demirkırat bir demokrasinin doğuşu

düşlerfilmininbüyükyönetmeni düşlerfilmininbüyükyönetmeni
mehmet ali birand'ın mükemmel belgeseli.

30'lu yıllarda mustafa kemal atatürk'ün keşfettiği adnan menderes'in, siyaset macerası ve sonrasında hazin bir şekilde idam edilişi.

tamamen tarafsız bir şekilde 30'lar, 40'lar, 50'ler ve 60'lar türkiye'si anlatılmış. herkesin kesinlikle izlemesini tavsiye ederim.

recep tayyip erdoğan ve adnan menderes arasındaki benzerlikleri görmenizi sağlayacak bu belgesel. ama ne olursa olsun, ne kadar yanlış yaparsa yapsın, bir insanın bu kadar aşağılanarak idam edilmesi hiç bir vicdanda yer bulamaz.

ölüm nerede olursa olsun acıdır. 16 eylül 1961 günü, türkiye cumhuriyeti'nin dış işleri bakanı fatin rüştü zorlu, maliye bakanı hasan polatkan, 17 eylül de ise başbakan adnan menderes idam edilmiştir. eğer yürekler, dar ağacındaki üç fidana; deniz gezmiş'e, yusuf aslan'a ve hüseyin inan'a üzüldüğü kadar bu 3 insana da üzülmüyorsa, insanlıktan, hümanizmden, insan haklarından bahsetmeyin. idam cezası caniliktir, sanık kim olursa olsun.

o dönemlerde genç bir öğrenci olan ve askerin yaptıklarını destekleyen mehmet ali birand'ın belgeselin sonunda söylediği sözler çok çarpıcı:

"işte... hikayemizin sonu. bütün bu olayların üzerinden çok zaman geçti ancak dün gibi tazeler. o 27 mayıs sabahı sokakları dolduran üniversiteli, liseli gençlerin arasında bizler de vardık, bizim kuşağımız da vardı. gençtik, heyecan içindeydik. göstericilere yiyecek taşımış, onlarla beraber "olur mu böyle olur mu" şarkısını söylemiştik. ülkenin yararına bir şeyler yaptığımıza inanıyorduk. bu gün geriye dönüp bakıyorum ve içimde bir burukluk hissediyorum. insan kendi kendine "bu şekilde olmamalıydı", "böyle bitmemeliydi" diyor. işte o zaman gerçek demokrasiye olan tutku daha da artıyor. peki bütün bu olaylardan kim sorumlu?... aslında hepimiz sorumluyuz..."
abbe faria abbe faria
mehmet ali birand'ın can dündar ile birlikte 80lerin sonunda hazırladığı belgesel. yapımın, gayet özenle hazırlanmış olduğu aşikar, yapıldığı döneme göre hayli ileri bir iş. demokrat partinin bazen az çoğu zaman doğrudan damgasını vurduğu 1946-1961 arasındaki dönemi, fazla yorum katmayıp doğrudan o dönemin tanıklarının ve aktörlerinin ağzından anlatmaktadır. böylelikle türkiye siyasi tarihinin önemli kırılma noktalarından birisini sağlıklı bir şekilde anlamamıza vesile olmakla birlikte, o dönemdeki olayları, farklı bakış açılarından yorumlamamıza olanak sağlıyor (iktidardaki milletvekilleri, muhalefetteki milletvekilleri, dönemin abd elçisi, gazeteciler, dönemin liderlerinin çocukları, askerler konuşuyor kaç farklı açıdan ele alınabilir ki daha). böylece ne demokrat partiye, ne chpye, ne askere kısacası dönemin hiçbir aktörüne siyah ya da beyaz değil hepsine gri bakabilmemize olanak sağlayarak, belgeseli evladiyelik yapımlar arasına sokuyor.
10 bölümden oluşan belgesel, dönemdeki video tekniklerinin zayıf olmasından ötürü, yine mehmet ali birand'ın hazırladığı 12 eylül belgeseline kıyasla daha az görsellik içeriyor ancak bu etkisini azaltmıyor yapımın. detaylarını bulmakta güçlük çektiğimiz olayları gün yüzüne çıkardığından, özellikle türkiye siyasi tarihine merakı yüksek olan kişilerde etkisi çok yüksek olabiliyor. ayrıca içinden geçtiğimiz dönemle yüksek benzerlikler taşıyan bir dönemi masaya yatırdığından izlerken gözünüzü ekrandan ayıramıyorsunuz.
2 ay önce 27 mayıs 1960'a benzerliği çok fazla olan bir darbe gecesi yaşadık 15 temmuz gecesinde. kolayca bulamayacağımız bir çok bilgi ile birlikte, 27 mayıs 1960 darbesini öncesi ile sonrası ile kapsamlıca anlattığı için, şu dönemde izlenmesini oldukça faydalı buluyorum.

