daddy

ceyyar kermit ceyyar kermit
korn'un duygu yoğunluğu çok fazla olan, tecavüzden bahseden, dinleyeni, söyleyen gibi gözyaşlarına boğan şarkısıdır. ilk albümün son şarkısıdır. parça bittikten sonra jonathan davis'in ağlaması ve küfürleri, hemen ardından arka fonda "mother wake me in my dreams..." gibi sözler içeren, bayan bir vokalin söylediği ninni tadında bir şarkı gelir. bunlarla birlikte şarkı toplam 9 dakika falandır. sonrasında biraz boşluk ve hidden track gelir. korn'un en iyi şarkılarından birisidir.
mara despina mara despina
bir sylvia plath şiiri. 8 yaşında babasını kaybeden şairin şiirin tamamına bakıldığında çok da iyi şeyler söylemediği görülür.
minik bi kısmına bakacak olursak eğer

so ı never could tell where you
put your foot, your root,
ı never could talk to you.
the tongue stuck in my jaw.
arturo bandini arturo bandini
sylvia plath'ın 8 yaşında kaybettiği babası için yazdığı şiir.

yapmazsın artık,
yapmazsın. bir hapşırık
ya da soluk alış benim için cesaret işi.
ey yoksul ve beyaz, bir ayak gibi
içinde otuz yıl yaşadığım siyah papuç.
babişko, seni öldürmek zorundaydım.
sen kendin öldün, ben zaman bulamadım -
mermer misali ağır, bir çanta dolusu tanrı,
tiksinç anıt, tek bir boz tırnaklı,
bir frisco foku kadar endamlı.
ve hilkat garibesi atlas’ta bir kafa
akıtır yeşil fasulyeleri maviliklere,
güzelim nauset açıklarındaki sulara.
dua ederdim kendine gelesin diye.
ach, du.
alman dilinde, o lehistan şehrini
ezerek yamyassı etti
savaşlar, savaşlar, savaşların merdanesi.
fakat o şehrin adı sıradandır.
leh dostum diyor ki
bir ya da iki düzine vardır.
yani asla söyleyemem nereye
koyduğunu papucunu, tohumunu,
seninle hiç konuşamadım.
çeneme saplandı dilim.
dikenli tellerin tuzağına saplandı.
ich, ich, ich, ich,
handiyse konuşamıyordum.
her alman’ı sen sanıyordum.
ve o tiksindirici lisan
bir lokomotif misali, bir lokomotif gibi
çufçuflayarak dachau’ya, auschwitz’e,
götürüyordu beni belsen’e, bir yahudi misali.
konuşmaya başladım bir yahudi gibi.
sanırım pekala olabilirim bir yahudi.
tirol’un karları, viyana’nın berrak birası
ne o denli saftır ne de gerçeğin aslı.
çingene atalarımla ve tuhaf talihimle
ve taroc iskambil destemle ve taroc destemle
biraz yahudi olabilirim.
hep korktum senden,
luftwaffe oluşundan, karmaşık belâgatından.
ve o düzgün bıyığından
ve o parlak mavi aryan gözlerinden.
panzer-adam, panzer-adam, hey sen –
tanrı değilsin fakat bir gamalı haçsın
öyle karasın ki bütün gökleri boğarsın.
bir faşist’e tapar her kadın,
iner yüze çizmesi o hayvanın,
senin gibi hayvandır yüreği o hayvanın.
babişko, durursun karatahtanın önünde,
bende bulunan o resminde,
ayağın yerine, çenen ikiye ayrıktır
ne ki daha az şeytan sayılmazsın, hayır
benim kıpkırmızı yüreğimi ısırıp ikiye bölen
o karanlık adamsın tastamam.
seni gömdüklerinde on yaşındaydım.
yirmisindeyken ölmeye çalıştım
ve geri dönmeye, geriye, sana dönmeye.
yapabilir diye düşündüm kemikler bile.
ama çıkardılar beni çuvaldan,
ve zamkladılar parçalarımı tekrardan.
ve anladım ne yapılması gerektiğini.
yaptım senin bir modelini.
ve raflarla vidalara duyduğu sevgisini
kara giysilerde taşıyan meinkampf bakışlı bir adam.
ve dedim ki, yapabilirim, evet.
yani babişko, nihayete erdim nihayet.
kara telefon kesildi kökünden.
kıvrıla kıvrıla geçemez artık sesler.
birini öldürmüş olsaydım, öldürürdüm iki kişi–
ve bir zaman boyunca kanımı içti,
öldürürdüm sen olduğunu söyleyen vampiri.
yedi yıl boyunca, eğer bilmek istersen.
babişko, artık sırt üstü uzanabilirsin.
bir kazık o şişko kara kalbine,
ve köylüler hiç sevmedi seni.
dans edip tepiniyorlar üzerinde.
hep biliyorlardı sen olduğunu.
babişko, babişko, bok herif, işim bitti seninle.

