david hume

1 /
marla singer marla singer
bileşik olan her şeyin boş, anlamsız olduğunu ve bir gün mutlaka yok olacağını düşünen, ölüm döşeğinde ona ölümden sonraki yaşama inanıp inanmadığını soran arkadaşına "ateşe atılan bir kömür parçası yanmayabilir de" diyerek cevap veren, bilinmezci filozof.
bulanti bulanti
dinin doğal tarihi üzerine yazdıkları her daim başucu eseri yapılabilecek, neden-sonuç arasındaki o muğlaklığı sorgulayarak kant abimizi dogmatik uykusundan uyandırmış şahsiyettir.

ve yine din üzerine başlığıyla dilimize çevrilen kitabında belirttiği üzere; "umut ve korku, bilinmeyen nedenler ve imgelem" ile dinin insan zihnindeki temellendirilişini yapan, atezime yakın bir agnostik duruş sergileyen deneyci filozoftur.

(her ne kadar sözkonusu eseri değerlendiren birtakım şahıslar kendisinin bir teist(!) olduğunu söyleyecek kadar ileri gitseler de.)
bulanti bulanti
neden-sonuç bağını sorgulayışıyla bende hayranlık uyandıran ve immanuel kant abimizi kendi ifadesiyle dogmatik uykusundan uyandıran edinburgh doğumlu filozoftur.
hwinore hwinore
gerçekliği algıyla açıklayan ve algıyı izlenim ve fikir olarak ayıran bilim adamı.

izlenimi, duyu ve yansımalar; fikirleri ise hafıza ve imgeleme başlıklarında inceler.
düzgün kayar düzgün kayar
“inananlar için tanrının inayeti, diğer insanlar için eğitimin gücü ve şayet arzu ederseniz, insanların kararlara varmak için bilgisizlik ve tabii yönelişleri…bütün bunlar pyronienlerin okları karşısında delinmez bir kalkan meydana getirirler.”

septik felsefe tarihinde önemli bir adam, hume’un kendi sistemini büyük ölçüde onun üzerine kurduğu bayle septisizmin dayanaksızlaştırdığı inançlara bağlanma hususunda kendisi için pek bir anlam ifade etmeyen bu önerileri getiriyordu. richard h. hopkin, bayle ve hume* adlı yazısında hume ve bayle arasındaki kuşkucu farkı ortaya koyarken, felsefe çalışmalarının sağlayacağı en büyük faydanın felsefenin yanlış bir yol gösterici olduğunu anlamak anlamına geleceğini ileri süren bayle’ın yıkıcı kuşkuculuğu karşısında boşluğa düşen hume’un pascal çözümünü ve bu çözümün çözümsüzlüğünü referans alır. mutlak vahyin yumuşak yorganına sarılarak korunan bayle için, her şeyden şüphe edilmesi halinde insanın nasıl yaşayacağı gibi bir sorun pek gündemde değildir. bahsedilen pascalcı çözüm ise tabiatı devreye sokar.

“eğer uyanıksa, çimdiklenmişse, yanmışsa bunlardan şüphe mi edecektir? o hiçbir zaman bu duruma erişemeyecektir. ve ben insanın hiçbir zaman gerçek anlamında tam bir pyronist olmadığını söylüyorum. tabiat yetersiz aklımızı destekler ve böyle çılgın bir hale gelmesine engel olur”

ancak doğanın öğretileri, “hayvani inanç, adet, alışkanlık ve içgüdüler”* hume’un septik krizi için bir çözüm değil hayat içerisindeki koşuşturmada krizin askıya alınabileceği nefes aldırıcılar niteliğindedir. kör inanca tabi olması dolayısıyla bayle için varoluşsal bir problem teşkil etmeyen şüphecilik hume’un doğrudan deneyimlediğidir. “bayle insan aklına olan güvenini kaybetmiş olmakla üzüntü duymadığından intellectuel dünyada yapmakta olduğu yıkıntılara sükunetle bakabildi. o’nun bir cevabı vardı”*

