deux jours une nuit

beyaz buz deniz kara beyaz buz deniz kara
edip cansever, umutsuzlar parkı'nı -hem de büyük harflerle- "insan / sana güveniyorum / saygılarımla" yazarak bitirmiş. yıl bin dokuz yüz elli sekiz. şimdi söylenir mi, bilmiyorum.

filmde hem umutsuzluğu; hem de aynı insan gibi basit ve gündelik bir konu üzerinden, bir yandan marion cotillard'ı hayranlıkla seyrederken bir yandan bir kez daha bu sözü düşüneceğiz. birçok karaktere bürüneceğiz, birçok sıkıntımız olacak, yani birçok aynaya ihtiyacımız olacak, kendimizi görmek için. öyle ya, bataklık da ayna, gökyüzü de çoğu zaman. yani hiçbir zaman bu sorunun cevabını bulamayacağız, sanırım.

bir de küçük not: her filmin açık yapıt olması gerektiğini düşünmüyorum ama, bu filmdeki ana meseleyi sonuçlandırmadan bırakmak tüm bu düşünceleri daha da derinleştirirmiş, filme daha çok yakışırmış, gibi.
elastigirl elastigirl
seyir süresince insana sandra gibi hissettiren onunla birlikte skor saydıran, iş hayatının berbatlığı hasbiyle herkesin hayatından birşey bulabileceği ağlaklığa sapmadan dik duran bir kapitalizm eleştirisi yapan film.
givemeahug givemeahug
--- spoiler ---

film kapitalizm eleştirisinden ziyade, kapitalist sistem içinde sıkışmış bireyin depresyonu çevresinde dönüyor, dardenne kardeşler şimdiye kadar hiçbir filmlerinde direkt olarak kapitalist sistem eleştirisi yapmadıkları gibi bu filmde de bunu yapmıyor ve insanı ve insani durumları gözlüyor. oyunculuğa gelince, şimdiye kadar hiçbir depresif karakterle bu kadar empati kurabildiğim bir film izlememiştim, demem o ki, pasif kaldığı, yeterli duyguyu size geçiremediği için eleştirdiğiniz depresyon tam da böyle bir şey ve en gerçekçi ancak böyle oynanabilirdi. sistem insanı öğütür, örseler; yaşamak için asgari enerjiden fazlasına ihtiyaç duymamaya iter. sonunda ya depresyona girersiniz, ya da kimliğinizi sisteme satarsınız. sandra depresyona girenlerimizden, hayatta kalma içgüdüsü ağır basanlarımızdan ve bir kutu xanax yutup aldığı bir oy sonrasında midesini boşaltmaya çalışanlarımızdan. sistemin bu içgüdüsünü yok ettiği işçilerin aksine.
filmde ana karaktere bu kadar yakınken, yüzündeki neredeyse her mimiği gözlemeye olanak tanınırken kapitalizm eleştirisi deyip filmi etiketlemek yanlış bir okuma gibi geliyor. sandra arabada gördüğü rüyada çocuğunun boğulduğunu görüyordu, bu aslında 2 gün ve 1 gece boyunca mücadelesini verdiği şeye ihanet ettiğini hissettiği an bilinçaltının rüyasında su yüzüne çıkmasını simgeler. bir yandan diğer çalışanları iknası sürecinde gerçekleşen her diyalog aslında bir hesaplaşmanın, bir savaşın aks edişidir. bu savaşı ise en yoğun timur karakterinde görürüz, öyle ki yaptığı tercihten dolayı ciddi bir vicdani rahatsızlık duymakta ve ağlamaktadır. çalışanlardan kimisi gerçekten güç durumda olduğu için ikramiye almama riskini göze alamazken, kimisi sadece verandasını yenilemek için aynı riski göze alamayıp bir insanın işinden olmasına göz yumabilmektedir. ve bu tam olarak, erdemin, ahlakın, insan olmanın gereklerinin ne olup olamayacağının sorgulandığı, izleyiciyi de çalışanlarla beraber 'ben olsaydım' sorgusuna çeken bir gözlemdir. tam bu noktada, kişisel menfaat mi toplumsal menfaat mi? ikramiye mi, dayanışma mı? soruları filmin alt metnini doldurur.