çeviren: ismail haydar aksoy
jouissance jouissance
"you do not do, you do not do
any more, black shoe
ın which ı have lived like a foot
for thirty years, poor and white,
barely daring to breathe or achoo.

daddy, ı have had to kill you.
you died before ı had time--
marble-heavy, a bag full of god,
ghastly statue with one gray toe
big as a frisco seal

and a head in the freakish atlantic
where it pours bean green over blue
ın the waters off beautiful nauset.
ı used to pray to recover you.
ach, du.

ın the german tongue, in the polish town
scraped flat by the roller
of wars, wars, wars.
but the name of the town is common.
my polack friend

says there are a dozen or two.
so ı never could tell where you
put your foot, your root,
ı never could talk to you.
the tongue stuck in my jaw.

ıt stuck in a barb wire snare.
ıch, ich, ich, ich,
ı could hardly speak.
ı thought every german was you.
and the language obscene

an engine, an engine
chuffing me off like a jew.
a jew to dachau, auschwitz, belsen.
ı began to talk like a jew.
ı think ı may well be a jew.

the snows of the tyrol, the clear beer of vienna
are not very pure or true.
with my gipsy ancestress and my weird luck
and my taroc pack and my taroc pack
ı may be a bit of a jew.

ı have always been scared of you,
with your luftwaffe, your gobbledygoo.
and your neat mustache
and your aryan eye, bright blue.
panzer-man, panzer-man, o you--

not god but a swastika
so black no sky could squeak through.
every woman adores a fascist,
the boot in the face, the brute
brute heart of a brute like you.

you stand at the blackboard, daddy,
ın the picture ı have of you,
a cleft in your chin instead of your foot
but no less a devil for that, no not
any less the black man who

bit my pretty red heart in two.
ı was ten when they buried you.
at twenty ı tried to die
and get back, back, back to you.
ı thought even the bones would do.

but they pulled me out of the sack,
and they stuck me together with glue.
and then ı knew what to do.
ı made a model of you,
a man in black with a meinkampf look

and a love of the rack and the screw.
and ı said ı do, ı do.
so daddy, ı'm finally through.
the black telephone's off at the root,
the voices just can't worm through.

ıf ı've killed one man, ı've killed two--
the vampire who said he was you
and drank my blood for a year,
seven years, if you want to know.
daddy, you can lie back now.

there's a stake in your fat black heart
and the villagers never liked you.
they are dancing and stamping on you.
they always knew it was you.
daddy, daddy, you bastard, ı'm through." (s. plath)
joe antonio mathew jnr joe antonio mathew jnr
jonathan davis in babasına olan öfkesini, nefretini belki de özlemini, tecavüzü anlatan çok daşşaklı korn parçası. korn un ilk albümünde yer alır. zırıl zırıl ağlar jonathan davis, insanın böyle şarkının içine girip, jonathan'ın sırtını sıvazlayıp 'yaa koy götüne be olm, hayat güzel sittir et' diyesi gelir.