*richard h. hopkin, bayle ve hume, felsefe arkivi sayı 17
uzaylı kertenkele uzaylı kertenkele
kendisi liberalizmdeki altın standardı sistemine kuramsal açıdan ciddi katkılarda bulunmuştur. altın standardının dış ticareti teorik olrak nasıl dengeleyeceğini ve kurların arz-talep mekanizmasına rağmen, arbitraj benzeri işlemler sayesinde nasıl bir süre sonra belirlenen değere kendiğilinden ulaşacağını göstermiştir.
liselle liselle
gece gece (sabaha karşı demek daha doğru olabilir ama emin değilim) ebemle çeşitli münasebetlere girmiş saygıdeğer britanyalı empirist bilinmezci amcamız.
ulan bilinen bilinmeyen konuşmuş durmuşsun, kişisel çıkar senin neyine? hadi sen onunla da ilgilenmişsin, benim neyime?
sevmiyorum seni hume. o zaman yakın gitsin.
sin şin sin şin
david hume, iktisadın ayrı bir bilim dalı olarak bilim dünyasında yer alması gerektiğini söylemiştir. ekonomik ferdiyetçiliğe ve liberalizme önem vermekle birlikte, ilahi bir düzenin varlığı konusunda bazı kuşkuları vardır. yani o doğal düzen konusunda bazı kuşkulara sahip. ampirik yöntemlere önem vermiştir. genel kurallara gözlemlerle ulaşabileceğini söylemiştir.

psikolojik faktörlerin ekonomik olaylarda önemli olduğunu söylemiştir. insan davranışlarıyla ilgili genel kurallar çıkarmanın çok zor olduğunu söylemiştir. bu konudaki genel yasalara ihtiyatla bakılmalıdır, demiştir.

mülkiyetle ile ilgili hume, faydacı görüşü benimsemiştir. özel mülkiyetin gerekli olduğunu söylemiştir. kaynaklar ve malların kıt olduğu için bireylerin kendi çıkarları peşinde koşmasından dolayı özel mülkiyetin topluma faydalı olacağını söylemiştir.

para teorisi konusunda ise hume, tam istihdam olmadığı zaman para arzındaki bir artışın ekonomiyi canlandıracağını söylemiştir. keynes’deki eksik istihdamdaki para arzının etkisine benzetilebilir. para arzında yavaş yavaş ve sürekli olursa ekonomik canlanma sürekli olur ve ekonomik büyüme gerçekleşir, demiştir. para arzının 2 kat arttırdığımızda fiyatlarında 2 kat artmasının eski paranın topluma dağılımı gibi yeniden dağılımda buna uygun bir dağılım söz konusu olduğunda fiyatlarında 2 kat artacağını söylemiştir. yani; para arzının artışıyla fiyatlardaki artışın aynı oranda olması ancak yeni piyasaya sürülen paranın eski dağılımla paralel olmasıyla söz konusudur demiştir. çünkü kesimlerin tüketim eğilimleri faklıdır. eskisinden farklı şekilde dağılırsa ,toplumdaki tüketim eğilimleri farklı olduğundan fiyatlar da farklı orandan artacaktır demiştir.

faiz konusunda hume, merkantilistlerin faizin para arzı tarafından belirlendiği fikrini yanlış bulmuştur. miktar teorisine dayanarak yaptığı açıklamayla bunu ortaya koymuştur. para arzı arttığında fiyatlar artacaktır demiş, fiyatlar artınca da para talebi artacaktır ve dolayısıyla faiz oranı değişmeyecektir demiştir. faiz oranını belirleyen şeyi reel kapital arzı olarak görmüştür. feodal toplumda köylüler ve aristokratlar bulunduğundan, kapital arzı yetersiz olacağından faizlerin yüksek olmasına yol açacağını söylemiştir. çünkü köylüleri fakir olarak nitelemiş, aristokratları da savurganlıkları olduğunu söylemiştir, bu yüzden kapital kıt ve faiz oranı yüksek olacaktır demiştir.

ekonomik büyüme ile çalışkan profesyonellerin ve tüccar sınıfının ortaya çıkacağını söylemiş, kar elde etme amacının kazançları biriktirmeye teşvik edeceğini vurgulamış ve bunun da tasarrufları arttırdığı ve kapital arzını arttıracağı için faiz oranlarının düşmesine neden olacağını söylemiştir.

dış ticaret teorisiyle ilgili olarak görünmez el kavramını söylemiştir. dış ticaret teorisini benimsemiştir hume. kaynakların dağılımında da serbest piyasa mekanizmasının oynadığı role dikkat çekmiştir.

merkantilistler, dünya zenginliğini; dünya kaynakları sabittir ve dolayısıyla komşu bir ülkenin zenginleşmesinin ulusal ekonomi aleyhine olacağını söylemişlerdir. david hume bunu reddetmiştir. aksine komşu ülkenin zenginleşmesi ulusal mallara olan talebi arttıracaktır demiştir. yabancı üretim teknolojileriyle girişilen rekabet yurtiçi teknoloji seviyesini yükselteceğini söylemiştir. diğer taraftan uluslar arası ticareti savunurken bazı yazılarında zengin ve fakir ülke arasındaki ticaret ilişkisinde fakir ülkenin bundan zarar görebileceğini de söylemiştir. hatta bazen gümrük tariflerinden uygulanması gerekebileceğinden bahsediyor. ancak bu aksaklıkların kısa dönemde olacağını ve uzun dönemde serbest ticaretin en faydalı ticaret şekli olacağını söylemiştir.