filmi izlerken, sonunu düşünmeden edemedim, sade'dan etkilenen bir bakış açısıyla tüm oyların ikramiyeden yana çıkmasını bekledim, film ne benim tahminimce sadist ne de optimistik tabloyla çoğunluğun sandra'dan taraf çıkması ile son buldu, gerçekçi bir sonla bitti, ve vicdani mastürbasyonunu yapan sandra'nın film boyunca gerçekten gülümseyebildiği tek sahne ile... bunca insanı ikramiyeden vazgeçirmekle onlara karşı yeterince borçlanan ve bunun yüküyle depresyonu derinleşen sandra, son teklifi reddetmekle hem insanları ikramiyelerinden etmedi, hem de -kendi durumunda- ahlaki açıdan tam bir zıtlık barındıran teklifi kabul etmeyip fazladan bir hafifleme yaşadı, gülümseten eni konu budur işte.
--- spoiler ---
denizindibinebağlananadam denizindibinebağlananadam
jean-pierre dardenne & luc dardenne kardeşlerin son filmi olma özelliğini taşıyan sistem eleştirisi niteliğinde yapıt. film psikolojik sorunlar nedeniyle işinden ayrılan ana karakterin ''sağalma'' sürecinden sonra sistem içinde eski yerini alma çabasına dayanıyor diyebiliriz. hastalığından önce güneş paneli üreten küçük bir firmada çalışan az sayıda işçilerden biri olan karakterimiz sağlığını kazandıktan işine geri dönerek aile ve sosyal statüdeki yerine geri dönmek bi başka deyişle normalleşmek ister. ancak tam da bu noktada kilit rolü oynayan işine geri dönmesi kolay değildir. fabrika mesai saatindeki küçük bir artışla daha az işçiyle üretimi idame ettirebileceğini fark etmiştir. bunun üzerine bir saat fazla mesai karşılığında bin euroluk bir avans teklif eder. işçilere cazip gelen bu teklifi sunarken kefenin diğer yanına üstü kapalı olarak karakterimizin işini koyar. bu acı ilişkiyi yönetmenlerce ?performans takıntısı ve çalışanlar arasındaki vahşi rekabet.'' olarak işleniyor. film boyunca izleyeceğimiz karakterimizin işini ger kazanmak için verdiği mücadele içinse şahsi kanaatim şöyle; bu filmin bu kadar uzun tutulmasına gerek var mıydı ?
senmurw senmurw
"çalışmak uğruna, çalışabilmek için daha çok çalışmak." bu filmin bir cümlelik özeti bu olurdu herhalde.

herkesin böylesine haklı ama bir o kadar da mağdur olduğu bir filmi uzun zamandır izlememiştim. her teklif, insanı bir seçişe; her seçim de, bir vazgeçişe itiyor. haklılık ve mağdurluk arasındaki ilişki bu yüzden hiçbir zaman birbirinden ayrılamıyor.

bizatihi sistemin olmasa da, belirli bir topluluğun görüşüne dayanan ihtiyaçtan doğan muhtaçlığın, birey üzerinde mental bağlamda yarattığı müthiş yıpranma çok iyi işlenmiş. o yüzden filmi, kapitalizme bir eleştiriden ziyade sosyolojik ve psikolojik açıdan ele alırsak eğer daha empati kurulabilir hâle getirmiş oluruz. yoksa en büyük eleştiri zaten modern times ile yapılmıştı.

sanırım bazı konularda tümdengelime nazaran, tümevarıma yoğunlaşmamız gerekiyor.
sütü kimin ısıttığına değil de kimlerin ağzının yandığına odaklanarak yürütülen bir bir'leşim; temeli sağlam bir fikir birliği oluşturacağı gibi, bu temele istinaden kati suretle başarıya erişecek eylemi de kolaylaştırır.

tanım: 2014 yapımı fransız dram filmi.