çocukken hayvanlara yapılan işkenceler

1 /
heliad heliad
yazın ağaçta yakalanan cırcır böceklerini çakmakla yakmak
yine yazın kayalıklarda yakalanan yengeci kaynar suya atmak ve renginin kırmızıya dönüşmesini izlemek

çocukken biraz psikopatmıymışım ne?!
butterfly butterfly
kediyi içine sokarcasına sevmek ve sonucunda kedinin sana çizik atması.

yağmur yağdığı zaman bulunduğunuz hava şartlarında sürekli yağmur görüyorsanız (bkz: giresun) solucanlar ayaklanır, solucanları topraktan çıkartmak ve çubuklarla delmek.

civcivlerin boğazlarından tutup yukarıya doğru çekmek...

tavuklar yumurtlayacağı sırada yanlarına gidip rahatsız etmek.

su kaplumbağalarını yıkıyorum diye kafalarını akan çeşmeye doğru tutmak.
omega omega
bir yerde yazılan işkenceleri yapmaya çalışan çocuklardır
mesela;
4 tane karasinek yakalanır ve bir pet şişeye konulur. ondan sonra bu pet şişe buzlukta yarım saat bekletilir. (bu arada sinekler soğuktan donmuşlardır)
sonra donan sinekleri haç şeklindeki birbirine yapıştırılmış kürdanlara her bir köşesine ayaklarından yapıştırılır. 5 dakika daha buzlukta bekletildikten sonra kürdandan yapılmış uçağı ve pilotlarını 15 dakika açık havada bekletilir. bundan sonra pilotlar kendi aralarında anlaşırlarsa ne iyi, ama anlaşamzlarsa (ki genelde anlaşamıyorlar) o zaman onları izlemek kimi insanlara acayip zevk verir.

(bkz: test edilip onaylandı)
tekmeleyen kuş tekmeleyen kuş
kara sinekleri bir kibrit kutusuna tıkıp, bulduğunuz plastik bir poşetin ucunu yakarak ertimek ve bu kutunun üstüne damlatarak zavallıları kül etmek.

yine kara sinek yine ateşle imtihan. evde (beton veya fayans zemin şart. ahşap parkede denemeyin) yakaladığınız kara sineğin kanatları özenle ayrılır. kolonya zemine daire oluşturacak şekilde dökülür ve yakılır . ortaya da zavallı kanatsız sinek yerleştirilir. ateş kolonya ile takviye edilir ve çember giderek daraltılır. bu işlemi karanlık bir odada yapmanız daha zevkli olmaktadır.
nevermind nevermind
akşamları bahçeye çıkıp ateşböceği yakalardık. eve gelince onları kavanozlara veya kibrit kutusuna koyardık.. sabah uyandığımda böcüklerin hepsinin firar edişi o gün yine bu olayı tekrarlamama sebeb olmuştur.
ciociosan ciociosan
muhabbet kuşlarının kuyruklarını yolarak "seviyor ya da sevmiyor" diye fal bakmak
sümüklü böceklerin üzerine tuz dökmek
su tabancasıyla ağaçtaki kuş yuvasındaki yumurtalara nişan almak her başarılı vuruşta yere çakılan yumurtadan çıkan gelişimi tamamlanmamış yavrunun can vermesini izlemek
örümceklerden tablo yapmaya çalışmak ; onları vücutlarından şişleyerek kartona sabitlemeye çalışmak
kedinin üzerine tipeks dökerek hayvanın obsessifce kendini temizlemesini izlemek ve her başarısız girişiminde daha da zevk almak...
o zaman ölüm ve acı nedir bilmiyorduk.
kambiyum kambiyum
kedilerin belirli yükseklikteki bir yerden kaç atışta dört bacağını da kıracağını, nihayetinde mefta olacağını belirlemek, tavşanların kaç adımda cıvkı çıkar , kuşlar en fazla kaç saniye nefeslerini tutarlar gibi soruların cevabını aramak..
kayser sozer kayser sozer
şahit olduğum bir enstanenin etkisiyle bi müddet mesafeli yaklaştığım davranışlar bütünü. o zamana dek sadece kara sineklerle uğraşırdım. cam kenarına sıkıştırır, vurup pestilini çıkarmak yerine özenle onu canlı tutarak zarar vermeye çalışırdım. yarı baygın haliyle karınca yuvalarının önüne bırakıp canlı canlı taşınmasını izlemekten büyük keyif alırdım. asla öldürmezdim onları. beni en çok tahrik eden, kışkırtıcı gelen ise yakalayıp kanatlarını koparmaktı. 3-5 saniye önce havada süzülen bi sineğin şu an sadece yürüyebilmesi acayip hoşuma giderdi. acaba ne hissediyor? ruh hali nasıl? bundan sonra onun için hayat nasıl olacak? bu yüzden de birinin öldürmekten çok sakat bırakmak hep daha çekici görünmüştür gözüme. benden bir iz kalması. yaşadığı müddetçe beni hatırlaması.

hayvan mezarlığı filminin oynadığı sıralar sanırım. çok küçük değilim yani. kumburgaz'dayım. benden 3-4 yaş büyük tam piç bi çocuk var. yazlıkçılardan değil de oranın yerlilerinden. benden başka kimse takılmazdı onla. bi gün "bak sana ne göstereceğim" diye aceleyle çağırdı beni. bodrum türende bi yere girdik apartmanların arka tarafında. üç dört sokak ötede gezen uysal bi kediyi kapatmış içeri. konuşmadım hiç. bişey sormadım. elinden makası çıkartarak tutma tarafıyla kedinin gözlerinin içine soktu. kenar tarafına. cıyak cıyak bağırdı kedi. pıt pıt diye iki göz bebeği de fırladı dışarı. yerde hareket ediyordu gözler. maviydi. tuhaf bi sıvı aktı. sonra bi tanesinin üzerine bastı, "çıt" diye ses geldi, ezildi. içeriye giren azıcık gün ışığında kedinin gözlerinin çıktığı yerdeki çukurlar aydınlanıyordu. ürkütücü bir manzaraydı. kendini kaybetmiş bi biçimde sağa sola atladı. beni de tırmaladı. deli gibi gülüyorduk bizde.

kediden çıkan koyu kandan neden tuhaf bi elektrik aldığımı yıllar sonra la ligne noire kitabıyla tanışınca anladım. benzer bi sahneyi bi yerde okudum ayrıca. kedi yerine insan vardı orada ama. anılarım canlandı.
varmiyokmu varmiyokmu
şeker portakalı kitabında vasconcelos'un anlattığına göre zeze bir kediye misket yutturmuş. daha sonra misketi çıkarmak için uzun bir süre kediyi kusturmaya çalışmışlar ve başarmışlar. zeze'nin en üzüldüğü şey ise misketi çıkardıktan sonra ona geri vermemeleri , üstüne de bir güzel dayak atmalarıymış
trouble trouble
efendim bir adet jilet alınır. keskin kenarları üst üste gelecek şekilde dikkatlice katlamak suretiyle kırılır.
yakalanan sineğin kafası kırılmış jiletin göbeğindeki uygun boşluklardan birine geçirilir. jiletin diğer yarısının keskin tarafı kullanılarak sinek jilet giyotinle idam edilir.
eğer mümkünse daha sonra bir örümcek ağı bulunarak oraya atılır. bu vesileyle örümcek te beslenmiş olur.
1 /