vergilerle ilgili olarak hume, kişilerin vergilendirilmesiyle halkın çalışkanlığının artacağını söylüyor. buradan da daha fazla vergi hasılatı elde edileceğini söylemiştir. fakirlerin daha fazla vergilendirilmesiyle onların çalışmaya teşvik edilmesi görüşü merkantilist düşünürlerin görüşüdür. fakirliğin faydası doktrini. günümüz termilojisiyle söyleyecek olursak vergilerin gelir etkisinin ağır basmasıdır. çalışmayla arttıracak optimum bir vergi seviyesi vardır ve bu optimum vergi seviyesi aşılırsa ikame etkisi devreye girer ve çalışma artık arttırılamaz ve tam tersi azalmaya başlar demiştir. kendi döneminde fakirlerden alınan verginin bu optimum seviyeyi aştığını söylemiştir. ağır vergiler yoluyla tasarrufların törpülenmemesi gerektiğini savunmuştur. ortak mülkiyete dayalı eşit bir gelir dağılımını kabul etmemiş ancak gelir dağılımının düzeltilmesi gerektiğini savunmuştur. fakirler üzerindeki vergilerin ağır olduğunu bahseden hume, en iyi verginin lüks tüketime konan vergiler olduğunu söylemiştir. bu tür vergilerin halk tarafından en az hissedilen vergilerdir. tüketimin değil tasarruf artışının önemine dikkat çekmiştir.

devlet borçlarıyla ilgili olarak hume, artan devlet borçlarının faizleri yükselteceğini, enflasyonist bir baskı yapacağını söylemiştir. faiz artışıyla beraber bunun vergilerin yükselmesine neden olacağını, dolayısıyla ekonomideki rantiye sınıfının büyüyeceğini buna karşılık üretim kısmının küçüleceğini söylemiştir. bunlar hep düşük gelirli kesimlerin üstünde yük oluşturur. rantiye sınıfına düşük gelirli kesimden transfer yapılır. dış borçların da yabancılara karşı hem ekonomik hem siyasi açısından bağımlı hale geleceğini, dış borçlara göz yuman bir ülkenin kendisini yok edeceğini söylemiştir. david hume demiştir ki: “ya devlet borçlarını bitirir ya da borçlar devleti bitirir”

borçlarla ilgili iki tane durumun olduğunu söyleyen hume, ya devlet borçlarını reddedecektir demiştir. bunun da devletin güvenirliğini zedeleyeceğini söyleyen hume, ikinci olarak da borçların normal bölümünü kaynakların kamu hizmetlerinden çekilip bu borç ödemesine kanalize edilmesini söylemiştir. borçların şiddet bölümü olarak üçüncü bir görüş ise borç ödemek için kapital üzerine bir vergi konması ve ekonomideki tüm kazanımların devlet borçları yoluyla yok edilmesi şeklinde tanımlamıştır.
peline peline peline peline
''tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücümü yetmiyor. o halde; güçsüzdür.
yoksa gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor, o halde; kötü niyetlidir.
eğer tanrı hem gücü hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetinde ise bunca kötülük nasıl oldu da var oldu'' diyen büyük üstad.
pikolata pikolata
mucizelerin aslında sıradan olduklarını, diğer bir deyişle çok da büyütülmemeleri gerektiğini şöyle özetlemiştir:

"bir şeyin mucize olduğuna inanmaktaki tek rasyonel temel, diğer bütün açıklamaların mucizeden daha ihtimal dışı olmasıdır."
derin dondurucu derin dondurucu
daha 23 yaşındayken, pek çoğumzun 40-50 yaşlarında bile kesinlikle anlayamayacağı o muhteşem kitabı (her ne kadar eksikleri ve yanlışları bulunsa da ve daha sonraki düşünürlerce düzeltilse de), "insan doğası üzerine bir inceleme"yi yazmıştır.
kant gibi bir kilometre taşını derinden etkilemiş ve daha önemlisi kant'ın zıttırık şeyler yazmayı bırakarak adam gibi şeyler yazmasına doğrudan sebep olmuş adamdır bu.

bilardo tutkunudur.

işte ondan pek kısa bi alıntı:
"...acıklı bir bilgisizlik içinde kalmış bilgili dünyanın durumu için kaygılanırım."

şu meşhur adam smith'in de en yakın dostudur.
1 /