den brysomme mannen

1 /
axolotl axolotl
nam-ı diğer 'the bothersome man'. 2006 norveç-izlanda ortak yapımı 'daha iyi bir yer yok' veya 'ölümü kurtuluş sanıyorsanız yanılıyorsunuz' cümleleriyle özetlenebilecek film. 26. istanbul film festivalinde izlediğimde kendimi bok gibi hissetmeme ve içimdeki son minik umut kırıntısının atomlarına ayrışmasına neden olmuştu.
saki saki
insanlar tat alamıyor, koku alamıyor, hissedemiyor. ve ters bir adam çıkıyor ortaya andreas. ne kadar kıllık varsa yapıyor. sevgiyle bakıyor, yeni maceralara atılmak istiyor, aşık oluyor. tabi böyle herkesin sıradanlaştığı dünyada anreas 'ın deli olduğundan şüphe edilemez. en sonunda andreas 'ı sürüyorlar

2006 yapımı jans lien imazalı bir film ingilizcesi (bkz: the bothersome man) 2006 yılında cannes film festivali ödülü..filmde aslında kapitalist dünyadan daha çok duydusuz dünya sorgulanıyor. esas oğlan andreasın istediği küçük mutluluklar. andreas filmin başlangıcında görünen sahnede ki gibi yiyişmek istemiyor, belki yanağı bir buse kondurmak istiyor, bir malikane istemiyor pembe panjurlu kutu gibi bir ev istiyor. tıkınmak istemiyor haz duyarak gerine gerine bi pasta yemek istiyor vs vs.. mekanikleşen dünyada de insancıllaşan bir dünyada yaşamak istiyor. güzel bir hiciv
abozek abozek
...her şeyin kusursuz olduğu bir dünyada yaramaz bir çocuk. ya da adam. hatta memleketimizdeki ismiyle sorun yaratan adam. önce etrafa bakar, orayı burayı gözler. sonra kadınlara ilgi duyar. aşık olur. aşkda da mutluluğu bulamaz. yada aşk onu bulmaz. sorunsuzluk içinde heyecanı yitirir hayat. tat alabileceği şeyin peşine düşer. ana rahmine doğru bi' yolculuk sonrasında annesinin pastasına benzer bir tatla karşılaşır...

neyse bunlar bir yana, iş güç, ev, evlilik, para gibi ıvırzıvırların elde edilmesinin mutlu olmakla, hayatın tadını almakla/almamakla ne kadar alakalı/alakasız olduğunu anlatıyor. ufak tefek espriler, yakalaması güç bazı noktalar da var filmde. ama düzeni sonuna kadar hissettirip, onu ne kadar isteyip istemediğinizi anlamanızı sağlıyor. biraz thruman show tadı bırakıyor.

