dağınıklık

1 /
man on the moon man on the moon
herkesin sahip olduğu bir alignment desek yeridir. herşeyi kontrol altına alamayacağımıza göre birşeyler dağınık kalacak elbet. sürekli düzenli halde duramayacağına göre bir süre sonra gene dağınık kalacağı da kesin.
kazaramistik kazaramistik
yaratıcılığı arttırdığı söylenen bir tür yaşama biçimi. dağınık bir insanım evet. ama idda ediyorum ki düzenli bir insandan çok daha kısa sürede o pembe çorabın eşini bulabilirim. zira dağınıklığınızı çok büyük bir alana yaymıyor ve geniş bir hayal gücüne sahip değilseniz(pembe çorabın buzdolabından çıkması ihtimali gibi) herşey ortalıkta olduğundan aradığınız neyse çok rahat bulabilirsiniz. ama tabii ki (bkz: bence)
meyzen meyzen
paradigmadır. kafadakini bilmem ama evdeki/odadaki fiziksel dağınıklık sanıldığı gibi toplayınca geçen bir şey değildir. o oda aynı şekilde -hatta eskisinden daha beter dağılacaksa- zaten ne kadar toplanmış sayılabilir? (bunun tersi de doğrudur: toplu kişinin odası dağıldığında en kısa zamanda adam edilir ve topluluk paradigmasından şaşılmamış olunur.) hayatınız buna göre şekillenir resmen. en çok kullandıklarınızı en çok bulunduğunuz köşenin orada çember halinde dizersiniz. şahsım için odada en çok kullanılan iki nokta:
- yatak. yatağın başucunda bir sehpa vardır. lazım olabilecek her şey orda üst üstedir. bilgisayar da oraya getirildiği zaman her şey tamamdır. yatağın başucuna oturulmak suretiyle bu noktada saatler geçirilebilir.
- çalışma masası. çok çalıştığımdan değil de bu masanın stratejik konumu yüzünden... şöyle ki, kitaplık sol, büfe/dolap sağ taraftadır. sandalyenin hemen arkasında yerde ise lazım olabilecek her türlü kitap, defter, kağıt filan çember halinde saçılmıştır. (dağınıklığın da bir adabı var.)
şimdi bu şekilde yaşamaya alışmış adamın odası toplansa ne olur? bir kere her şey kaybolur! kendisine yaptığı gayrıresmi hatırlatmalar da. zira biz gördükçe hatırlarız ve bilgiyi işlemden geçiririz. kütüphaneden bir ay önce alınmış o kitabı sürekli görmemiz gereklidir ki kapağını açalım. mesela yani.

ki belki de dağınıklık diye bir şey yok. madem evdeki pek çok eşyanın "yer"i yok, ortalıkta gezinince dağınıklık yarattıkları söylenemez. ne de olsa dağınıklık eşyanın yerli yerinde bulunmama haline denmez mi en çok? (aha bu da tanım.) kusura bakmayın, eşyanızın yeri yurdu varsa, ancak çakma dağınık olabilirsiniz.

hem, dağınıklık denen şey sadece derli toplu insanlar için vardır. ha o zaman ben bu kadar şeyi niye yazdım? neyse..
topalkırkayak topalkırkayak
tembelliğin sonucudur. " ben bunu yarın yine kullanıcam, bugün kaldırıp yarın çıkarmanın mantığı ne ki " diye düşünen insan davranışıdır. " orası aslında dağınık değil, benim kendime göre bir düzenim var, ben aradığımı buluyorum "dur. anne ile anlaşamama sebebidir. edindiğim tecrübelere göre, bir annenin bir odanın toplu olduğunu düşünme olasılığı, fenerbahçe'nin türkiye kupası'nı alma olasılığı kadar, galatasaray'ın kadıköy'de fenerbahçe'yi yenmesi kadardır. imkansız değil de zor.

(bkz: bana göre süt ona göre çikolata)
hadi ordan hadi ordan
bulaşıcıdır, nesneler birbirlerine bulaştırır mesela, arsız yemek masası dağılır lavoboya sıçrar, masa sehpaya, kadeh kütüphaneye kitap yere, kalem onun yanına kazak hepsinin üstüne, öyle bir salgın hastalık edası verebilir durumları, duruşları. misal ben de öyle oluyor, evime gelen kolera günlerinde aşk tadında, kapatılmış, karantina altına alınmış, nesnelerin ele geçirdiği bir eve misafir oluyor sanki. kapıya asmak gerek aslında,
''içerideki dağınıklık bulaşıcıdır''
kaptan körksu kaptan körksu
kesinlikle tembellikle alakası olmayan bir durumdur. tembel adam dağınık olamaz, eğer dağınıksa tembel değildir zaten. yani tembel adam çorabının tekini aramak istemez, o yüzden çoraplarının hepsi bir arada ve bir yerdedir. bu örneği de baya bir giride kullandım, burdan da anlaşıldığı gibi tembel adam dağınık olmaz işte, bakın hep aynı örneği kullanıp, örnek dağınıklığına da mahal vermiyorum.*
1 /