derseniz anlarsınız zavallı halınızı. hormonlar baskı yapıyor martavalı ayrı sorun, kadınsın ya ille o hormonlar ezicek seni, sanki cia yerleştirdi beynimize o hormon dediğimiz cipleri. yanı ille bi yerden zortlayacaksin, sen istemiyorsun ayh hormonların istiyor. eziyet yahu. kendi hayatını kendi elinle rezil etmek gibi. hormonlarım bu dönemde bana hayatı yaşamam, tadını çıkartmam gerektiğini vurguluyor hatta çocuk yaparsam beni çok büyük tehlikelerin beklediğini söylüyor, evet tehdit ediyorlar. çocuk yaparsam en azından 15-20 senemi full time merhamet, bağlılık sonraki 20 senemi torun adı verilen yaratıkla part time bakıcılık şeklinde planlamışlar çünkü.
taze fasulle taze fasulle
bin kere düşünülüp, hazır olduğunuza eminseniz yapılması gerekir. sonuçta cami avlusuna bırakacağınız bir çocuğu dünyaya getirmek o küçük masum bebeğin ileride, hayata hiç gelmemiş olmayı dilemesine yol açabilir. (bkz: çocuk esirgeme kurumu)
hopeless hopeless
bir insan nasıl çocuk sahibi olmaya karar verebiliyor anlamak mümkün değil. bu nasıl bir seçenek olabilir? sen kimsin ki çocuk sahibi olmak senin tercihin? bütün insanların canlarına göre çocuk sahibi olabildiği bir dünya için yine iyiyiz bence.
1 /