sorunsuzluğun sorun olduğunu anlatıyor kısacası. norveç filmi olmasından mütevellit iskandinavya"nın bir özeleştirisi de denilebilir.
hafizamikaybettimhukumsuzdur hafizamikaybettimhukumsuzdur
deli gibi sistemi eleştiren filmdir.
her şeyin mükemmel olduğu bir dünya tasfir edin ölüm bile yok herkes mutlu herkesin bir işi ,eşi ,evi istediği her şeyi var , robot gibi yemek yiyip çalışıp sevişip durduğunuz bir dünya. fakat ne yediğiniz yemeğin ne içtiğiniz sıcak çikolatanın nede sevişmelerin bir tadı var.başta andreas için herşey makuldür. güzel bi işyeri ofis derken kadınlar, aşık oldugunu sanır fakat aşk diye birşey yoktur aslında ıngeborg için erkekler sadece bir araçtır ve üç odalı ve küvetli bir eve taşınmak gerçekten iyi olacaktır. hayatın gerçekleriye yüzleşen andreas böyle bir dünyada yaşamanın gereksiz olduğunu düşünüp intihar etmeye karar verip raylara atlar fakat bu sistem öldürmez süründürür ölüm bir kurtuluş değildir onun için.özlemini duyduğu o ses çağırır onu.o vajinamsı delikten gelen müzik sesi onu çağırır. ve oraya ulaşırsa herşey çözülücektir sanki. umutsuzluğun karanlığı içerisinde bir ışıktır o delikten gelen müzik ve koku ,özlemini duyduğu.fakat tam istediğine kavuşacakken tam da egale etmişken , yakayı ele verir , sistem ket vurur*
kesinlikle izlenilmesi gereken , norveç ten çıkan nadide film.
toucher le ciel toucher le ciel
hissiz insanlar, tatsız yemekler, sarhoş etmeyen bira düşünün. baş kahramanımız andreas'ın ilk başta her şeyin olması gerektiği kadar mükemmel olduğuna inandırılmasıyla başlıyor hikâye. yeni bir ofis, yeni arkadaşlar, yeni sevgili, düzenli seks hayatı, düzenli arkadaş buluşmaları.
her şey sistemin olmasını istediği düzende işliyor. kendi hayatınıza, hislere giderek kayıtsızlaştırılıyorsunuz. kendi hayatınızı, sistemin sizin için en iyi olarak belirlediği senaryoyu, yardımcı oyuncu rolünde yaşıyorsunuz.
ayrıca;

-senden ayrılıyorum.
-cumartesi misafirimiz var.
-böyle ters bir zamanda olsun istemezdim ama bilmeni istedim.
-cumartesiden önce mi ayrılacaksın?
-cumartesiye kadar kalabilirim.
-iyi olur.

repliğiyle de filmin asıl anlatmak istediğini özetlemek mümkün.
desmodus rotundus desmodus rotundus
farkındalığa anlam yüklemiş film.. yiyecekler, içecekler, sevgiler birer imge.. ölüm keskin bir hat. algılar arasında uzun bir yol. tüm bu yolu katettiren otobüs.. çok karışık geliyor aslında böyle anlatınca. "hiçbir şey bir diğerinden daha iyi değil"i hissettiriyor. ve daha fazlasını.. sonra küçük bir delikten elinizi uzatıp tat almaya başladığınızda şunu diyor:

velkommen..
machinista machinista
gençlik filmlerinin,savaş filmlerinin,aşk filmlerinin arasından çıkıp tüm bu filmlerin yardımıyla oluşturulan düzenin aslında ne kadar acınası,ne kadar acı verici olduğunu gösteren bir film.

sistemin herşeyiyle kendini meşrulaştırmaya çalıştığı bu dönemde sistemin kendi aracına dönüştürdüğü sinemanın kendini bulmasıdır desem çok abartmış olmam herhalde.
773 773
yine saçma sapan sıkıcı iç karatıcı ruh emici bir filmle karşınızdayız. bana kalsa böyle filmlerle işim olmaz sadece vurdulu kırdılı filmler izlerim ama bir sözlük yazarı olarak böyle ödüllü bir filmi görmezden gelemezdim. adamın biri çıkıp diyor ki nerde o eski bayramlar. sonra bi gaz bi şey uyumsuzluk filan iki kişi gaza gelip duvarı deliyorlar. bir dilim pasta için yapılacak iş değil tabi. fakat gel gör ki ortada bir uyumsuzluk söz konusu. madem bu film çok güzel, ödüllü bir film hep sevmiş insanlar, hani o sıkıcı şehirde mutlu olan insanlar nerede? madem bu kadar farkındayız hep, neden bir otobüse binip? izleyicinin kafasında soru işaretleri bırakan eleştiri gibi bir şey filmi.
karamuratbenim karamuratbenim
sitemi mekanikleştirmenin, mekaniğe bağlamanın en güzel eleştirisi. hele açılış sahnesi can alıcı. bir kadın bir erkek gözleri açık öpüşüyorlar. ama o kadar iğrelti duruyor ki sanki bir görevmiş gibi yapıyor. açılış sahnesine neden o şekil bir plan konulduğunu filmin ortalarında anlıyorsunuz ( yada ben geri zekalıyım anca anladım ). bir sahnesindeki diyalog çok iyiydi.

