denizatı

1 /
esdora esdora
denizdeki yosunlara tutunmaya çalışırken birbilerini boğdukları görülmüştür.(bana ilginç gelmişti)
aynı zamanda da an itibariyle girisi bulunmayan çaylak bir yazarmış kendisi. hayırlı olsun diyoruz burdan.
varolmayan şövalye varolmayan şövalye
denizatı, dev okyanuslarda yaşayan yırtıcı balıklar ve tehlikeli canavarlar arasında vitrininden çıkmış sevimli bir oyuncak gibi görünüyor. deniz omurgalıları arasında tek dik duranı... başını öyle önüne eğmiş ki, ona bütün çekiciliğini veren o ünlü at başı şekli çıkmış ortaya. gövdesi, pullarla değil, kemiksi düğmeciklerle kaplı. ancak, bu ağır zırhın altında bile bir peri kadar hafif ve zarif süzülüyor. renkleri canlı turuncudan turkuvaz mavisine, parlak sarıdan koyu kırmızıya kadar geniş bir yelpazeye dağılıyor.

bazen de siyah, gri ya da haki yeşil de olabiliyor. bu ağır zırhın altında, bazen tırnak büyüklüğünde, bazen de 30 santimetre boyunda gösterişli bir denizatı bulunabiliyor.


kendisini tehlikede hisseden denizatı yanındaki mercanın rengini taklit etme yeteneğine sahip.


ama ister küçük ister büyük olsun, düğme gözler, genellikle boynuzlarla taçlandırılmış baş, karna doğru içe kıvrılmış kuyruklar ve o kendilerine özgü ağız yapısı, hepsinin ortak özellikleri. zoolojik olarak en yakın akrabaları olan yırtmaçlı balık (phyllopteryx eques) ve yılaniğnesi, balığa daha çok benziyor.

zoologlar, denizlerde kaç tür denizatı yaşadığını tam olarak bilmiyorlar. bu canlıların daha çok, akıntıların az olduğu kıyıya yakın sularda; tropik ve subtropik denizlerde, akdeniz'de ve hatta soğuk kuzey denizi'nde bile yaşadığı gözleniyor. yaşayan 32 türünün olduğu sanılıyor.

denizatı gerçek bir kamuflaj ustası. kuşkulandığı ya da kendisini tehlikede hissettiği anda, hemen çevrenin rengine bürünüyor ve bakıldığı zaman deniz çayırı ya da yosunlara benziyor. hatta pigme denizatı gibi birçoğu, gövde şeklini de değiştirerek, küçük çıkıntılar, düğmecikler üretip neredeyse bir mercana dönüşüyor. ancak denizatı, bu kamuflaj sanatını sadece gizlenmek amacıyla değil, aşk yaşamında da kullanıyor. erkek denizatı, aşık olduğu dişiye kur yaparken, neredeyse noktasına kadar aynı rengi ve deseni alabiliyor.

denizatlarını flört ederken görmek isteyen, günün erken saatlerinde denize dalış yapmalı. gün ağarırken ya da güneş batarken, dişi ve erkek denizatı buluşarak, deniz çayırları arasında yürüyüşe çıkıyorlar. önce başlarıyla birbirlerini selamlıyor, sonra da kuyruk kuyruğa tutuşarak yakın çevrede dolaşıyorlar. bazen duruyor ve öpüşüyorlar. ya da cilveli bir dansa tutuşarak aşk halkası oluşturuyorlar. bu birlikteliğe heyecanlı, kısa "tık, tık" sesleri eşlik ediyor ve tören yarım saat ya da daha uzun sürebiliyor.

erkek, sürekli dişiyi tahrik etmeye yönelik hareketler yapıyor. bu sırada erkeğin karnında bulunan kuluçka kesesi irileşiyor.
bir süre sonra, ilk buluşma için yeterli olduğuna karar verip duruyorlar. çift ayrılıyor ve herkes kendi yoluna gidiyor. denizatı, neredeyse hep (istisnalar onların yaşamında da kuralı bozmuyor), tekeşli bir yaşam sürüyor. hatta bazılarının aşkları ölümden sonra da sürüyor.

eşlerden biri ölünce, diğeri yeniden aşık oluncaya kadar, yani günlerce ya da haftalarca yas tutuyor. akvaryumda yaşayanlar daha ağır yas tutuyorlar: geride kalan, genellikle birkaç gün sonra eşinin arkasından ölüme gidiyor.