belgeselden öğrendiklerimden ilk anda aklıma gelenler ve yoğun şekilde araştırma isteği ile dolu olduğum konular;
-darbeye liderlik eden cemal gürsel değil, cemal madanoğlu ki değişik bir kafası var.
-darbe pek öyle yumuşak gerçekleşmemiş.
-demokrat parti iktidarda ancak esas yürütücü hep menderes sanılıyor, celal bayar ismine dikkat çekmek gerek, tavırları günümüzde uzun boyu ile nam salmış birini hatırlatıyor bayağı bayağı.
-ismet inönü'nün demokrasi yanlısı tavırları ve 1950'de askeri darbeye dur demesi, idamları engellemek yolundaki çabaları.
-askerlerin içinde darbe sonrası yaşanan yoğun çekişmeler.

en önemlisi, iktidar ne kadar anti-demokrat olursa olsun, halk ne kadar tepki gösteriyor olursa olsun, yönetimin halk dışında bir kuvvet tarafından ( seçimle ya da sokakta fark etmez) değiştirilmesi, sorunu çözmüyor, gelecekte çok daha büyük problemlere sebep olabiliyor.

edit: eksileyen neresini beğenmedi de eksiledi ciddi manada anlayamadım..
bullforce bullforce
her izlediğimde rüyamda ihtilal yaptığım belgesel. içimde huzursuz bir emekli albay var sanırım. bir gün orduevine gidip iki duble atıp test edeceğim. 3.dubleden sonra plan yapmaya başlıyorsam acil kendime çeki düzen vermem lazım.

bir keresinde talat aydemirle birlikte 3. ihtilal girisimini planlıyordum. adam ölmüş de geri gelmiş. icimde bir korku vardi lan bu adam iki kere denedi olmadi sonunda astılar ( asıldığını bilmeme ragmen adam yanımdaydı) bu sefer de olmaz kesin göt altına gideriz ismet paşa affetmez asar bizi diye tedirgindim.

bir başka sefer yine ihtilal yapıyoruz, genelkurmay başkanı ekrana çıkmış açıklama yapıyor, ben de yanında dikilen taşaklı albayım. bizim general başladı konuşmaya;
- daha önceden uyardık. söyledik. böyle olmaz dedik (terör ekonomi laiklik falan bir sürü konuşuyor) amına koyim dinlemediler ki biz çok mu meraklıyız ihtilal yapmaya. ne güzel emekli olacaktım başıma iş açtınız sikerim sizin yapacağınız işi..

diye saydırıyordu.

son rüyamda ise çapı büyütmüşüz, mahalleden bir kürt arkadaşımla bütün avrasya çaplı, türkiye rusya iran orta asya vs kapsayan bir ihtilal planlıyoruz. kürt çocuk dedi ki bana ' abi işin rusya ayağını sen yap, biz esmeriz rusyada desifre oluruz sen beyazsın' demişti.

diğer yandan ciddiyete dönersek ülkemizde bazı şeylerin hazmedilemediğini idrak ettiren belgeseldir. 'seçilme' olgusunun, layık görülme, halkın desteğini almanın hazmedilemeyince nasıl bir şımarıklığa dönüşüp 'beni seçtiler o zaman ne yapsam haklıyım' anlayışını getirdiğini, bu teveccühü/ hazzı tekrar yaşamak için önceliği göreve değil hazzı (seçim zaferi) tekrar yaşamaya verdiklerini gösterir.
diğer yandan atanmışların ( ya da tepeden inen/ inmeye hazır asker) biz yaptık, biz koruruz, gerekirse biz yaparız, en doğrusunu da biz biliriz anlayışı farkedilmektedir. ve ömrü boyunca emirle iş yaptıran bu adamlar (şu an 27 mayıs için konuşuyorum, 14lerin ihracının da yıldönümü) fikir ayrılıklarını konuşarak çözememiş, beraber yola çıktığı arkadaşlarını sürgün etmiştir.
belgesel dikkatli izlendiğinde 27 mayısçı subayların ihtilali yapana kadar ' lan yaptıktan sonra ne yapacağız?' diye hiç hesap yapmadıkları görülür. ragıp gümüşpala'nın tepkisinin hesaplanmayışı (madanoğlu ragıp gümüşpala ile telefonda konuşurken bir ' hassiktir' diyip kendisinin tümgeneral, gümüşpala'nın orgeneral olduğunu farketmiştir) cemal gürsel'in alelacele getirilmesi, düzensiz tutuklamalar, madanoğlu'nun ihtilal günü lan bu iş böyle olmaz diyip hukukçuları çağırtması bunlara örnektir.
bu bilinmezliğin öznesi ' ben bilirim'ci adamlardır.
insanın aklına star wars'taki seçilmiş sithler ve atanmış jediları getirip sorgulattırır.