spolier içerir.
kahramanımız andreas sevgilisi anna britt'e ayrılmak istediğini, başkasına aşık olduğunu söylüyor. anne britt ise "neden" diyor. ama bunu "neden aşık oldun, benden ne fazlası var" minvalinde endamına nazına kurban olduğum yurdum kızı gibi değil de, "neden aşık oldun" şeklinde sebep-sonuç ilişkisinde soruyor. sonra anreas ekliyor "ayrılıyorum onunla yaşayacağım". anna britt'den o filmin özeti cümle geliyor "cumartesi misafirlerimiz var onlar gelsin sonra ayrılırsın." yalnız bunu göz yaşları içinde, bir kasvet ve melankoli ile söylemiyor. sanki çöp tenekesini sonra dökmesini söylemesi gibi söylüyor.
spoilerin içerlemesi bitti.

bu filmin konusunu okuduğumda bir çok yerde 1984 gibi bir sistem eleştirisi bir film olduğu yazılmıştı. hatta filmin ismini okuyunca anarşist yanım hareketlenmişti. ancak film sistem eleştirisinden çok, mutluluğun sadece dizili gelmiş yaşamsal gereklilikle olmadığını da anlatıyor. yaşamsal ölçütte her şeyin var olduğu iyi bir iş, iyi bir patron, iyi bir sevgili, iyi bir sosyal yaşam olan dünyadasın. hatta patron "kafan bozuksa öğle tatilini uzat, yeni masa, bilgisayar ister misin" falan diyor. ölüm bile yok. andreas iki defa tren altında kaldı ölmedi. parmağını kesti ertesi gün hiç kesilmemiş gibiydi eli. ama en nihayeti insan oğlunun zevk aldığı iki şey olmadan var bütün bunlar. tat ve seks. ikisi de suni. alkol kafa yapmıyor, hiç bir şeyin kokusu yok ve seks çok kötü. cazcı biraderler gibi ayakkabılar giyen adam wc de "vajina bile bildiğimiz vajina değil" demişti. 1984 filmine benzeşmesinden çok belki biraz equilibrium filminden bir şeyler bulabilirsiniz ama aksiyon hariç.

bir şeyi daha söylemeden geçemeyeceğim, sahneler çok güzel çekilmiş. fotoğraf kareleri gibi.
tırşık tırşık
şiiri tükenmiş bir dünya,her şeyin mekanikleştiği bir düzen ve müziğini yitirmiş toplum. izleyeli epey olduğundan hayal meyal hatırladığım bir sahnede kahramanımız sarışın kadına jest yapıp yemeğe mi çıkarmaya çalışıyor ne tam olarak hatırlamıyorum fakat kadın gayet rahat bir şekilde sevgilisinin evde olduğunu ayrıca bir fuckbuddy'sinin olduğunu hatta yanılmıyorsam bir 3.adamın daha da hayatında olduğunu kahramanın yüzüne söyleyebiliyor. yerse sana da yer açarız, alırım var mealinde bir teklif gibi bakış atıyor kahramanımızın suratına. bir diğer vurucu sahne de onca olan biten şeyden sonra tekrar o ilk kadına döndüğünde kadının hiç bir sual sormadan kendisini kabul etmesi şiiri tüketen andı. özledik valla mektup atmayı sevgiliye, özlemeyi özledik kısaca.
siyah bogazli kazak siyah bogazli kazak
insanın toplumdan soyutlanışını ve toplumun bireyin çevresine ördüğü dikenli telleri harika anlatan norveç yapımı film.

sartre'ın ünlü deyişine göz kırpıyor gibi bir yandan; ''cehennem başkalarıdır.''
1 /