öyle bir an geliyor ki, ikisi de doğru zamanın geldiğini anlıyorlar. işte o zaman, çiftleşme gerçekleşmeden önce oynadıkları aşk oyunları saatlerce, hatta günlerce sürebiliyor. heyecanlandıkça renkleri daha parlak bir görünüm kazanıyor, dansları daha samimi bir havaya bürünüyor ve erkeğin tahrik edici "gelgit" hareketleri yoğunlaşıyor. sonunda karnındaki torbasını iyice açarak dişisine "artık torbayı doldurabilirsin" mesajını veriyor.

inanılmaz ama gerçek: denizatlarında erkekler hamile kalıyor. heyecan doruk noktasına ulaşınca dişi, ortaya çıkan yumurta kanalıyla, erkeğin karnındaki içi su dolu kuluçka kesesinin içine giriyor. daha sonra eşinin spermatozoitleriyle döllenmesi için yumurtalarını buraya bırakıyor. bu sırada erkek, yumurtaların, kesenin içinde olabildiğince eşit dağılabilmesi için beşik hareketi yapıyor.

çiftleşmenin ardından, deniz çayırları arasında yapılan geziler sona eriyor. kesesi tıka basa dolan erkek, artık sadece hamilelikle meşgul oluyor. denizatının türüne göre, kuluçka torbasının içinde 1.600'e yakın yavru gelişiyor. pigme denizatında ise sadece iki tane yavru oluşuyor. erkek, bir metrekare gibi küçücük bir alandan dışarı çıkmayıp giderek şişmanlarken, eşi yüz kat daha büyük bir alanı dolaşıyor.

balıkların arasında, renkli levrekgillerde olduğu gibi, erkeklerin hamile kaldığı başka türler de var. ama, gerçek bir hamilelikten sadece denizatında söz edebiliriz. kuluçka kesesinin içindeki doku, memeli hayvanların dölyatağında olduğu gibi kalınlaşarak, embriyonların kan damarlarıyla beslendiği bir tür plasentaya dönüşüyor. bütün bu süreç, insanda ana sütü üretimini uyaran prolaktin hormonu tarafından kontrol ediliyor.

4-6 hafta sonunda doğum anı gelip çatıyor. bir deniz sazının sapına tutunarak, patlamak üzere olan torbasını zorlamaya başlıyor. başta oldukça dar olan kesenin ağzından ilk yavrunun dışarıya fırlaması neredeyse tam bir gün sürüyor.

ardından diğer yavrular çiftler halinde dışarıya çıkıyorlar. babanın işi ancak kırkıncı yavrudan sonra kolaylaşmaya başlıyor. artık her ıkınmanın ardından on ve daha çok yavru fırlıyor dışarıya. doğum sürecinin bütünü o kadar acı verici ve yıpratıcı gelişiyor ki, bazı babalar bitkin düşerek ölüyorlar. bazıları da, geriye kalan yavrular kesenin içinde öldüğü için dibe çöküyorlar.

ama başarılı bir doğumdan sonra erkek, babalık görevini tamamlamış oluyor. yavrular, başlarının çaresine bakmayı kendi kendilerine öğreniyorlar. doğumun bu kadar zor geçmesine rağmen, bazı erkekler daha ertesi sabah yeniden dişilerine kur yapmaya başlıyorlar.

denizatları flört etmedikleri, aşık olmadıkları ya da doğurmadıkları zamanlar ne yaparlar? çok hareketli olmadıkları kesin, yüzme konusunda sergiledikleri performans pek de parlak sayılmaz. nasıl olsun ki? toplam üç küçük yüzgece sahipler. sırttaki yüzgeç, hareketi için gerekli enerjiyi, solungaçlarının altındaki diğer iki yüzgeç de yönlendirmeyi ve dengeyi sağlıyor. gerçi tehlikeli durumlarda hızını kısa süreli artırabiliyor. o zaman yüzgecinin dakikadaki vuruş sayısı 35, hatta bazı uzmanlara göre 70'e kadar çıkabiliyor.

ancak zamanın büyük bölümünü deniz sazları, mercanlar ya da hemcinslerinin boyunlarına asılı durarak geçiriyorlar. her ne kadar gün boyunca tembellik ediyor gibi görünseler de, aslında bu sırada karınlarını doyurmakla meşgul oluyorlar. denizatları ava çıkmıyor, küçük yengeçler ya da balık yavruları gibi lezzetli yiyeceklerin ağızlarına kadar gelmesini bekliyorlar.

bunları suyun içinden emiyor ve çiğnemeden yutuyorlar. bütün bu işlem o kadar çabuk gerçekleşiyor ki, çıplak gözle izlemek mümkün değil. ama sesi duyulabiliyor. yeni doğmuş bir denizatı, on saat içinde yaklaşık 4.000 karides yutabiliyor.

(bkz: efsaneleri çağrıştıran zarafet: denizatı... denizlerin en hoş ve en zarif hayvanlarından... güzellikleriyle göz zevkimizi okşayan bu küçük canlı, ilginç yaşam biçimiyle de bizi şaşırtıyor. an... focusdergisi )
1 /